Baba yaşamanın amacı var mıdır?' dedim. Sözü nereye vardırmak istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Baba, yaşamayı sürdürmen için bana bir tek neden gösterebilir misin? En kısa sürede yok olman daha doğru olmaz mı? demek istiyordum. Ama onun gibiler, ince imaları kavrayamaz. Şaşırdı, gözleri yerinden uğradı, suratıma bakakaldı. Yetişkin insanların o gülünç şaşkınlığından nefret ediyorum. Sonunda ne dese beğenirsiniz? 'Oğlum, yaşam boyunca amaçlayacağın şeyi kimse veremez sana, amacını kendin belirlersin,' dedi.
Ya bedel ödeyeceklerdi, ya vebal... İlkini tercih ettiler, can verdiler... Sonrakilere hür ve müreffeh bir hayat bırakmak için kanlarını sebil ettiler. Aynı fedakârlığı göstermek bizim de boynumuzun borcudur.
“Dönüp onu sırtüstü devirdim ve sonra da üstüne çıktım. Kasıklarının üstünde ata binme pozisyonu alırken sabahlığım aralanmıştı. Avuçlarımı güçlü göğsünde dolaştırıp yanık tenine tırnaklarımı geçirdim. Kalçalarım üzerinde inip kalkıyor…”
Sabahları arayan olmuş mu diye telefonumu açarken duyduğum heyecanın kısa bir süre sonra elimi titretecek kadar büyük bir hayal kırıklığına dönüşmesini hiçbir şey engelleyemedi.
Asla varılamayacak yere her zaman dosdoğru gidildiği için mi, yoksa varışı olmayan yere doğru dönüp durulduğu için mi hiçbir şeyin sonunun olmadığını kimse bilmez?
-Femando Pessoa, Tanrılar Konsili