Parayla günahtan arınma sürecindeki kaçınılmaz yozlaşmaya rağmen ceza kılavuzları Hıristiyanlara bedenleriyle ne pahasına ne yapabileceklerini en ince detayına kadar gösteriyordu. Domuzla seks yapmış bir adam, eşiyle anal seks yapmış bir adamdan Tanrı katında daha az suçlu olduğunu bilirdi. Keza bazı bölgelerdeki kadınlar bir adamla oral seks yapmanın o adamı öldürmekten daha büyük bir suç olabileceğini biliyorlardı. Hangi ceza kılavuzlarının gerçekten kullanıldığını bilemeyiz ama pek çok suçlunun yola gelmeye çalıştığını tahmin edebiliriz. Lanetlenme korkusu, ayda sadece birkaç gün seks yapma anlamına gelse bile, bir inançlının kaldıramayacağı kadar ağır bir yüktü. Ceza kılavuzlarının etkili olduğu MS 500'den yaklaşık 1050'ye kadar uzanan dönemde Avrupa'da nüfus artışı azaldı. Sonraki Hıristiyan hukuku çiftlerin daha sık seks yapmasına izin verdiğindeyse artış başladı. Böylesine büyük demografik değişimlerin elbette bir sürü sebebi vardır ama yapılacak her açıklamanın yalın bir hakikati kabul etmesi gereklidir: Nüfus artışı çoğunlukla cinsel ilişkiye bağlıdır. Yeni binyıldan itibaren ceza kılavuzlarının yerini resmi mahkemelerin uyguladığı genel yasalar aldıysa da ceza kılavuzlarının etkisi yüzyıllarca hissedildi. Seksin üzerine pis bir koku çöktü ve biz hâlâ o kokuyu alabiliyoruz. Daha 1980'de Papa II. Jean Paul, eşlerine karşı tutkulu cinsel arzu besleyen evli erkeklerin ahlaken zina suçu işlediklerini beyan etti; bu tutumun izleri doğrudan ortaçağın başlarına ve ceza kılavuzlarının kasvetli ahlak evrenine kadar gider.
Sayfa 144 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Her ceza kılavuzu mastürbasyonu yasaklıyordu ama mastürbasyon yapan papazlar birbirlerine hafif cezalar veriyorlardı. 19. yüzyıla ait Paenitentiale Bigotianum mastürbasyon yapan papazlara üç haftalık ceza verirken, sıradan insanlara bir yıllık cezayı öngörüyordu. Papazlar dini tefekkürün cinsel düşüncelerle kesintiye uğramasına şaşırmıyorlardı. Theodore Yasaları "sadece düşünceyle" boşalan bir papaza bir haftalık ceza öngörüyordu ama papazın bir kadınla birlikte olarak boşalması durumunda cezayı artırıyordu. Sıradan insanlar için mastürbasyonun cezası, eylemi yapan kişiye ve yapılış tarzına bağlıydı. Sözgelimi yapay araçlar kullanan kadınlar, erkeklerden daha sert cezalandırılıyordu. Mekanik yardım alan erkekler sadece kırk günlük cezaya çarptırılırken, yapay penis kullanan bir kadın eğer penisi yalnız başına kullanmışsa bir yıl, bir kadınla paylaşmışsa üç yıl cezaya çarptırılıyordu. Daha sonraki yüzyıllarda mastürbasyona daha sert cezalar verildi. Mastürbasyonu livatacılığa yol açan bir iğrençlik olarak gören Fransız teolog Jean Gerson 1388'de papazların mastürbasyon itirafçılarını dinlerken kullanmaları için bir kitap yazdı. Gerson çok az delikanlının veya adamın bu eylemi itiraf edebileceğini biliyordu, bu nedenle papazlara açık sözlü olmalarını salık veriyordu: "Dostum, genelde oğlanların yaptığı gibi aletine dokundun veya onu okşadın mı?" Eğer tövbekarlar suçlarını ifşa etmeye yanaşmazlarsa, papazlar onlara günah çıkarma hücresinde yalan söylemenin ciddiyetini hatırlatıyordu. Ayrıca Gerson mastürbasyon yapanlara birtakım soğuma egzersizi öneriyordu: sık sık dua etmek, kendini kırbaçlamak, soğuk suya girmek ve şeytanı def ederken yere tükürmek. Ceza kılavuzu yazarları eşcinselliği de kınıyordu ve mastürbasyonda olduğu gibi cezalar eylemin biçimine ve sıklığına göre
Sayfa 142 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Griboyedov’la 1817’de tanışmıştım. Melankolik karakteri, hırçın zihni, nahif ruhu, en kusurlu yönleri ve günahları; insanlığın kaçınılmaz mihmanı... Onunla ilgili her şey sıra dışı bir çekiciliğe sahipti. Hırslı ve bir o kadar da kabiliyetliydi. Fakat uzun bir süre küçük dertlerin ve belirsizliklerin ağına takıldı. Devlet adamlığı kabiliyeti keşfedilmedi. Şairlik kabiliyeti ciddiye alınmadı. Hatta hırslı ve korkusuz oluşundan bile bir süre şüphe edildi. Sadece birkaç arkadaşı onun değerini anladı; fakat onun sıra dışılıklarından söz ettiklerinde, herkesin yüzünde şüphe dolu bir tebessüm belirirdi, o aptal, katlanılmaz tebessüm. İnsanlar sadece başarıyı önemserler. Aralarında tek bir av müfrezesine bile liderlik etmemiş bir Napolyon ya da Moskova Telgraf’ta tek satır yayımlamamış ikinci bir Descartes olabileceğini düşünemezler. Bununla birlikte, başarıya tapınmamızın kaynağı belki de bencilliğimizdir: Sonuçta sesimiz, ihtişamın bir parçasıdır.
Spoiler Içerir
(SPOILER) Benim adım Ada Accardi ve on bir yaşındayım. Saçlarım simsiyah, gözlerim kahverengi olmasına rağmen kimileri onların da siyaha benzediğini söylüyor. Bir erkek kardeşim var, adı da Nicolas. İki dil biliyorum: İngilizce ve İtalyanca. En sevdiğim yemek peynirli makarna, özellikle de annemin peynirli makarnasına bayılıyorum. En sevdiğim kitap Lois Duncan’ın Daughters ofEve kitabı. En sevdiğim dondurmaysa kurabiye atomali olan. Ayrıca yan komşumuz Jonathan Lowell’ı öldürdüm. Son bir şey daha: Hiç pişman değilim. (Şok üstüne şok yaşıyorum)
Avrupa'nın erken döneminde köylü halk Aziz Augustinus'u hiç okumamıştı. Neredeyse hiçbiri okuma yazma bilmediğinden, Tanrı'nın kelamını anlaşılır şekilde tercüme eden yerel din adamlarına belbağlamışlardı. İsa'nın tanrısallığı veya Teslis'in doğası hakkındaki karmaşık sorulara köylerde rastlanmıyordu. Buralarda insanları ilgilendiren ve rahiplerin de çokça zaman ayırdıkları mevzu seksti. Din adamları erken ortaçağın ahlak polisleriydiler ve cehennemden kurtuluşun, seksten olabildiğince uzak durmaya ve gerektiğinde seksi sınırlı ölçüde yaşamaya bağlı olduğunu öğretiyorlardı. Hıristiyan seks politikasının kaba hatları Augustinus ve Jerome gibilerince çizildi ama beş yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca asıl iş kiliselerin günah çıkarma hücrelerinde yapıldı. Papazların ve tövbekarların çoğu birbirini gayet iyi tanıyordu ama günah çıkarma hücresinin karanlığında komşuluk ilişkileri sona eriyordu. Papazlar günah çıkarma rolünü üstlendiklerinde artık eski dost veya manevi önder değil, tövbekarların kötü amellerini tartıp neticeye bağlayan yargıçlardı. Günah çıkarma ritüeli tövbekarın cinsel yaşamının her ayrıntısını rüyalar, boşalmalar, pozisyonlar, aldatmalar- anlatmasını gerekli kılıyordu. İnsanların neredeyse tüm cinsel faaliyetleri yasak olduğundan bu itiraf işlemi tüyler ürpertici olsa gerek. İtirafı dinleyen papaz, kilisenin iyi cinsel davranışı kötü olandan ayırt etmek için kullandığı "penitential "lere, yani ceza kılavuzlarına başvurarak her günaha belli bir ceza veriyordu. Bu kılavuzlar kilisenin en üst görevlileri tarafından yazılarak, yerel olarak derleniyordu ve bir bölgeden diğerine önemli ölçüde farklılık arz ediyordu. Aralarındaki farklılıklara rağmen hepsinin verdiği temel mesaj şuydu: Her türlü seks kirli ve kirleticidir ama bazı seks eylemleri diğerlerinden
Sayfa 138 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
René Guénon'un hayattayken yayımladığı son yazıları, belki de 1950 Eylül'ünde, "La cité divine" (İlâhî Site) başlığıyla bir makalede yayımlanacaktı. Bu site, Saint Augustine'le ilgili değil, fakat Hint geleneğiyle ilgilidir. O yazılardan hatırımda kalan sonuç kısmıdır. Orada Guénon, bize o manevi sitenin ne olduğunu söylüyor: "Bu manevi site gerçekleştiği ölçüde ancak "medeniyet"ten söz etme hakkını bulacağız." Buna şunları ekliyordu. Bunlar son satırlardı: İşte modern dünya, bu adla adlandırılan her şey ve en üst düzeyde "medeniyet" denilen şey, sadece bir karikatür olabilir ve hatta birçok açılardan medeniyetin tam karşıtı olur. Geleneğe karşı bir uygarlığın böyle bir ada layık olması şöyle dursun, aslında gerçek medeniyetin kesinlikle karşı tezi durumuna düşer.
Sayfa 21