Bir hayal için yaşamaktaydım. Derken o hayal, ümide dönüştü. Tünelin ucunda ışık göründü. Hatta parıldadı da. Tam dokunacakken hak ettiğim aydınlığıma, en güvendiğim insanlar önüme geçti. "Sen bu mağarada yaşayacaksın, çıkmayacaksın dışarı," dediler. Işığı gövdeleriyle kapatarak, "Yok öyle bir parıltı, senin yerin burası," diye kükrediler. Hatta ışığa da kızdılar, "Neden heyecanlandırıyorsun bu köpeği," diye. Sustum. Sezdim kendimden çok başkaları adına yaşadığımı. HİZMET etmem gerekiyormuş meğer. HEZİMETim için çabaladığımı anlamamla son bulan hayalimi, HUZURum için hedef seçmeme sebep oldular.
Tüm edebiyatım da aynen budur. Bilinsin isterim
Son yüzyılda arzu konusunda biraz abarttık.Neyin nesi olduğunu anlamadan eller kollar sallanıyor ama sonra fark ediliyor ki olan göz kamaşmasıymış bir karışıklıkmış.