Carlo M. Cipolla
Saf insanların, yani sistemimizde H alanına girenlerin, kural olarak aptal insanların tehlikesini fark etmemelerine şaşmamalı. Bu onların saflığının bir başka görünümüdür sadece. Asıl şaşırtıcı olan, akıllı insanların ve haydutların bile çoğu zaman aptallığın yıkıcı ve yok edici gücünün farkına varamamasıdır. Bunun nedenini açıklamak son derece zordur. Aptal insanlarla karşılaştıklarında haydutlar gibi akıllı insanların da hemen daha yüksek miktarda adrenalin salgılamak ve savunmaya hazırlanmak yerine, genellikle kendini beğenmişlik ve küçümseme duygularına kapılma hatasına düştükleri varsayılabilir. Ayrıca genellikle aptal birinin sadece kendine zarar verdiğine inanılır, ancak bu aptallıkla saflığı karıştırmaktır. Bazen kişi, aptal birini kendi amaçları için kullanmak amacıyla onunla iş birliğine bile meyledebilir. Böyle bir taktiğin sadece feci etkileri olabilir çünkü: a) Aptallığın temel doğasının tamamen yanlış anlaşılmasına dayanır; b) Aptal kişiye yeteneklerini kullanması için daha fazla alan sağlar. İnsan aptal birini kullanabileceği düşüncesiyle kendini kandırabilir ve hatta bunu bir dereceye kadar başarabilir. Ancak aptal kişinin dengesiz davranışları nedeniyle eylemlerinin ve tepkilerinin tamamı kestirilemez ve onun öngörülemeyen eylemleri akıllı kişiyi kısa sürede yerle bir eder. Bütün bunlar Dördüncü Temel Yasa'da açıkça özetlenmiştir: Aptal olmayan insanlar, aptal insanların zarar potansiyelini her zaman hafife alır. Özellikle de aptal olmayan insanlar; her zaman, her yerde ve her koşulda aptal kişilerle iş yapmanın ve/veya ilişki kurmanın kaçınılmaz biçimde pahalıya mal olan bir hata olduğunu sürekli unuturlar. Kamusal ve özel yaşamda sayısız insan Dördüncü Temel Yasa'yı çağlar boyunca göz ardı etmiş ve bu durum insanlığa hesaplanamaz zararlar
Felsefe
III. Murad öldüğünde, Manisa sancağında bulunan Şehzade Mehmed'e gizlice adam gönderip çağırdılar. Mehmed doğru hareme gelip vâlide sultanla buluştu. Arkasından devlet erkânı bi'at ettiler. III. Mehmed, eski kural gereği sancaktan gelerek tahta oturan son pâdişahtır. Halefi I. Ahmed, haremde vâlide sultan gözcülüğünde pâdişah olmuştu. Bu yöntem, vâlide sultanın devlet içinde önemini son derece artırmıştır. Vefat eden padişahın yerine kimin geçeceğini, kafes sisteminde ilkin vâlide belirliyordu.
Sayfa 60 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Son zamanlarda kendime bir kural koydum ve uymaya çalışıyorum: sorulan kadar cevap ver.
Sayfa 38·Kitabı okuyor
Pâdişahın son karar mercii ve veziriâzamın onun mutlak vekîli olması kuralı, Kanunî'den sonra gelen pâdişahlar döneminde ihmâl olunmuştur. İdarede düzensizlikler hakkında XVI. yüzyıl sonları XVII. yüzyıl başlarında lâyiha (rapor) veren bürokratlar tarafından, bu temel kuralın terk olunmuş bulunması idarede kargaşanın başlıca nedeni sayılmıştır. Onlar, devlet işlerinde önemli kararların sarayda pâdişaha yakın sorumsuz kişiler, musahib-nedîmler, vâlide sultanlar, müneccimler, pâdişah hocaları, şeyhler tarafından verildiğini; sonuçta hazinenin, hâs ve timarların, kadılıkların yağma edildiğini belirtirler. Bu gözlem tam gerçeği yansıtır; eski düzen, eski kanûn ve nizâm, Devlet-i 'Aliyye'nin temel direği yıkılmıştır. Kanunî'den sonra II. Selim (1566-1574) çoğu vaktini işret meсlislerinde, hamam âlemlerinde geçiren bir pâdişah olarak tanınır. Gelenekçi tarihçiler, Osmanlı Devleti'nin bu dönemde kargaşaya düşmesini III. Murad (1574-1595) döneminden başlatmakta haklı görünmektedirler. Modern tarihçi, anarşi ve çöküşün gelişinde genel ekonomik koşulları, özellikle Avrupa'da bilim ve teknolojide, taktik ve silâhlarda meydana gelen ilerlemeyi, Askerî Devrim'in yıkıcı etkilerini birinci derecede dikkate almak zorundadır. Osmanlı devlet sisteminde tek ve mutlak otorite kaynağı olan pâdişahlıkta meydana gelen bozulmayı, kötüye gidişin temel etkenlerinden biri olarak hesaba katmak gereği ortadadır. Özellikle, Avrupa Askerî Devrimi, Osmanlılarda halktan tüfekli askerî birliklerin, sekban ve sarıcaların ortaya çıkması yapısal değişiklikler getiren temel değişmelerden başlıcasıdır. Burada özellikle belirtmeye çalıştığımız nokta, pâdişahın mutlak otoritesi, tüm imparatorluk çatısını tutan kilit taşıdır; 1574-1623 döneminde bu temel kural etkisini yitirmiştir. Tek ve mutlak pâdişah
Sayfa 46 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
XVII. yüzyılda asker ocaklarının, hatta halkın, Ayak Dîvânı'nda padişah huzuruna çıkarak önemli kararlar alındığı görülür. Eskiden önemli davalarda padişahlar, doğrudan doğruya Dîvân toplantılarına başkanlık ederler ve son karar onun sözüyle alınırdı. Bu âdet terk olunduğu zaman da Dîvân'da perde ile örtülü pencere arkasında onun daima hazır bulunduğu düşünülürdü. Kanunî Süleyman önemli işler görüşülürken daima perde arkasından dinler ve son kararı kendisi verirdi. Bu önemli kural kendisinden sonra gelen üç padişah zamanlarında gözetilmemiştir.
Sayfa 45 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Odadaki üç kişi donmuş gözlerle ona kilitlenmişti. Sistemin kurallarını delmeye teşebbüs ettiği Tunç'un zihninde bir şimşek gibi çaktıysa da artık geri dönüşü yoktu. Dış hat kapalıydı. Belli ki az önce gelen cızırtı bir tuzaktı ve bir anlık refleksle sistemi tuzağına düşmüştü. Tunç o an yıkıldı. Savunması düşmüştü. Rana'nı bakışlarına kilitlendi. Vurgusuz kısık bir tonla çıktı ağzından kelimeleri. "Özür dilerim, boşluğuma geldi..." Ekrandaki mesajın altına yeni bir satır eklendi. "KURAL İHLALİ! ŞİMDİ BİR ŞEY ALACAĞIZ."
Sayfa 63·Kitabı okudu
Alıntı