Son vapurda, bir kadına rastlar,
Kibarca gülümsersin .
Kaybettin, geri gelmez artık.
Vapur gider bir yana,
Kadın gider bir yana,
Kalbin kalır ortada.
Yalnızca bir anlıktır mutluluk.
Sevdalar, heyecanlar;
Hepsi bir anlık.
Kalansa, tortusudur hayatın,
Yalanlar ve acılar;
Bir de yalnızlık.
Umut.— Pandora içi kötülüklerle dolu olan kutuyu getirip açtı. Dış tarafı güzel olan o baştan çıkarıcı armağan “mutluluk kutusu” olarak adlandırılmıştı ve Tanrıların insanlara verdiği bir armağandı. Derken tüm kötülükler birer canlı, kanatlı varlıklar gibi peş peşe ondan çıkmaya başladı; o gün bugündür, tüm o kötülükler ortalıkta dolanıyor ve gece gündüz insanlara zarar veriyor. Tek bir kötülük henüz kutunun dışına çıkmamıştı: O zaman Pandora, Zeus'un isteği üzerine, kutunun kapağını çarparak kapatmış ve son kötülük kutunun içinde kalmıştı. Şimdi insan kendi evinde sonsuza dek mutluluk kutusuna sahiptir ve göz kamaştırıcı bir hazinesi olduğunu sanmaktadır; bu hazine insanın hizmetindedir, istediği zaman ona ulaşabilir; çünkü insan Pandora'nın getirdiği kutunun kötülükler kutusu olduğunu anlamıyor ve kutunun içinde kalan kötülüğü dünyevi servetin en büyüğü olarak kabul ediyor—bu servet umuttur. — Çünkü Zeus, diğer kötülüklerden ötürü ne kadar acı çekerlerse çeksinler, insanların yaşamlarından vazgeçmelerini istemiyordu, bunun yerine yeniden acı çekmeye devam etmelerini istiyordu. Zeus böylelikle insanlığa umudu verir ama aslında umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü insanların ıstırabını uzatır.
Veliaht prens Hal'ın serserilik günlerinin en
yakın dostu olan Sir John Falstaff, gülmece alanında yalnız Shakespeare'de değil, belki tüm dünya edebiyatında en başarılı kişidir.
Yetmişindeki bu şişman adamın, basit bir "komikliğin" sınırlarını aşan, son derece karmaşık bir kişiliği vardır: Hem alışılagelmiş ahlak kurallarının tümünü çiğner, hem de son derece
iyi yüreklidir; hem herkesi sömürür, hem de onlara kucak dolusu mutluluk bağışlar; hem yetmişindedir, hem de gençliğin
olanca canlılığı ve sevimliliği içindedir; hem sürekli yalan söyler, hem de yüreğine iner karşısındakiler bu yalaniara inanırlarsa;
hem düpedüz korkaktır, hem de hiçbir babayiğitin göze alamayacağı işlere girışir. Falstaffın karşı konulmaz şirinliğinin nedenlerinden biri de , kusurlarını hiç mi hiç gizlememesi, hatta bu kusurlar sayesinde daha da sevimli olmanın yolunu bulmasıdır.
Falstaff ahlak kavramlarını öyle bir tersyüz eder ki, başkalarında çok çirkin görünebilecek davranışlar; örneğin şişman bir ihtiyarın bütün gününü yiyip içmekle, kadın kız peşinde koşmakla geçirmesi ya da yollarda haydutluk etmesi, onda birer şirinlik muskasına dönüşür. Falstaffın şakalarında, nüktelerinde hiçbir
burukluk yoktur. Kendi gülerken başkalarının da gülmesini istediği
için alay eder herkesle . Üstelik başkalarıyla alay ettiği gibi, kendisiyle de çok iyi alay etmesini bilir.