Günaydınnnnnn. Bizler etten kemikten ya da soğuk atomlardan değil; yaşanmış, anlatılmamış ve henüz yazılmamış hikayelerden yapılmış varlıklarız. Her sabah yatağınızdan kalktığınızda, heybenizdeki o güzel anlatıları yeryüzüyle paylaşmak için yeni bir fırsat doğar. Ancak modern dünya, her sabah önümüze pırıltılı bir illüzyon koyar ve bizi kendi hikayemize yabancılaştırmak ister. Güne başlarken zihninizi arındırmak için felsefenin dostluğuna sığının. Stoacı filozof Epiktetos , yüzyıllar öncesinden bize şöyle seslenir: "Hayatta önemli olan başımıza ne geldiği değil, ona nasıl tepki verdiğimizdir." Yani ve kısaca Epiktetos abimiz, kontrol edemediğimiz dış dünyaya (hava durumu, trafik, başkalarının kabalığı) öfkelenmenin anlamsızlığını anlatır. Sabah uyandığınızda başınıza gelecek olumsuzlukları değiştiremezsiniz ama onlara vereceğiniz tepkiyi, yani kendi iç huzurunuzu tamamen siz seçersiniz. Güne bu farkındalıkla başlamak, ruhsal bir zırh kuşanmaktır. Bu felsefi bilinci fiziksel bir güçle desteklemek ve güne biyolojik olarak mükemmel bir başlangıç yapmak ister misin sevgili okur.. Bunun için; Uyandıktan sonraki ilk 30 dakika içinde mutlaka büyük bir bardak ılık su için. Gece boyu susuz kalan vücudunuz, stres hormonu olan kortizolü yüksek salgılar. Su içmek, metabolizmayı uyandırarak bu stres seviyesini doğal yoldan düşürür. 20-20-20 Kuralı (Zihinsel Odak): Güne başlarken ilk 20 dakika telefon ekranına bakmayın (göz ve zihin yorgunluğunu önler). Sonraki 20 dakika hafif esneme hareketleri yapın. Son 20 dakikayı ise gününüzü planlamaya veya sessizce kahvenizi yudumlamaya ayırın. Tam olarak uyandıktan 90 dakika sonra kahve :))) Not: umarım Bevlet Bahçeli'nin hesaplamalarına benzemiştir 😂😂 merak edenler şuradan
New York’taki ön seçim sonuçları, son dönemde ABD siyasetinde, özellikle de Demokrat Parti içinde yaşanan en büyük kırılmalardan birini gözler önüne seriyor. Kentteki ilerici ve sosyalist kanadın ne kadar büyük bir ivme yakaladığını çok net özetliyor. Bu sonuçların siyasi analizi ve arka planına dair birkaç önemli noktayı şöyle derleyebiliriz: 1. Güç Dengelerinin Değişimi: Mamdani Etkisi 2025'teki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'un ilk Müslüman ve sosyalist belediye başkanı olan Zohran Mamdani, bu ön seçimlerle birlikte rüştünü sadece bir belediye başkanı olarak değil, aynı zamanda kent siyasetini şekillendiren güçlü bir "oyun kurucu" olarak da ispatlamış oldu. Merkezci/müesses nizam Demokratların (Vali Kathy Hochul ve Hakeem Jeffries gibi isimlerin desteklediği adayların) kaybetmesi, parti içi liderlik yarışında sol kanada devasa bir koz verdi. 2. İsrail-Gazze Politikası Seçimin Kaderini Belirledi Seçim sonuçlarında en belirleyici unsur dış politika, özellikle de ABD'nin İsrail'e olan askeri ve diplomatik desteği oldu. Dan Goldman, bölgede tarihi olarak güçlü olan İsrail yanlısı (AIPAC destekli) çizgiyi korurken; rakibi Brad Lander (kendisi de Yahudi bir sosyalist olmasına rağmen) Gazze'deki askeri operasyonları sert bir dille eleştirdi ve askeri yardımların kısıtlanmasını savundu. Seçmenin yüzde 65,7 gibi ezici bir oranla Lander’ı seçmesi, geleneksel Demokrat seçmen tabanının bu konuda Washington yönetiminden çok daha farklı bir yerde durduğunu gösteriyor. 3. "Daha Fazla Demokrat Değil, Daha İyi Demokratlar" Mamdani'nin seçim sabahı söylediği bu söz, Demokrat Parti içindeki ideolojik savaşın da özeti niteliğinde. İlerici kanat, Cumhuriyetçilere karşı sadece "Demokrat" etiketine sahip olan isimleri kazanmayı yeterli görmüyor; ekonomik
Siyaset
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Erdoğan'ın NATO Genel Sekreterliği Tartışmaları Üzerine Bir Değerlendirme Son dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın NATO Genel Sekreterliği görevine getirilebileceğine yönelik çeşitli iddialar ve değerlendirmeler kamuoyunda yoğun biçimde tartışılmaktadır. Ancak konu, hukuki ve kurumsal çerçevede ele alındığında, görevde bulunan bir devlet başkanının kendi makamını sürdürürken aynı zamanda NATO Genel Sekreteri olarak görev yapabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. NATO Genel Sekreterliği, üye ülkelerin ortak mutabakatıyla belirlenen ve ittifakın siyasi koordinasyonunu sağlayan uluslararası bir görevdir. Bu nedenle herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı veya devlet yönetiminde aktif görev yapan üst düzey bir yetkilisinin mevcut görevini sürdürürken NATO Genel Sekreterliği makamını üstlenmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO Genel Sekreteri olabilmesi için görev süresinin sona ermiş olması ya da mevcut görevinden ayrılması gerekmektedir. Bu çerçevede ortaya atılan iddiaları yalnızca diplomatik bir görevlendirme tartışması olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Zira siyasi açıdan bakıldığında, bu tür söylemlerin Türkiye'nin iç siyasi dengeleriyle de yakından ilişkili olduğu görülmektedir. Özellikle seçim süreçlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında arzu ettikleri sonucu elde edemeyen bazı çevrelerin, Erdoğan'ın ulusal siyasetten uzaklaşmasını sağlayabilecek alternatif senaryolar üzerinde durduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu bakış açısına göre NATO Genel Sekreterliği tartışmaları yalnızca uluslararası bir görev değişikliğinden ibaret değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin siyasi geleceğini, liderlik yapısını ve güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir tartışma alanı olarak da
Jeopolitik Kaldıraç, Kurumsal Pragmatizm ve Gücün Mekaniği: Küresel Sağ Dalganın Gölgesinde Orta Doğu’nun Dönüşümü Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, uluslararası ilişkiler sistemi ideolojik kalıpların, demokrasi inşası vaatlerinin ve ulus-ötesi değerler siyasetinin tasfiye edildiği, bunun yerine tamamen faydacı, güce ve ekonomik altyapıya dayalı yeni bir gerçekçilik dönemine sahne olmaktadır. Bu dönüşümün en somut laboratuvarı, yakın döneme kadar vekil aktörler ve devlet dışı silahlı yapılar üzerinden yürütülen çatışmalarla şekillenen Orta Doğu coğrafyasıdır. Bugün bölgede, Washington’ın uzun yıllardır sürdürdüğü mikro-milliyetçilikleri destekleme stratejisinden vazgeçerek sınırları koruyan, merkezi devlet kurumlarını güçlendiren ve enerji merkezli kalıcı ağlar kurmayı hedefleyen yeni bir bölgesel mimariye yöneldiği görülmektedir. Uluslararası literatürde jeopolitik bir kaldıracı ifade eden bu yaklaşım, küresel sağ popülizmin yükselişi ve liderler düzeyindeki kişisel güç pragmatizmiyle birleştiğinde, hem Suriye-Irak-Türkiye hattındaki dengeleri altüst etmekte hem de iç siyaset ile dış politika arasındaki kırılgan bağı gözler önüne sermektedir. Küresel Deniz Ekseni’nden Kara Jeopolitiğine: Kavramsal Dönüşüm Tarihsel kökenleri itibarıyla bir coğrafyanın küresel bir denge merkezi olarak konumlandırılmasını ifade eden kaldıraç stratejisi, ilk olarak Asya-Pasifik bölgesinde, Hint ve Pasifik okyanuslarının kesişim noktasında yer alan takımada devletlerinin denizci kimliğini, liman altyapılarını ve mavi ekonomi kaynaklarını canlandırma vizyonu olarak doğmuştur. Bu özgün yaklaşım, büyük güç kutupları arasında dengeleyici bir orta güç olma arayışının ürünüdür. Ancak günümüz Orta Doğu denklemi, bu kavramın denizlerden kara jeopolitiğine, askeri üslerden
Siyaset
daha son sözü söylemedi hayat! belki yarınlar, mutlu sonlar var. yeniden başlamak yorar insanı; ama sonunda kavuşmak, mutlu olmak var... Nazım Hikmet
Şiir
En son ne zaman pişman oldun? Konu önemli değil. Yaptın ve pişman oldun. Ne ümit ederken ne buldun? O pişmanlık hissi sana ne öğretti ya da bir şey öğretti mi? Yine olsa yine yapar mısın?
Duygu ve Düşünce