Hayat bir yerden sonra herkesi, hepimizi bir yerlere savuruyor
1000Kitap

Tâhir Ceyhun Yıldız

@tahirceyhunyildiz
·
Hayat nasıl da ayırıyor anneyi evlattan, kardeşi kardeşten... Herkesi kendi derdiyle bir kafese sıkıştırıyor.
Sayfa 143 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
1000Kitap
979
Bir Fotoğrafın Anatomisi: Top, Çocukluk, Sınav Ve Yaşamak 'On beş tane kolum olsaydı.' demişti: 'Bütün arkadaşlarımı kucaklayabilseydim.' Uzun bir hastalık döneminden sonra okula gittiği ilk günün akşamında. O çocuğun pıt pıt atan kalbindeki çoşkuya benzer heyecan ile bugün ve yarın sınavı olan çocuklarımıza başarılar diliyorum. Bu sınav ne ilk ne son. Ne de hayatımız bu sınav(lar)dan ibaret. Ve öyle bir şey ki yaşamak dediğimiz var olma biçimi duygu, düşünce ve davranış olarak tek bir hâl üzerine değil de zıtlıklarla derTOP edilerek bize sunulmuş gibi. Zira; oynadığımız top bahçesine kaçtığında patlatan bahçe sahibi teyzeleri de gördük: 'Ne duruyorsunuz? Hadi oynamaya devam edin.' diyerek penceresinin camını kıran topumuzu bize atan müdür amcaları da. Bugünden bir fotoğraf ve bugüne özel bir gündem ile; günümüzün güzel geçmesini diliyorum. 20.6.2026 Sevil Şentürk/ Fıkra Yazılarım #sevilşentürk #onbinadımhikayesi #YKS
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mukaddes'e aşık olacaksınız! Mukaddes kısa bir roman ama kesinlikle bir başyapıt. Romanın yazarı olan Adil Yakubov ise Özbek dilinin yaşayan en büyük romancısı olarak kabul ediliyor. Ama romanlarını okuduktan sonra aslında tüm Türk dilinin en büyük romancısı olduğunu göreceksiniz. Romanda dönemin sosyalist ideolojisi tartışılmaktadır ama bu tartışma sırasında kendinizi hiç de sosyalist olmayan ülkenizde bulacaksınız. Ailelerin "aman evladım oku da bizim gibi hayatın zorluklarını çekme" ö?üdününse aslında nasıl büyük bir toplumsal trajedinin üzerini örttüğünü sorgulayacaksınız. Yakubov'un eseri bu açılardan tam anlamıyla sosyalist emekçiliğe bir övgü olarak görülebilir ama aslında sosyalizmin ötesinde bir adalet arayışının ve toplumsal vicdanın, ya?amın özü olduğu gerçeğini bizlere en çarpıcı şekilde gösterdiğini anlayacaksınız. Çok sıradan bir hikayenin sıradışı sonu ise romanın gücünün ortaya koyduğu gibi bizleri hayatın en yalın gerçeği ile yüzleşmek ve kendimizi sorgulamakla baş başa bırakıyor: Yakubov aşkın ve adaletin terazisini elimize veriyor ve bizi vicdanımızla baş başa bırakıyor.
*HİCRET - 5* *Medine'ye hoş geldin, şeref verir davetin* Peygamber efendimiz "aleyhissalâtü vesselâm" ve Hazret-i Ebû Bekr yollarına devâm ederek mîlâdın 622. senesi Eylülün yirminci ve Rebiülevvelin sekizinci Pazartesi günü Medîne yakınlarındaki Kubâ köyüne vardılar. Bugün Müslümanların hicrî güneş yılının başlangıcı oldu. Birkaç gün burada kalan Peygamberimiz ilk iş olarak Kubâ Mescidini yaptı. Rebiülevvelin 12. Cumâ günü Medîne şehrine doğru yola çıktı. Rânûna Vâdisinden geçerken, öğle vakti olmuştu. Burada ilk Cumâ namazını kıldı ve ilk hutbeyi okudu. Namazdan sonra her ikisi ve yanındakiler develerine bindi ve Medîne'nin yolunu tuttular. Medîne halkı, Peygamberimizin mübârek yüzünü görebilme heyecanıyla, yolları kaplamış ve bayram sevinci yaşıyordu. Enes bin Mâlik, Peygamberimizin Medîne'ye girdiği günden daha güzel ve neşeli bir gün görmediğini ifâde eder. Kadınlar ve çocuklar hep bir ağızdan: *Seniyyet-ül-Vedâ'dan, Bedr doğdu üstümüze,* *Hakka dâvet ettikçe, şükr vâcib oldu bize* *Sen bize gönderildin, Emrullahı getirdin* *Medîne'ye hoş geldin, şeref verir dâvetin* diyerek, kasîdeler söylüyorlardı. Medîne halkı görülmemiş bir tezâhüratta bulunuyor, herkes; "Bize buyrun, yâ Resûlallah!" diyerek, Peygamber efendimizi evlerine dâvet ediyorlardı. Resûl-i ekrem efendimiz devesini serbest bıraktı. Deve ilk defâ iki yetime âit bir arsaya çöktü ve çok durmadan kalktı. Biraz yürüdükten sonra tekrar aynı yere çöktü. Burası Peygamber efendimizin dayıları olan Neccâroğullarından Ebû Eyyûb-i Ensârî hazretlerinin evine yakındı. Peygamberimiz, bu zâta misâfir oldu. Ensâr (Medîneli Müslümanlar) dîni için vatanını terk eden muhâcir kardeşlerini barındırdı, evlerine misâfir etti, iş buldu, mülklerinden yer verdi ve her yardımı yaptı. -devamı var- *Huzur
Alıntı
Ah, Önyargılarım!
24/02/24 Nepal( Pokhara ) himalaya Ateş başında üç kişi oturuyorduk. Dolunay tam olarak tepemizde, sessizce ateşi körüklemek için arada bir bambu ve çeşitli ufak tefek kuru otları ve yaprakları ateşin çevresine yerleştirirken, odunun ateşinin kızgınlığında daha küçük parçalara ayrılırken ki çatırtısıyla hummalı alevlenen odun kemiklerimi dahada ısıtmasından dolayı mesut bir şekilde hissediyordum, mehtabın ağaçların ve dağların üzerindeki beyaz loş ışınlarının yansıması karanlığın silüetini aydınlatıyordu, dingin kuş sesleri ve uzaktan gelen köpeğin ısrarlı havlayışlarıyla, doğanın esrarengiz müziğini kalbimim en derinlerinde hissediyordum ve birkaç dakika bu sükunet sürdü ve Yazar: “Açıkçası ben Nepal de ustruplu bir Hippi ile tanışamadım; demem o ki, bir gün bahçede otururken rastgele birisi geldi ve hiç sormadan direk içeri bahçeye geldi ve “oturabilir miyim?” dedi! Parasının olmadığını ve kalacak yere ihtiyacı olduğunu sordu ve “”seni bir süre misafir edebilirim”” dedim! Bir süre benim yerimde kaldı yemek içmek hiç bir şeye para da harcamadı ancak benim yerim olmasına karşı kendi keyfine göre davrandı, düzenledi hatta rahatsızlık vermeye başladı bu durum ve vizesinin süresi dolduğundan dolayı gitmek zorunda kaldı ve gitti! Rainbow’cu ya da Hippi olabilirsin ancak bu parasız yaşamayayım, sistemden uzağım diyerek başkalarına rahatsızlık vermek! Bunu doğru bulmuyorum! Son cümlesini kararlı şekilde söyledi ve haklı olduğunu bekler bir tavırla hafifçede sırıtarak kibarca bir pişkinlikle: Nepal’ de hippilerle çok fazla böyle deneyimim oldu! Dedi! Karşısında ateşle uğraşan kadın ateşin kor aydınlığından parlayan gözlerle Yazarın yüzüne baktı ve kadın öncelikle yazarın ne demek istediğini doğru mu anladığı, yani cümleleri idrak etmeye çalışıp bu sözlerden sonra,
Edebiyat
Aşırı özlem içerir :))
youtu.be/ES00c9cWNuc?si=... Sen gittin ya, yaşantımın bir anlamı kalmadı Sen gittin ya, pencereme bir kez güneş doğmadı Sen gittin ya, senden sonra mutluluğum olmadı Senle geçen günlerimin değerini bilmedim Özledim, teninin kokusunu özledim Özledim, sımsıcak nefesini özledim Özledim, sohbetini, o sesini özledim Gelmedin göz bebeğim, can yoldaşım gelmedin Sen gittin ya, gözlerimden yaşlar bir an dinmedi Sen gittin ya, ellerimden resmin bir an düşmedi Sen gittin ya, o gün bugün inan yüzüm gülmedi Senle geçen günlerimin değerini bilmedim Selami Şahin