10/10
·248 syf.··
2026 188. kitabı
bir entelektüelin, bir devrimcinin ve bir inanç insanının yalnızlıkla, özlemle ve hakikat arayışıyla verdiği savaşın günlüğüdür. Kitabı okurken, Şeriati'nin sadece dış dünyadaki hapishanelere değil, aynı zamanda insanın kendi zihnine ördüğü duvarlara karşı da bir mücadele verdiğini görüyorsunuz. Beni en çok etkileyen nokta, Şeriati'nin yüksek akademik bilgisi ile derin insani acılarını nasıl harmanladığıdır. Mektuplarda sadece sosyolojik analizler yok; aynı zamanda vatan hasreti, anlaşılamama sancısı ve insanlığa duyulan sonsuz bir sevgi var. "Bilmek" ile "yaşamak" arasındaki o uçurumda yürüyen bir adamın, okuyucuyu da yanına alıp "uyanışa" davet edişini izliyorsunuz. Bu kitap, özellikle kendisini toplumuna yabancılaşmış hisseden, inanç ile akıl arasında köprü kurmak isteyen ve adaletsizliğe karşı kalbi sızlayan herkese hitap ediyor. Şeriati size sadece cevaplar vermiyor; size doğru soruları sormayı öğretiyor. Eğer ruhunuzun derinliklerinde bir "arayış" varsa ve bu arayışı entelektüel bir derinlikle taçlandırmak istiyorsanız, bu mektuplar size bir yol haritası sunacaktır.
MektuplarAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2012104 okunma
Tarih tekerrür mü ediyor ??
8/10
·624 syf.··
2026 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 13:39
Bu seriye olan tutkum ve bağlılığım.. Okumak gibi değil de tamamen zihinde canlandırmak gibiydi. Öyle keyif verdi öyle mutlu etti beni. Konusunu ele alacak olursak; Ölümlüler diyarında yaşayan bir prensesimiz var Sehaphine, kendisi prenses olmasına rağmen asla öyle bir muamele görerek büyütülmüyor ve herkesten saklanıyor varlığı. Yıllarca tek bir görevi yerine getirmek için eğitimler alıyor, bir suikastçı olarak yetiştiriliyor. Sunulması gereken yerine getirmesi gereken bir görevi var. Ölüm ilkeli Nyktos’u öldürmek ve kendi diyarınında yayılmaya başlayan çürümeyi durdurmak. Nyktos’u öldürmenin yüzyıllar önce yapılan bir anlaşmanın sonuçlarını ortadan kaldıracağını düşünüyorlardır. Nyktos’a sunulacağını vakit geldiğinde gerekli ritüeller yapılır ama hiç bir şey onların istediği gibi olmaz. Nyktos kendisine bir konsort istemediğini söyler ve onu geri çevirir. Sonrasın da bir çok gizemli ölüm yaşanmaya başlar meraklı kızımız kendini tutamaz ve her olayda kendini orada bulur, Nyktos’la yolları bir çok kez kesişir, aralarında zamanla bir bağ oluşmaya başlar. Nyktos kendini asla açık etmiyor bu arada tabi. Seraphine’in başına gelen çok kötü bir durumda ortaya çıkar ve her şey ortaya döküldü sanırız ama hayır. Seraphine’i kendi dıyarına götürmek üzere ölümlüler diyarından ayrılırlar. İşler orada daha da karmaşıklaşır. Seraphine’nin aslında neden ona sunulduğu, Seraphine’ nin içindeki hayat kıvılcımı ve ikisinin arasında ki o sonsuz bağın sebeb olacağı bir çok tat kaçırıcı olay. Yazarımız her kitabında yaptığı gibi bunda da en son sayfaya bir bomba bırakıyor ve gidiyor. Kendisine teşekkür ediyoruz. Şunu da belirtmek de fayda var Ten ve Ateş serisi Kül ve Kandan serisinin devamıdır. Fakat Cas ve Popy’nin hikayesinin devamını değil onların ataların hikayesi okuyoruz. Onların
1000Kitap
Kıvılcımdaki GölgeJennifer L. Armentrout · Dex Kitap · 2023282 okunma
Reklam
9/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Merhaba arkadaşlar. Yepyeni bir kitabın ilk okuyucularından biri olmanın mutluluğuyla geldim. Kitap 9 farklı hikayeden oluşuyor. Her hikayede farklı bir kadının yaşantısına tanık oluyoruz. Lirik anlatımı ile beni etkileyen bu hikayelerden kısaca bahsetmek istiyorum. Bir kadın hayatta neler yaşamaz ,nelere şahit olmaz ki... Çekirdek ailelerin küçük kızları gün gelir kendi yuvalarını kurmak için kanat çırparlar. Kimisi sonsuza kadar süreceğine inandığı bir aşka bağlanır. Kimini mutlu bir evliliği varken kimi mutsuz bir evliliğin gölgesinde sararıp solar. Gün gelir eşinin kendini aldattığına şahit olur. Bir koku, bir fotoğraf, bir küpe ele verir ihaneti. Kimi tane babasını kaybeder hayatına tek başına yön vermeye çalışır. Kimisi yoksullukla mücadele ederken beklediği tek şey değer görmektir. Kimi zenginliğin şatafatı altında sonsuz mutsuzluktadır. Kimin rengi çok zengin kimisi kötü niyetlidir. Evlat ,anne, eş ,kardeş, komşu ,büyükanne... Her biri kadındır. Ben bir çırpıda severek okudum bu güzel kitabı. Her Ay Okuyanlar Kulübü Merve
Yokuştaki EvSibel Dülger · Portal Kitap Yayınları · 202639 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Franz Kafka’nın Milena Jesenská’ya yazdığı mektuplar, dünya edebiyatının en sarsıcı, en savunmasız ve en derin aşk belgelerinden biridir. Sadece bir yazarın tutkulu bir kadına duyduğu hisleri değil; bir insanın kendi varoluşuyla, korkularıyla ve dünyayla kurduğu sancılı ilişkiyi gözler önüne serer. Milena’ya Mektuplar, geleneksel bir aşk mektubu koleksiyonundan ziyade, iki zihnin birbirine dokunma çabasıdır. Kafka, satırlarında kendini bir "yazar" kimliğinden tamamen sıyırır. Burada gördüğümüz kişi; bürokrasinin ve hastalıkların pençesinde, dünyada kendine yer bulmakta zorlanan, sürekli tedirgin ama aynı zamanda ruhunun derinliklerine bakmaktan korkmayan o meşhur "Kafkaesk" adamın en çıplak halidir. Kafka için mektuplar, bir araç olmanın ötesinde, Milena'ya ulaşmanın tek güvenli yoludur. Fiziksel gerçeklik (buluşmalar, sesler), Kafka’nın zihnindeki o "ideal" Milena imgesiyle çelişme korkusu yaratır. Bu yüzden mektuplarda duyulan tutku, buluşmaların getirdiği hayal kırıklığıyla sürekli bir çatışma halindedir. Milena'nın yaşam enerjisine, özgür ruhuna ve cesaretine hayrandır. Kendi iç dünyasındaki karanlık ile Milena’nın ışığı arasında bir köprü kurmaya çalışır ama bu köprünün ayakları her zaman kendi "yetersizlik" hissi üzerine kuruludur. Mektuplar, Kafka’nın yazma eylemini bir varoluş savaşı olarak kullandığını gösterir. Kelimeler bazen Milena'yı kucaklamak için yetersiz kalır, bazen ise onun ruhuna açılan tek kapı olur. Bu eser, "sevmenin ne demek olduğuna dair" cesur bir derstir. İnsan bir başkasını severken nasıl kendi parçalarına ayrılır, nasıl hem sonsuz bir özgürlük hem de mutlak bir bağımlılık hisseder; Kafka bu soruların cevabını kağıdın üzerine damlayan birer kan gibi bırakır. Milena, Kafka için sadece bir sevgili değil; aynı zamanda Kafka’nın kendi
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Can Yayınları · 202365,8bin okunma
~Acı ve umut ..
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 18:09
İncir Kuşları , Bosna Savaşı'nın insanların hayatlarında açtığı derin yaraları anlatan, yürek burkan bir roman. 1992-1995 yılları arasında Bosna'da yaşanan savaş sırasında yüz binden fazla Müslüman Boşnak hayatını kaybetti. Binlerce insan evlerinden edildi, aileler parçalandı ve kadınlar sistematik şiddetin hedefi oldu. On binlerce Boşnak kadın ve genç kızın tecavüze uğradığı bu karanlık dönem, insanlık tarihinin en acı sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı. Kitap da işte tam bu acı gerçeklerin gölgesinde ilerliyor. Romanın merkezinde, Saraybosna'da teyzesiyle yaşayan konservatuvar öğrencisi genç bir kız olan Suada var. Hayatının en güzel dönemlerinden birini yaşarken patlak veren savaş, onu sevdiği adamdan ayırıyor ve hiç hayal edemeyeceği acılarla yüz yüze bırakıyor. Bir gece ailesiyle birlikte evinden alınıp esir edilen Suada, zamanla ailesini birer birer kaybediyor. Yaşadıkları o kadar ağır ve sarsıcı ki, bazı bölümlerde elimle boğazımı tuttuğumu fark ettim. Nefes almadan okuduğum, gözlerimi satırlardan ayıramadığım o kadar çok bölüm vardı ki... Okurken sık sık "İnsan insana bunu nasıl yapabilir?" diye düşündüm. Kitap boyunca bitmek bilmeyen bir acıya tanıklık ederken aynı zamanda tükenmeyen bir umudu ve yıkılmayan bir iradeyi de görüyorsunuz. Belki de beni en çok etkileyen şey buydu. İnsan ruhunun, en karanlık zamanlarda bile ayakta kalabilme gücü... Bazen yaşadığımız sıkıntıların altında ezildiğimizi, onları taşıyamayacağımızı düşünüyoruz. Oysa bu kitap, dünyanın bir yerinde insanların çok daha ağır acılarla mücadele ettiğini hatırlatıyor. Kitabı bitirdiğimde geriye sadece hüzün değil; sabra, umuda ve insanın dayanma gücüne dair derin bir hayranlık kaldı. Değerli yazarımız Sinan Akyüz 'e de sonsuz teşekkürler, Kaleminize sağlık . Şiddetle tavsiyemdir efendim ..
İnceleme
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,3bin okunma
Puan vermedi·204 syf.·
2026 10. kitabı
Kimilerinin her şeyin bittiğini sandığı, kimilerinin de yeni bir hayatın başladığına inandığı yerde, yüksek duvarlarla gözlerden gizlenmiş eski bir mezarlığın sessizliğinde Aynalı Baba. Ayna parçaları taktığı sarığı ve cübbesi, teneke parçaları iliştirdiği pejmürde kıyafetiyle tam bir tezat teşkil eden vakara sahip yaşlı bir adam. Ve Raci.. Pozitivizm ve maneviyat arasında sıkışıp kalmış huzursuz bir genç. Osmanlı'nın son dönem aydınlarından Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, Amak-ı Hayal isimli kitabında buluşturmuştur bu iki karakteri. Kitap, okuru, mürşid-i kamil olan Aynalı Baba rehberliğinde irfana uzanan gizemli bir yolculuğa davet eder. Raci, yolculuğun sonunda hayallerin derinliklerinde kaybolmanın aslında kendini bulmak olduğunu keşfedecektir. Amak-ı Hayal konusu itibarıyla bir seyri sülûk kitabıdır. Ancak yazım türü olarak hangi kategoriye girdiği tartışma konusu olmuştur. İlk tasavvufî roman olduğunu söyleyenler çoğunlukta olsa da içerisindeki Buda, Zerdüşt, Brahman, Platon gibi İslam dışı unsurların varlığı onu alışılmış bir tasavvuf kitabı olmaktan çıkarmaktadır. Üslup açısından ise her ne kadar roman türüne yakın görülse de modern roman kriterlerine tam olarak uymamaktadır. Bu bakımdan Amak-ı Hayal ne tam bir roman ne de tam bir hikaye kitabı sayılabilmiştir. Muhtevası ise ne sadece tasavvuf ne de sadece felsefedir. Anlaşılan o ki Darulfununda felsefe hocalığı yapan ve tasavvufla iç içe bir hayat yaşayan yazarın bu kitapla amacı, felsefî, tasavvufî ve ahlâkî konulara ait görüşlerini okucuyu sıkmadan bir kurgu dahilinde aktarmaktır. Roman tekniğini ise sadece bir kılıf olarak kullanmıştır. Amak-ı Hayal iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Raci ve Aynalı Baba'nın tanışmasına ve Raci'nin rüya aleminde
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,3bin okunma
Reklam
Reklam