Enver Paşa
Meşrutiyet'in ilanından sonra Balkanlar'daki isyanların bastırılmasından Trablusgarp Savaşı'na kadar birçok cephede mücadele etti ve ismini her yerde duyurdu. Nitekim Dünya Savaşı sırasında bölgede mücadele eden Teğmen İhsan Aksoley, Enver Paşa'nın Libya'daki etkisini şöyle anlatır: "1911 Osmanlı-İtalyan Harbi'nde Kuzey Afrika'da bulunan Enver Paşa'yı; Tunus hududundan Mısır hududuna kadar herkes bilir, gönülden sever, sayar ve Enver Paşa'ya sonsuz güvenirdi. Trablusgarp Türk subaylarına ve çavuşlarına da aynı duygularla bağlı idi. Türkleri yanlarında görmekten ve Türklerin başlarında kumandan olmasından sonsuz memnunluk ve huzur duyarlardı. Sahrada bir çobanın ve şehirlerarası bir deve kervanı sürücüsünün uzun uzun çektiği yâleller arasında dört kelime duyulurdu: "Yaşa, yaşa Enver Başa..." Enver Paşa'nın başına "re'sek Enver Paşa" diye yemin edilir, bu yeminden sonra yalan söylenmez ve yalan söyleneceği de düşünülemezdi."
Sayfa 200 - Yeditepe·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan, sırtında sonluluğununki kadar sonsuzluğun yükünü de taşır. Sadece geleceğe dönük sonsuz mücadele veren bir varlık değildir, aynı zamanda hakiki sonsuzluk uğruna da çabalar; yani kendi sınırının döngüsüne sıkışmış haldedir.
Sayfa 245·Kitabı okudu
İnsan
Reklam
Gelişme nereden geliyor, nereye doğru gidiyor? Sonsuz bir gelişme ve mücadele mi?.. Sonsuzlukta bir yön, bir mücadele olabilir mi sanki? Ve en çok bu yolda kafa yorduğum halde hayatın anlamını, heyecanlarımın ve isteklerimin anlamını yine de kavrayamadığım için hayret ederdim. Oysa içimdeki heyecanların anlamı, hep onlara uygun yaşayacak ve bir köylü bana Tanrı için, ruhun için yaşamalı dediğinde şaşıracak ve sevinecek kadar açıkmış.
Alıntı
Milena'ya Mektuplar İncelemem
Franz Kafka’nın Milena Jesenská’ya yazdığı mektuplar, dünya edebiyatının en sarsıcı, en savunmasız ve en derin aşk belgelerinden biridir. Sadece bir yazarın tutkulu bir kadına duyduğu hisleri değil; bir insanın kendi varoluşuyla, korkularıyla ve dünyayla kurduğu sancılı ilişkiyi gözler önüne serer. Milena’ya Mektuplar, geleneksel bir aşk mektubu koleksiyonundan ziyade, iki zihnin birbirine dokunma çabasıdır. Kafka, satırlarında kendini bir "yazar" kimliğinden tamamen sıyırır. Burada gördüğümüz kişi; bürokrasinin ve hastalıkların pençesinde, dünyada kendine yer bulmakta zorlanan, sürekli tedirgin ama aynı zamanda ruhunun derinliklerine bakmaktan korkmayan o meşhur "Kafkaesk" adamın en çıplak halidir. Kafka için mektuplar, bir araç olmanın ötesinde, Milena'ya ulaşmanın tek güvenli yoludur. Fiziksel gerçeklik (buluşmalar, sesler), Kafka’nın zihnindeki o "ideal" Milena imgesiyle çelişme korkusu yaratır. Bu yüzden mektuplarda duyulan tutku, buluşmaların getirdiği hayal kırıklığıyla sürekli bir çatışma halindedir. Milena'nın yaşam enerjisine, özgür ruhuna ve cesaretine hayrandır. Kendi iç dünyasındaki karanlık ile Milena’nın ışığı arasında bir köprü kurmaya çalışır ama bu köprünün ayakları her zaman kendi "yetersizlik" hissi üzerine kuruludur. Mektuplar, Kafka’nın yazma eylemini bir varoluş savaşı olarak kullandığını gösterir. Kelimeler bazen Milena'yı kucaklamak için yetersiz kalır, bazen ise onun ruhuna açılan tek kapı olur. Bu eser, "sevmenin ne demek olduğuna dair" cesur bir derstir. İnsan bir başkasını severken nasıl kendi parçalarına ayrılır, nasıl hem sonsuz bir özgürlük hem de mutlak bir bağımlılık hisseder; Kafka bu soruların cevabını kağıdın üzerine damlayan birer kan gibi bırakır. Milena, Kafka için sadece bir sevgili değil; aynı zamanda Kafka’nın kendi
İnceleme
Gelgelelim ki, hiçbir şey kalıcı değildir. Büyük tarihsel çağlar, vahşet ve barbarlık çağı gelip geçti. Uygarlık çağı da geçecek. Adına ister Cennet, ister Altın Çağ, isterse Komünizm diyelim, insanlığın en ideal çağları da gelip geçecek. Eski çelişkilerin yerini yeni çelişkiler alacak. Değişmezliğine inandığımız her şey, değişimin yasaları bile değişecek. Işığın hızı, insanın tespit ettigi hız mıdır? Tespitten sonraki değişimi nereye koyacağız. Bir iğnenin ucunda, farklı türlerde, sonsuz derecede çelişki vardır. Her çelişkinin ruhunda bir Procrustes ve onunla mücadele halinde olan bir özgürlük vardır.
Dostoyevski ile kaderi arasında bitmek bilmeyen bir mücadele, bir tür sevgi dolu düşmanlık vardır. Bütün çatışmalar ona acı verecek derecede şiddetlenir, bütün kontrastlar onu parçalayacak kadar acı dolu ve belirgindir; hayat ona acı verir, çünkü her ikisi de birbirini sever, çünkü hayat onu sıkıca tutar, zira bu bilge, duygunun en güçlü olanağını acıda tanır. Kader onu asla rahat bı­rakmaz, bu inançlı insanın kendi gücünün ve görkeminin ebedi şehidi olması için onu sürekli yeni bir şeyin kölesi yapar. Yakup gibi hayatının sonsuz gecesi boyunca, ölümün sabah kızıllığına kadar onunla boğuşur ve onu kutsayıncaya kadar boyunduruğundan bırakmaz. Ve Dostoyevski, "Tanrı'nın hizmetkârı" bu mesajın büyüklüğünü kavrar ve bunda, sonsuz güce ebediyen boyun eğmede, en büyük mutluluğu bulur.
Sayfa 109 - İş Bankası Kültür Yayınları, 24. Basım, Eylül 2020 (Çeviren: Nafer Ermiş)·Kitabı okudu
Reklam
Reklam