"İnsanın elinden gelen tek şey bir seçim yapıp sonucunu kabul etmektir."
Sayfa 143
Friedrich Nietzsche
Din ve yönetim.— Devlet, daha açık söylemek gerekirse, yönetim, hâlâ yeterince olgunlaşmamış bir çoğunluğun bekçisi olarak kurulduğunu bildiği ve dinin korunması mı yoksa ortadan kaldırılması mı gerektiği sorununu onlar adına değerlendirdiği sürece, büyük ihtimalle her zaman dinin korunması yönünde karar verecektir. Çünkü, kayıp, mahrumiyet, korku ya da güvensizlik durumunda, yani yönetimin sıradan insanın ruhsal acılarını dindirmek için doğrudan bir şey yapamayacağını hissettiği zamanlarda, din bireysel ruhu tatmin eder. Hakikaten de, evrensel, önüne geçilmez ve şimdilik kaçınılmaz olan kötülüklerin (kıtlık, ekonomik krizler, savaşlar) tam ortasında bile din çoğunluğa sakinleştirici, sabırlı ve güven verici bir tutum kazandırır. Devlet yönetiminin kaçınılmaz ya da tesadüfi kusurlarının veya hanedanlık çıkarlarının tehlikeli sonuçlarının dikkatli bir gözlemci için görülebilir hale geldiği ve onu daha dikkafalı olmaya yönelttikleri herhangi bir yerde, daha az kavrayışlı insanlar Tanrı'nın elini gördüklerini düşünecekler ve yukarıdan gelen düzenlemelere sabırla boyun eğeceklerdir (ki bu, kutsal ve insani yönetim biçimlerinin iç içe geçtiği bir anlayıştır). Böylece, iç barış ve gelişimin sürekliliği korunmuş olacaktır. Bir rahipler sınıfının kendi sadakati pahasına yönetici güçle anlaşmaya varamayıp onunla çatışmaya girdiği nadir durumları saymazsak, halk duygularının birliğinden, herkesin aynı fikirlere ve amaçlara sahip olmasından doğan güç, din tarafından korunur ve onun damgasını taşır. Her zaman olduğu gibi, devlet rahipleri nasıl kazanacağını bilir çünkü devlet ruhları hayli özel ve örtük biçimde eğiten bu rahiplere ihtiyaç duyar ve dışarıdan bakıldığında tamamen farklı bir çıkarı temsil ediyor gibi görünen hizmetkârlara nasıl değer vereceğini bilir. Rahiplerin
Felsefe
Reklam
Friedrich Nietzsche
Tutkuların dümencisi.— Bir devlet adamı, zayıflatılan karşı tutkulardan yararlanmak için kamusal tutkular yaratır. Bir örnek vermek gerekirse: bir Alman devlet adamı Katolik Kilisesi'nin hiçbir zaman Rusya'yla aynı planlara sahip olmayacağını ve aslında Katolik Kilisesi'nin Rusya'dan daha çok Türklerle ittifak yapacağını gayet iyi bilir; aynı şekilde, Fransa'yla Rusya arasındaki bir ittifakın Almanya için büyük bir tehlike teşkil ettiğini de bilir. Şimdi, eğer Alman devlet adamı Fransa'yı Katolik Kilisesi'nin ocağı ve yuvası haline getirmeyi başarırsa, uzun bir süreliğine bu tehlikeyi bertaraf etmiş olacaktır. Sonuç olarak, Katoliklere karşı nefret sergilemek ve papanın otoritesini kabul edenleri ateşli bir siyasal güce, Alman politikalarına düşman olan ve doğal olarak Fransa ile, yani Almanya'nın düşmanıyla birleşmesi gereken bir güce dönüştürmek için her türlü düşmanlığı kullanmak Alman devlet adamının çıkarınadır. Nasıl ki Mirabeau kendi anavatanının kurtuluşunu Katoliklikten arındırılmasında görmüşse, Alman devlet adamı da aynı zorunlulukla Fransa'nın Katolikleştirilmesini amaçlar. Bu yüzden bir devlet başka bir devletteki milyonlarca aklın karanlığa gömülmesini ister, bu karanlık sayesinde bir avantaj elde edebilmek için. Komşu bir devletteki cumhuriyetçi yönetim biçiminin desteklenmesinin gerisinde de aynı tutum yatar — Mérimée'nin dediği gibi, le désordre organisé* — sırf bu yönetimin halkı daha zayıf, daha dağınık ve savaşa daha az yatkın hale getireceği düşünüldüğü için.
Felsefe
Avcı-toplayıcılara özgü yaşam tarzından psikolojik kopuşumuzun ilk adımı bazı insanların diğerlerinden daha iyi, eşitsizliğinse kabul edilebilir bir sonuç olduğunu kabul etmeye istek duymak oldu. Bu "doğal durumu" kabul ettikten sonra bunu neden sadece zengin ve yoksullar arasında geçerli saymakla yetinesiniz? Neden bunu krallarla köylülere veya efendilerle kölelere uygulamayasınız? Zaten tam da bu olacaktı. Eşitlikçilik dünya çapında bir kenara atıldı ve doğuştan gelen üstünlük gibi yeni keşfedilmiş inançlar insana özgü her türlü sıkıntıya zemin hazırladı.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Karşılaştır
Özgüveni kaybetmenin en hızlı sonuç veren yöntemlerinden biri de bu, karşılaştırma!
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Nispeten rahat bir konumdan grubumuzun diğer üyelerinin acı çekmesini izlemek, son 6 milyon yılda sürekli artmış olan işbirlikçiliğimizin ve karşılıklı bağımlılığımızın yol açtığı sayısız psikolojik değişmeyle de bağdaşmıyordu. Sonuç olarak, bu eşitsizliğin kışkırttığı uyumsuzluğu yatıştırmak için yeni düşünce örüntülerine gerek duyuldu. Bu psikolojik değişimlerin birincisi ve en önemlisi, bazı insanların diğerlerinden daha iyi veya daha değerli olduğu fikriydi.
Alıntı
Reklam
Reklam