Bir hayvan bir insan meselesi .‍
Aslanın merhamete ihtiyacı yoktur, çünkü insan olan sensin” sözü, gücün ve vicdanın arasındaki farkı anlatan derin bir ifadedir. Aslan doğanın bir parçasıdır; avlanır, hayatta kalır ve içgüdüleriyle hareket eder. Onun dünyasında merhamet bir seçim değil, doğanın kurallarının dışında kalan bir kavramdır. İnsan ise aklı, vicdanı ve empati yeteneğiyle diğer canlılardan ayrılır. Güçlü olmak önemli olabilir, ancak insanı gerçekten değerli kılan sahip olduğu merhamettir. Bir insan, kendisinden daha zayıf olana yardım edebildiğinde, affedebildiğinde ve başkasının acısını hissedebildiğinde insanlığını gösterir. Bu nedenle aslanın merhamete ihtiyacı yoktur; o zaten doğasının gereğini yapmaktadır. Fakat insan, sahip olduğu güç ne kadar büyük olursa olsun, merhametini kaybettiği anda özünden uzaklaşır. Gerçek büyüklük korku salmakta değil, gerektiğinde şefkat gösterebilmektedir. Sonuç olarak bu söz, insanın doğadaki yerini ve sorumluluğunu hatırlatır. Güçlü olmak aslana yakışır; merhametli olmak ise insana.
Ben Kimim?
Evet, yıllar sonra şunu ben de yapıyorum sonunda. Birçok kişi bunu yapmıştı ama ben ilk zümi den görmüştüm. Maalesef bu akımın popüler olduğu zaman yetişemedim ama olsun ben yapayım da hesapta kalsın :) 🤍MBTİ tipim : İNTJ 🤍My Little Pony: Prenses Luna (tam bir divadır kendisi) 🤍Powerpuff Girls: Yani kişil olarak blossom ama favorim Bubbles 🤍Dc: Bumblebee veya Flash 🤍Marvel: Wanda ve Spiderman(Tobey>>) 🤍Ninjago: Nya ve Kai(bunu izleyen var mıı) 🤍Winx: Layla(tüm kızlar bloom için kavga ederken kraliçemi alıp bir köşeye çekilirdim) 🤍Disney Princess: Jasmine 🤍Monster High: Clawdeen (küçükken özellikle koyu tenlileri seviyordum tenim baya beyaz aslında vampir gibiyim de :)) 🤍Hogwarts Binası: Hufflepuff ve Slytherinden ortaya karışık 🤍HOBİLERİM: badminton ve tenis oynamak, kitap okumak, anime dizi ve film izlemek, tuval boyamak özellikle sayılarla boyama yapıyorum, kitap yazmak ✶ yazdığım yaklaşık bi altı yedi kurgu var birkaç yarışmaya da katılmıştım aslında ama olumlu bir sonuç alamamıştım. 🤍 Yabancı Dil: almanca hazırlık okuduğum için b2 seviye bir almanca bilgim var. Onun dışında yine b2 seviyede bir ingilizce bilgim var. Birden fazla yabancı dil çalışanlar bilir ki öğrendiğiniz tüm diller bir yerden sonra birbirine karışır. Mesela ben de bir almanca sınavında yazma kısmının yarısını ingilizce yazmıştım sonra hızlıca silmem gerekmişti😅 🤍 Müzik: çok net olmayan bir müzik zevkim var. Ağırlıklı olarak yabancı müzik dinlesem de türkçede de ezhel ve yanında birkaç popüler şarkıyı dinliyorum. İngilizcede james arthur, lewis capaldi, conan gray, ed sheeran ve halsey ağırlıklı olarak dinliyorum. Yani aslında direkt SAD MUSİC tarzı seviyorum. 🤍 İdol House: Yazmaktan en mutlu olduğum soru falan. Tabii ki Barış
1000Kitap
Reklam
Bir mucizeye nasıl baktığın, onu sıradanlaştırıp sıradanlaştıramayacağını belirler; ama o, senin yorumundan bağımsız olarak zaten mucizedir. Beyin her geçen gün daha çok kaotikleşir ve gelişir. Bir gün, duymak istemeyen kulakların ve görmek istemeyen gözlerin var olma olasılığı, bugün bildiğimiz şeylerden katbekat fazla olabilir. Farklı biyokimyalar, farklı algılar ve farklı gerçeklikler ortaya çıkacaktır. Her şey değişir; değişmeye mecburdur. Bir süper insanın, bir üst-varlığın ya da bir süper humanoidin tamamen nötr olması gerekir. Geleceğin gelişmiş zihinleri, ne kadar karmaşık çıkarımlar yaparsa yapsın, ne kadar çok oyun kurarsa kursun, süperliğin gerçek kademesi nötr olmaktan geçecektir. Evet, buna eminim; süper olmak, nötr olmakla eşdeğerdir. Herkesin herkesin düşüncesini okuyabildiği bir çağın gelmesi, geleceğin kendisi demektir. Ve o gelecekte nötr olmak bir tercih değil, bir zorunluluk olacaktır. Bu bir döngü olmalı; eğer değilse, ortaya çıkacak sonuç fazlasıyla trajik olur. Belki de bunların hepsi çoktan yaşandı ve bitti. Belki bir yansımanın içindeyiz, belki de bir hayalin. Eğer öyle değilse, bu büyük trajediden sağ çıkabilenler az sayıda olacak; geriye ise yalnızca saf gerçekliklerle yüzleşenler kalacaktır. O_o
Part 1 - İslam Fetihlerinin Öncesinde Akdeniz'in Dönüşümü
Her şey, Romalıların doğal sınırlarına ulaşmasıyla başladı. Fetihler durduğunda uzun, 180 yıllık savaşsız bir "Pax Romana" (Roma Barışı) dönemi yaşandı. Ancak sorun şu ki, Roma'nın zenginliği ganimet ve yağma üzerine kurulu bir sistemle işliyordu. Yeni para akışı durduğu için bu refah dönemini, bitmek bilmeyen krizler, enflasyonlar ve iç savaşlar takip etti. 3. yüzyıl krizi denilen bu dönemde sayısız general başa geçti ve devrildi. Tüm bunların üstüne doğudan, Karadeniz'in kuzeyinden Hunların da baskısıyla Cermen kavimleri batıya akın akın gelmeye başladı. Aslında bu Cermen akınları yeni değildi; Roma asırlardır Cermenlerle savaşıyor, onları asimile edip yavaş yavaş kendi bünyesine katıyordu. Fakat bu sefer arkalarında Hunların itici gücüyle devasa sayılarda geldiler. Doğal olarak imparatorluk, bu barbar dalgasını öncekiler gibi absorbe edemedi. ​Roma'nın sınırları, barbar akınlarını tek bir merkezden yönetilemeyecek kadar devasaydı. İşte bu yüzden sınırların iki merkezden yönetilmesine karar verildi ve 395 yılında imparatorluk kalıcı olarak ikiye bölündü. Aslında bu bölünme yeni bir olay değildi; Roma zaten yüzyıllardır 2'ye, 4'e ve 6'ya bilinçli ve kontrollü şekilde bölünüyor, eş imparatorlar tarafından ortaklaşa yönetiliyordu. 395'teki bölünmenin farkı, bunun kalıcı olması ve bir daha geri birleşememesiydi. ​Roma bölündükten sonra Batı tarafı, Doğu kadar şanslı değildi. Doğu; Mısır, Filistin, Suriye ve Anadolu gibi zengin eyaletlere sahipti. Altın ve ganimet için gelen barbarlara rüşvet ve haraç ödeyip onları kardeşine, yani Batı tarafına püskürtüyordu. Batı'nın Doğu kadar altını olmadığı için savaşmak zorunda kaldı. Kendi halkı yüzyıllardır hadarileşmiş, refah içinde yozlaşmış ve asabiyeti zayıflamıştı; doğal olarak bu korkusuz, vahşi, taze, genç ve güçlü
Din
BİZ NİYE EVDE (BEKÂR) KALDIK?..
Allah selâmet versin. "Mustafa" isminde bir arkadaşım var. Kendisi şimdilerde evlidir. Maşaallah. Fakat bundan yıllar önce iki bekâr "Biz niye evde kaldık?" muhabbetini döndürürken şöyle bir şey söylemişti: "Bu işler akılla olmaz. Akılla hareket eden evlenemez. Gençken teşebbüs etseydik o cahillikle, cür'etle, cesaretle kolayca içinden çıkabilirdik. Şimdi çok düşünüyoruz. "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyoruz. Bu kadar düşünmekle de işin tadı kaçıyor. İllâ kusurlar görünür oluyor. "Olmazlar" daha çok göze batıyor. İnsan hareket etmeye korkuyor." Benzer bir şeyi, çok nâmlı bir üniversiteden pazarlama eğitimi almış, "Özgür" ismindeki bir arkadaşımdan da duymuştum. O da ticarette başarılı olmak için "cahil cesareti" sahibi olmak gerektiğini söylerdi. Kendisinin başarısızlığını da "o cahillikten kurtarılmış olmasına" bağlardı. Ona göre, teşebbüs etmeden önce çok düşünmek, teşebbüsü öldürüyordu. Modern eğitim ise "raporlama yapmaktan" ticaret yapmaya zaman bırakmıyordu. Kendisi gibiler evraklarla boğuşurken ilkokul mezunu "Anadolu Kaplanları" hızla paranın gözüne basıveriyordu. Onların bu sözleri, bana, Efendimiz Aleyhissalâtuvesselâmın "gençleri erkenden evlendirmek" konulu hadîslerini hatırlatmıştı. Hani hem Buharî hem Müslim'de yer alan birisinde buyuruyor: "Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan sakındırmak ve iffeti korumak için en etkili yoldur. Kimin de evlenmeye gücü yetmiyorsa, oruç tutsun; çünkü oruç, onun için bir kalkandır (şehveti kıran bir engeldir)." (Buhârî, Nikâh 3; Müslim, Nikâh 1) Yine Tirmizî'de geçen bir başkasında da diyor ki: “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171) __Bunlara
Tefekkürât
Sürdürülebilir Muğlaklığın Sınırları: 2026 ABD-İran Krizi ve Ankara NATO Zirvesi Ekseninde Türk Dış Politikası Bu makale, 2026 yılının ilk yarısında gerçekleşen ABD-İran çatışması ve ardından gelen ateşkes sürecinin küresel güvenlik mimarisine etkilerini incelemektedir. Analiz, hegemonik gücün "transaksiyonel" (al-ver odaklı) bir yapıya evrilmesini ve NATO'nun Temmuz 2026 Ankara Zirvesi arifesinde yaşadığı kimlik krizini merkeze almaktadır. Çalışma, Türkiye'nin "vazgeçilmez müttefik" konumundan "kaçınılmaz ortak" statüsüne geçişini, stratejik muğlaklık politikasının sınırlarını ve "ipte yürüyen cambaz" metaforu üzerinden orta boy aktör-büyük güç ikilemini tartışmaktadır. 1. Hegemonyanın Geri Çekilişi ve Yeni Güç Dengeleri Zbigniew Brzezinski’nin on yıllar önce dile getirdiği "İran ile yapılacak bir savaş, ABD hegemonyasının sonu olur" uyarısı, 2026 baharında ampirik bir gerçekliğe dönüşmüştür. Washington'ın küresel jandarmalık rolü, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla tetiklenen küresel enerji krizinin maliyet duvarına çarpmıştır. Ortaya çıkan tablo, ABD'nin "zafer" retoriği ile hasar kontrolü yaptığı, İran'ın ise yapısal yıkımına rağmen asimetrik bir "hayatta kalma" anlatısı inşa ettiği bir pat durumudur. Bu jeopolitik kırılmanın kronolojik gelişimi, ittifakların yeniden şekilleneceği diplomatik takvimi de belirlemiştir: Çatışmanın Patlak Vermesi 28 Şubat 2026 ABD-İran savaşının başlaması ve İran'ın asimetrik yanıt olarak Hürmüz Boğazı'ndaki ticari geçişleri hedef alarak küresel enerji piyasalarında şok yaratması. Ekonomik Yıkımın Belgelenmesi Mart 2026 BM Kalkınma Programı (UNDP) raporunun yayınlanması. Rapor, İran ekonomisinin yüksek enflasyon, altyapı hasarı ve ticari abluka nedeniyle karşılaştığı devasa yıkımı ortaya koymuştur. Pragmatik Ateşkes 7-8 Nisan
1000Kitap
Reklam
Reklam