Yavuz Padişah, askerin itaatsizliğini unutamıyor, otağına ok ve kurşun atılmasını bağışlayamıyordu. Büyük seferler tasarlıyor, zaferlerle Osmanoğullarını dünyanın biricik devleti yapmak istiyordu. Dünya haritasına bakarken şöyle mırıldandığı rivayet edilir:
"Şu dünya bir padişaha çok, iki padişaha azdır!»
Ama canı çektiğinde isyan çıkaran bir orduyla emellerini gerçekleştiremezdi. Once onları kışkırtanları, isyana sürükleyenleri bulmalıydı. Ordu içine karışmış fesadı ayıklamalı, kılıç kuvvetini istediği kıvama getirmeliydi.
1515 yılı Temmuz'unda İstanbul'a döndükten kısa bir süre sonra, geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Bazı ipuçları ele geçirince, vezirleri tek tek arz odasına çağırıp sorguya çekti.
"Bana doğruyu söylemezseniz, saltanattan çekilirim!" diyordu.
Şüpheler delillerle buluşunca, tüm belirtilerin Kazasker Taciza-de Cafer Çelebi'yi, vezir İskender Paşa'yı ve Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa'yı gösterdiği belirlendi.
Padişah, en son Kazasker Cafer Çelebi'yi sorguya çekti. Hiçbir tereddüdü kalmayınca, meşhur âlime hüküm sordu:
"İslâm askerini seferde itaatsizliğe ve isyana tabrik edenin cezası
nedir?"
Kazasker, boynunu bükerek şeriatın hükmünü fısıldadı:
"Suç sabit oldukta, katldir."
"Hakkındaki fetvayı, kendin virdin!" (Uzunçarşıl, s. 276).
Divan-ı Hümayun önünde boyunları vuruldu.
Yavuz Padişah, genellikle "şiddet" ve "zulüm" abidesi olarak tanıtılmıştır. Bunlardan "şiddet"e evet dememiz mümkündür, ancak
"zulüm" isnadı dayanaksızdır. Mesela Çaldıran Seferi'nden dönerken, "birkaç askerin köy evlerine dadandığı" yolunda halktan şikâyet gelince, Veziriazam Hersekzade Ahmed Paşa ile Vezir Dukaginoğlu Ahmed Paşa'nın çadırlarını başlarına yıktırarak azletmiş, orduyu toplayıp zulme ve haksızlığa asla rıza göstermeyeceğini haykırmıştır.
Bilhassa ordunun disiplini