Ey Kalem'in ve Levh'in yegane Sahibi... Ey kaderin mürekkebini kudretiyle karan, ey "Kün" emriyle yokluktan varlık kitabını yazan Yüce Yaratıcı...
Bizler, Senin sonsuz hikaye kitabında, manasını henüz çözememiş aciz harfleriz. Bizler, kaderin satır aralarında sıkışıp kalmış, bir sonraki sayfada ne ile karşılaşacağını bilmeyen, korku ve ümit arasında titreyen gafil cümleleriz. Antik Kütüphane'nin tozlu raflarına değil, günahla kararmış, gafletle tozlanmış, okunmaz hale gelmiş gönül defterlerimizi Senin rahmet dergahına açtık. Oku bizi Rabbim, çünkü biz kendimizi okumaktan aciziz. Düzelt bizi Rabbim, çünkü biz yanlış yazılmış satırlar gibiyiz.
İlahi, Levh-i Mahfuz'unda hakkımızda ne hüküm verdiysen, boynumuz kıldan incedir. Lakin Sen, "Dua edin, icabet edeyim" buyurdun. Sen, "Rahmetim gazabımı geçti" diye müjdeledin. Biz de bu müjdene sığınarak, Levh-i Mahv ve İsbat kapısına, o "Yaz-Boz" tahtasının eşiğine yüz sürdük. Eğer ismimiz "Şakiler" (bedbahtlar) defterine yazıldıysa, Senin o sonsuz kereminle, o yazıyı sil ve bizi "Saidler" (mutlular) defterine kaydet. Eğer alnımıza ayrılık, hüzün ve keder yazıldıysa, Sen "El-Vedud" isminle o kaderi vuslata, neşeye ve huzura tebdil eyle. Kaderin okları üzerimize yağmur gibi yağarken, bize duayı kalkan eyle, sadakayı zırh eyle.
Ey Gönüllerin Mimarı... Bizi kendi yazdığımızı sandığımız o karanlık senaryoların eline bırakma. Bizi nefsimizin o virüslü, o bozuk, o bizi helake sürükleyen planlarından muhafaza eyle. Bizim irademiz cılız, Senin iraden mutlak; bizim bilgimiz bir damla, Senin ilmin okyanus. Bizi okyanusuna al, damlayı kurutma. Kalbimizdeki o "Küçük Levh"i, Kur'an'ın nuruyla, imanının ziyasıyla öyle bir parlat ki; baktığımızda sadece dünyayı değil, hakikati görelim. Bizi, kaderine küsenlerden değil, kaderine aşık