"Zaten hakikat daima acı ve elim olur."
Puan vermedi·181 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 15:12
》Saffet Nezihi'nin "ilk evladım" dediği romanı. Zamanında öyle çok okunmuş ki, okurlar karakterleri gerçek sanıp mezarlarını aramaya bile kalkmış. 》Hikaye 1890'lı yılların İstanbul'unda köşklerde, konaklarda geçiyor. Baş karakter Necdet Feridun eğitimli, yakışıklı, çapkınlığıyla meşhur bir gençtir. Hayatı yaşadığı yüzeysel ilişkilerle devam ederken hiç ummadığı bir zamanda Meliha ile tanışır ve gerçek aşkla yüz yüze gelir. Duygularını itiraf edene kadar ise Meliha onun yakın arkadaşının eşi olmuştur bile. Daha da kötüsü Meliha'nın da kendisini sevdiğini öğrenmiştir. İşte bu noktadan sonra ıstırap ile dolu günler başlar. 》Necdet'in arkadaşına karşı hissettiği suçluluk, yaptığı hatadan kaynaklı duyduğu vicdan azabı, iç çatışmaları, duygu dünyası ve yaşadığı buhranlar oldukça güçlü ve detaylı işlenmiş. Bu anlamda çektiği eziyet okuyucuya bazen Zavallı Necdet dedirtse de, bu kadar hovarda bir hayat yaşamış bir gencin aniden yaşadığı bu değişim bana çok gerçekçi gelmedi diyebilirim. 》Çünkü Necdet karakterinde biri böyle büyük acılar çekerken önce sessiz, sakin biriyken aniden hırslı, kötü, vurdumduymaz bir kadına dönüşen Meliha ise Necdet'in tam tersi bir tavır sergiliyor. Bu, iki tarafın da suçlu olduğu bir konu olmasına rağmen Meliha kötü, Necdet ise masum gösterilmiş. Sanki sadece kadına ait olması gereken ahlak düsturu bu noktada maalesef doğru bir biçimde yansıtılmamış benim fikrime göre. 》Dönemin kadın algısı, kadın üzerindeki baskı ve bu baskı sebebiyle şekillenen tavırlar eleştirilirken iki tarafın da suçlarına aynı oranda değinilmesi daha tatmin edici olurdu. 》Yeşilçam esintileri barındıran bu kitapta Necdet’in aşkı romantik olmaktan ziyade, o dönemin Avrupai tıp modasına uygun bir tür psikolojik hastalık (nevroz) gibi işlenmiş. Aşktan ziyade takıntıya ve
Alıntı
Zavallı NecdetSafvet Nezihi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,2bin okunma
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 210. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 20:49
"Ene - Bir Aziz Mahmud Hüdâyî Romanı" oldukça etkileyici ve sarsıcı bir nefs muhasebesi. Hikâyeyi bizzat insanın nefsi anlatıyor. ​ ​Günümüz İstanbul'unda yalnızlaşmak isteyen bir gencin tesadüfen bu kitabı alması ve geçmişte Bursa Kadısı iken her şeyini terk edip nefsini yenme savaşına giren Aziz Mahmud Hüdâyî'nin mucadelesini iç içe anlatır. ​Nefs; kibir, makam sevdası, dünya dertleri ve tembellik gibi maskelerle insanı nasıl yönlendirdiğini, aldattıgını onu iyilikten nasıl alıkoyduğunu açık açık itiraf eder. Zaman zaman bırakmak istesemde , nefsim bunu bana soyleyen diyerek gayretle okudum. sadece bir velinin hayatını anlatmakla kalmaz; bizi kendi nefsimizle çetin mucadeleye iter. ​ Bursa Kadısı Mahmud Efendi'nin huzuruna bir kadın çıkar. Kocasını şikayet için. Kadının soylediğine gore eşi 2gun içinde kabeye gidip donduğunu soyler.ozamanın şartlarında aylar suren yolculuklarla varılan bir yere gidip dönmuştur. Kadı bunu araştırmak için yollara düşer. Eskici mehmet dede onu üftadeye yönlendirir. İşte kadı mahmut efendiden aziz mahmut hudayi ye evrilecegi yer. Herşeyi terk eder sadece kul olabilmek için. Ölmeden önce nefsini öldürebilmek için. ​ ​"Bu kitabı kapatsan da, yok etsen de, unutsan da... seninle konuşuyor olacağım. Hüdâyî mağlup etti beni ama sen edemeyeceksin... Şimdi belki de bir gece vakti son cümlelerini okuyacaksın bu kitabın... Pişman olacaksın yaptıklarından... Sonra sabah olacak, gün doğacak, unutacaksın hepsini... Ben unutturacağım sana... Dünyada son insan öldüğü güne kadar var olacağım ben. Ben nefsim ey insan! Ben senim." (Kitabın sonu) Dogrudan bizimle konuşur nefs. Biraz ürkütücü... Ene, insanı adeta ikiye bölen, içinizdeki görünmez düşmanla tanışmanızı sağlayan ve okunduktan sonra aynaya bakışınızı değiştiren, korkutan , kendine
Ene 'Sus Ey Nefsim'Fatih Duman · Nesil Yayınları · 20228,6bin okunma
Reklam
Tulia, Anita,Behice ve Anna...4 kadın, 4 ayrı hikaye
8/10
·513 syf.··
Beğendi
·
2026 224. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 13:51
Roma, Kudüs, İstanbul ve Münih'te geçen bir Mayıs ayı... Zehra Tezvaran Dişidir Mayıs Ayı kitabında aslında aynı kadının zamanın düşey düzlemindeki versiyonlarıyla buluşturuyor okuyucuyu. Dişidir Mayıs Ayı yalnızca bir roman değil, kimlik, kader ve insan olma hali üzerine düşündüren felsefi bir yolculuk. Yazar roman boyunca sık sık "Ne kadar kendinsin, hayatındaki seçimlerin ne kadarı sana ait, kendinden ayrı gördüklerin, bu benden değil deyip ötelediklerin ne kadar ayrı senden?" soruları ile baş başa bırakıyor okuyucuyu. Zehra Tezvaran oluşturduğu karakterler ve sade, anlaşılır, akıcı anlatımı ile din, dil, milliyet, aidiyet kavramlarını sorgulatırken empati yapmaya da itiyor. Kitap başlıkta da belirttiğim gibi her biri 28. yaşının Mayıs ayını yaşayan, farklı yıllarda, farklı ülkelerde, farklı yollarda dört kadının içsel sorgulamalarını, yaptıkları seçimleri, farklı seçimler yapsalardı ne olurduyu anlatıyor. Tüm karakterler beni çok etkiledi ancak Behice ve Anna karakterlerini okurken kalbim sancıdı. Behice 1599 yılında, İstanbul'da Mayıs ayını yaşayan 12 yıllık evli ancak çocuğu olmamış, bu yüzden de kayınvalidesinin türlü zorlukları ile baş etmeye çalışan bir karakter. Behice, yıllar sonra İstanbul'da yaşasaydım acaba ne olurduyu, kayınvalidesinin kendisine karşı olan tutumu ve sözlü şiddetini daha ne kadar sineye çekmesi gerektiğini, eşini çok sevse de annesine karşı tutumunda yanında olmayışının kendisinde bıraktığı etkiyi sorgularken kendisini seçen bir karakter. Her kadın güçlüdür, Behice'nin üzerine kuma getirilmesi sonucu başı dik bir şekilde üstelik o dönem Osmanlı İstanbul'unda evini ve yuvasını bırakması insanın kendisini seçmeninin önemini bir kez daha hatırlattı.. Kitabın son karakteri Anna ise 1939 yılında Münih'te Mayıs ayını yaşayan bir hemşire. Nazi Almanyası...Diktatör bir
Dişidir Mayıs AyıZehra Tezvaran · Tilki Kitap · 202116 okunma
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 08:30
UZAKLARIN ŞARKISI Kim ki, evine dönerken uzun yolu seçerse o kişi yalnızdır. .. BELKİ BİRBİRİMİZE ÇARPARAK DURABİLİRİZ.. ♡ Kaan Murat Yanık 'tan okuduğum ikinci kitap oldu "Uzakların Şarkısı". Yazarın kaleminde farklı bir tat var, kurguladığı hikâyeleri okumak keyifli oluyor. Çokça anlamlı ve etkileyici cümleleri var, bu yönünü de ayrıca seviyorum. Dili yer yer şiire yaklaşan bir incelikte. Cümleler sadece anlatmıyor, bazen fazlasıyla dokunuyor yüreğe. Okur, sadece olayları değil, o olayların bıraktığı izleri takip ederek yol alıyor. Kitabın sonunda ise, o dünyanın ve okuduğumuz hikâyenin büyüsünden çıkmak biraz zor oluyor, izi kalıyor.. Hatta turuncu yağmur bile yağıyor.. Zencefil ve Fülfül ♡ Bu hikâyenin unutulmazları benim için ;⁠) Besti nine çok iyidi.. Bünyamin farklı bir karakterdi.. Ruhsar Hatun ve Ruhhane, bambaşka bir dünyaydı.. İpek Böceği, ahh ♡ ... Hikâye içinde hikâye.. Hikâyenin çoğunu bir papağandan dinlediğimiz bir roman bu. Papağanlar konuşur, bunu biliyoruz. Ama 'haber' verirler mi? Kars'a yolculukla başlayan hikâye, Osmanlı İstanbul 'unda son buluyor. Günümüzün yozlaşmış ilişkilerini konu alan ve arka planda psikolojik detaylarla farklı mesajlar veren bir eserdi. Renklerin sırrı.. Rüyalar içinde aşkı bulmak.. Zamanda kaybolan hayatlar..
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Everest Yayınları · 20174,790 okunma
Aşk sahip olmak mı/ait olmak mı
Puan vermedi
Masumiyet Müzesini 17 yaşımda okuduğumda "büyük bir aşk hikayesi" sandım aslında derin bir sınıfsal kibir, nesneleştirme ve gecikmiş bir idrak hikayesi olduğunu şimdi 24 yaşımda diziyi izleyip konuyu,ilişkiyi, tarafları tekrar ele aldığımda anladım. Kitabı okurken düğümlenmiş bir ilişki olduğunu tarafların hislerini sözlere dökememelerinden veya dökseler bile sözleri içlerindeki derin dalgalanmaları anlatmak için yetersiz kalacağını/kaldığını düşünmelerinden kaynaklı sanmıştım. Bazen kader düğümler atar; birbirinizi sevin bu aşktan öğreneceğiniz şeyler var ama bu ilişkiden değil bu sevgiden öğreneceksiniz der. Bazen o düğümler ilişkiyi sağlamlaştırır zira atılan her düğüm tarafların o en karanlık,en bencil,en öfkeli tarafını gösterir iki tarafında parçalandığı yerdir. O düğümü çözen ilişki ise tarafların duygularını sağlamaştırır ve iyi duyguları pekiştirir. Ama masumiyet müzesindeki düğüm Kemal'in Füsun'a karşı 'gelecek planı olan o metres hayatı yaşayacağı ' anlarında gizli. "Zaten ilk benimle ilişkiye girdi ve hemen benimle oldu ,zaten fakirler " şeklinde o düşüncesi Füsun'un ruhunda Kemal için aşılmaz duvarlar ördü. Füsun onun için başta; gençliğiyle, güzelliğiyle ve "ulaşılabilirliğiyle" koleksiyonuna eklemek istediği bir parçaydı. Kemal'in Füsun'u bir birey olarak değil, kendi hayatının bir uzantısı (metresi) olarak konumlandırmıştı ,ne acı bir şey Füsun için. Haliyle Füsunun Kemal'e sevgisini kemiren bir öfke oluştu hatta Kemal füsun'u kaybedince anladı onu sevdiğini. Füsun'un güzelliğini ve aklını ancak onu kaybedince,ulaşılmaz olunca anlayabildi. Onu o kadar küçümsemiştiki Füsun gittikten bile çok sonra anlayabildi hatta füsun' u aramasında bile nişanlıydı, nişanını bile çok sonra anca atabildi. Füsun' da bu aşkın taraflar birleşince son bulacağını
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Puan vermedi·392 syf.··
2026 29. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 21:34
Tarih okumayı seven biri olarak İstanbul'da Yaşam Mücadelesi'ne büyük bir merakla başladım. Özellikle 17. ve 18. yüzyıl İstanbul'unda yaşayan sıradan insanların hayatına dair canlı, akıcı ve biraz da hikâye tadında bir anlatı bekliyordum. Ne yazık ki kitap benim için bu beklentiyi karşılamadı. Suraiya Faroqhi'nin ele aldığı konu son derece ilgi çekici olmasına rağmen, anlatım dili oldukça ağır ve yorucu. Metin, yer yer akademik bir makale yoğunluğuna ulaşıyor. Bu da okuma deneyimini akıcılıktan uzaklaştırıyor. Çok fazla kaynak referansı ve detaylı açıklama olması, konuyu derinleştirmek yerine okur olarak beni metinden kopardı. Kitapta Evliya Çelebi gibi kaynaklara da yer verilmiş olması aslında büyük bir zenginlik katıyor. Ancak bu tür anlatılar bile daha akıcı bir hikâye örgüsü içinde sunulmak yerine, çoğu zaman akademik bir çerçeve içinde ele alındığı için okuma deneyimini hafifletmekte yeterli olmuyor. Elbette bu yaklaşımın akademik açıdan kıymetli olduğu açık. Ancak daha çok genel okura hitap eden, anlatı gücü yüksek bir tarih kitabı bekleyenler için zorlayıcı olabilir. Kitap, bilgi açısından zengin ama okuma deneyimi açısından ciddi bir sabır gerektiriyor..
Tarih
İstanbul'da Yaşam MücadelesiSuraiya Faroqhi · Koç Üniversitesi Yayınları · 20253 okunma
Reklam
Reklam