Devrimciler, kurtuluş programlarını gerçekleştirmek amacıyla giriştikleri mücadele, sırasında ortaya çıkabilecek olan taktik durumlarının hepsini önceden göremezler. Bir devrimcinin gerçek yetenekleri, her değişen duruma göre uygun dvrimci taktikler bulabilmek konusundaki kabiliyeti ile ölçülür. Devrimci bir programın belirli bir seçim sürecinden neler kazanabileceğini küçümsemek affedilmez bir hata olur. Ama sadece seçimleri düşünmek ve diğer mücadele şekillerini ihmal etmek, ve bu arada devrimci programı uygulamanın ve geliştirmenin yegâne aracı olan iktidarı ele geçirmek için silahlı çarpışmayı küçümsemek de aynı derecede affedilmez bir hatadır.
Bize seçim süreci ile iktidarı ele geçirmekten bahsettikleri zaman, hep aynı soruyu sormak durumunda kalıyoruz: Bir halk hareketi geniş bir halk oyu sayesinde hükümeti ele geçirir ve programını meydana getiren büyük sosyal dönüşümleri başlatmaya karar verirse, derhal ülkenin gerici sınıfları ile ihtilafa düşmeyecek midir? Ordu her zaman bu sınıfların aracı olmamış mıdır? Eğer bu böyle ise, ordunun kendi sınıfı yanında yer alması ve yeni hükümete karşı girişilecek savaşa katılması normal ve mantıki bir hareket sayılmak gerekir. Kanlı veya kansız, bir hükümet darbesi ile yeni hükümet devrilebilecek ve böylece eski oyun tekrar sahneye konulacak ve kıyamete kadar devam edecek demektir. Şüphesiz zulüm ordusunun, hükümeti savunan silahlı bir halk tepkisi ile yenilgiye uğratılması da mümkündür. Fakat bize ihtimal dışı gibi görünen şey, silahlı kuvvetlerin köklü sosval reformları kabul etmesi ve bir kast olarak sessiz sedasız tasfiye edilmeye razı olmasıdır.
Savaşın yönetiminde askeri kast'ın yardımına güvenilebileceğini kabul ettiğimiz takdirde, iki sorunun analizini yapmamız gerekir. İlk önce, ordunun -orduyu özerk bir karar