Turgut Özal (1927-1993). Malatya’da doğdu, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’ni bitirdi. ABD’de ekonomi eğitimi gördü. 1965’te Süleyman Demirel’in teknik danışmanlığım üstlendi. 1967’de Devlet Planlama Teşkilatı başkanlığına getirildi. 1971 darbesinden sonra Dünya Bankasında çalışmak üzere Washington’a gitti, 1973-1979 arasında özel sektörde çalıştı. 1979’da başbakanlık müsteşarlığına getirilerek ekonomik reform paketinin yürütülmesinde kendisine özel görev verildi. 1980-1982 arasında generallerin yönetimi döneminde ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirildi. Bankerler sıkandalının ardından istifa etti. 1983’te Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983-1989 arasında başbakanlık yaptı, 1989’dan ölümüne kadar Türkiye’nin sekizinci cumhurbaşkanlığı görevini yürüttü.
Türkiye gibi ataerkil toplumlarda erkeğin namus ya da namussuzluğu onun ne denli güvenilir olduğuna, sosyal sorumluluklarını ne derece üstlenebildiğine ve en önemlisi de “sorumlu olduğu kadının cinselliğini” ne derece kontrol edebildiğine bağlıdır. Söz konusu bir kadının namusu olduğunda ise mevzubahis yalnızca c.nselliktir. Bu namus anlayışının temelinde yatan ataerki, kadın bedeni üzerinde kurulacak eril tahakküme alan açar. Kadın bedenini ve c.nselliğini erkeğe emanet eden bu anlayış yalnızca kadına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda erkeğe de büyük sorumluluklar yükler.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Reklam
Platon yöneticilerle yönetilenler arasındaki ilişkiyi bir ebeveyn-çocuk ilişkisi gibi düşünmektedir. Platon biraz bizim gele­neğimize de uygun düşen bir tarzda adeta yöneticiyi ‘bir bilen’, dev­leti bir “ baba’ olarak görmektedir. Ama yöneticilerin babalık fonksi­yonunu yaptıkları bir toplumda çocuklar hiçbir zaman büyüyememekte, kişilik sahibi, sorumlu bireyler haline gelememektedirler. Bu da çağdaş eğitimin doğru bulmadığı bir eğilim yöntemidir. Sonra Platon hem eksik, hem yanlış bir benzetme yapmakta­dır: Yöneticiyi hekime, yönetileni hastaya benzetmektedir. Bir he­kimin hastanın hastalığının ne olduğunu bilme ve ona bir tedavi önerme hakkı olduğu kadar hastanın da bu tedavinin kendisi için yeterli veya şifa verici olup olmadığını görme ve eğer bu tedaviden şifa bulmuyorsa hekimini değiştirme hakkı vardır. Aristoteles’in, Politika adlı kitabında demokrasiyi savunmak üzere ileri sürülebi­ lecek bir kanıtı, bir kunduradan kunduracı kadar kundurayı aya­ğına giyenin de anladığı ve onun başardı bir kundura olup olma­dığını söyleme hakkına kunduracı kadar, hatta daha fazla onun da sahip olduğunu hatırlatması son derece yerinde olmuştur.
Sayfa 201 - Adres Yayınları·Kitabı okuyor
İçinizdeki bakıcıyı öldürün
Ne yazık ki bir çok evli kadın, eşlerinin neredeyse her türlü bakım işlerinden sorumlu olmak zorundalarmış gibi davranırlar. Kıyafet alışverişinden tutun beslenmesine kadar çok fazla şeyle bizzat ilgilenirler. Bakım ve yakından ilgilenme çiftler arasındaki bağın gücü için elbette olumludur ama arzu dediğimiz hissi adeta canlı canlı gömer. Neticede denklem gayet basittir. Bakım gösterdiğiniz birine arzu duyamazsınız. Hatta bunun tersi de doğrudur. Yani bakımınızla ilgilenen birine de arzu duyamazsınız. Muhtemelen onu seversiniz, derin bir şükran duyarsınız ama asla ve asla arzulamazsınız.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Bozkırdaki en temel sosyal birim, genellikle çadır sayısıyla öl- çülen haneydi. Akrabalar ortak bir otlağı paylaşır ve mümkünse beraber konaklarlardı. Geniş ailelerin gruplar halinde bir alanda konaklayarak ya- şaması hayvancılık üretimine de uygundur. 13 Tek bir adam des- tek olmadan ayrı ayrı büyük ve küçükbaş hayvanları yönetemez. Çünkü otlaklar ortaktır ve bir çoban tek bir büyük sürüyü oluş- turan birden farklı hayvana bakabilir. Benzer bir şekilde geniş ailelerde kadınların keçe ve süt üretiminde çalışmaları mümkün olur. Fakat sürüden sorumlu olan erkektir; eğer kendisi hayvan- ların bakımından memnun olmazsa onları görevden alabilir ve başka yere gidebilir. Çok sayıda akraba grupları aynı zamanda hırsızlığa karşı koruma sağlayabilir ve diğer gruplarla olan ihtilaf- lara karşı müttefik olabilirdi.
Sayfa 50 - Kronik kitap·Kitabı okuyor
Demokrasiyi daraltmak yerine genişletmeliyiz. Birey, kendisini ilgilendiren tüm işlere gerçekten ve sorumlu olarak katılma şansına sahip olmalı, artık kitlesel telkin yoluyla ve pek fark edilmeyen hipnoz biçimleriyle oyuna getirilmemelidir.
Reklam
Reklam