• Üzeyme Sungur
    Üzeyme Sungur Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti'yi inceledi.
    374 syf.
    ·16 günde·Puan vermedi
    Ben kendi düşüncelerinden çok kitabın en etkilendiğim önsözünü almak istiyorum. Kitabı okumaya bu önsözle ikna olmuştum:

    Çağımıza atom çağı, füze çağı ve modern çağ demek yerine; bunalımlar çağı demek daha yerinde olur. Çağımız insanı, cemiyetin bütün kesimlerini bir ahtapot gibi saran korkunç bir buhranın kıskacında kıvranmaktadır. Huzur, mutluluk, saadet gibi terimler modern insanın lügatından adeta silinmiş gibidir. Üretimi hızlandıran dev yapılı makinalar, her an insan neslini tedirgin eden korkunç silahlar, gökleri delercesine uzanan devasa binalar, ışık hızı ile yarışan uçaklar, tek kelime ile modern teknolojinin ortaya koyduğu imkanlar artık insanoğluna mutluluk vermiyor. Maddenin kuduran kudurdukça azgınlaşan amansız dalgaları altında ezilen insanoğlunun ruhu büyük bir tehlike ile yüz yüzedir. Ya dar madde kalıplarını yırtıp var olduğunu ispatlayacak veya bir mengeneden farksız kabuğunun ağırlığı altında yok olup gidecektir. Bütün mesele olmak veya olmamak noktası üzerinde düğümlenmektedir. Bir başka deyişle bu insanoğlunun madde ile hesaplaşmasıdır. Fertte başlayan madde-ruh çekişmesi adım adım cemiyete doğru ilerlemektedir. Cemiyetin de insan bünyesi gibi bir büyüklüğe sahip olduğu sosyologlarca ifade edilen bir gerçektir. İnsanlığın her geçen gün biraz daha uçuruma yaklaştığını gören çağdaş sosyologlar, psikologlar, sosyal psikologlar gecelerini gündüzlerine katarak insanlığı kurtarmanın yollarını aramaktadırlar. İnsanlığa bir mutluluk reçetesi yazmanın gayreti içerisindeler. Gerçekleri yakından görebilenler psikolojik ve sosyal realitelere eğilebilenler tek kelime ile insanın ruhundaki çöküntüyü duyabilenler, feryat ediyorlar. Gazetelerde, dergilerde, radyo ve televizyonda, kitaplarda ve çeşitli yayın organlarında bu gerçeği açıkça dile getiriyorlar. Bütün otoriteler bir noktada birleşiyorlar. "Çağımız insanı korkunç bir buhranın sancıları içinde kıvrananmaktadır."

    Konulan teşhis doğrudur. Fakat önemli olan çözüm yoludur, tedavidir. Her şeyden önce problemin temeline inmek gerekir. İnsan nedir, nasıl bir varlıktır, insan organizması nasıl çalışır, insanla hayvan arasında fizyolojik ayrılıkların dışında bir farklılık var mıdır gibi temel sorulara cevap bulmak gerekir. Bu sorulara doyurucu cevaplar verilmedikçe yapılan çalışmalar düğüme yeni bir düğüm atmaktan daha doğrusu problemi içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

    İnsan denen organizma diğer organizmalar içinde karmaşık, girift ve kompleks bir varlık olarak göze çarpar. İnsanoğlu kabaca psikolojik ve fizyolojik olarak ayırabileceğimiz iki bünyeden oluşmaktadır. Ruh-beden de diyebiliriz. O halde insanın mutlu ve mesut olması bu iki bünyenin dengeli bir şekilde ele alınmasına bağlıdır. İnsanın yapısına saygı göstermeyen veya sadece bir yönünü görebilen sistem ve doktrinler insana ıstıraptan başka bir şey veremezler. İşte çağımız insanının geçirmekte olduğu bu buhranların, sancıların, krizlerin temelinde bu çarpık teşhis ve anlayış yatmaktadır. Çağımızda insanoğlu insan realitesini bir bütün halinde göremeyen, görme gücünden yoksun olan kapitalizm, komünizm ve Sosyalizm gibi kokuşmuş sistemlerin ağırlığı altında ezilmektedir. Çağımız insanı kendine saygı duyan, insanlığına hürmet eden, yaratılış hikmetlerinin sırrına eren, realiteleri bir bütün olarak gören cihanşümul bir nizama muhtaçtır. Bu nizam da İslam'dır. Yirmimci asırsır insanı bu eşsiz nizamın özlemi ile yaşamaktadır.

    Elinizde bulunan bu eser bu gerçeği dile getirmektedir. Müslümanların gerilemesiyle dünyanın neler kaybettiğini sergilemektedir. İslam'ın sadece nüfus cüzdanlarına hapsedilmesi dünyaya nelere mal olduğu gibi can alıcı bir konuyu ele almaktadır.
  • İşin aslı şu ki, halk öğrenmeye değer ne varsa hariç her şeyi öğrenmek için doymak bilmez bir açlık içindedir.
  • TANRILAR MAHKEMESİ DİYALOGLARI
    ZWEİG, HİTLER'E KARŞI

    - Burada Almanca konuşan kimse yok mu ? Hangi dili konuşuyor bunlar ? Hiçbir şey anlamıyorum.
    - Hey merhaba , ben Almanca biliyorum ve sanırım seni de bir yerlerden hatırlıyor gibiyim.
    - Beni kim tanımaz ki , ben Führer’im , senin Führer’in
    - Demek sende buradasın ? Beni tanıdın mı ?
    - Hayır , tanıyamadım .
    - Benim Stephan Zweig .
    - Sen , sen , seni, kötü Yahudi. Sen hangi cesaretle karşıma çıkarsın ? Başka Almanca bilen yok mu ? Kurtarın beni bu ihanetçi Yahudi’den.
    - Şunu , sana söylemeliyim ölü halin , yaşayan halinle yarışıyor. Zehir ağzından bir köpük gibi yayılıyor dışarı. Seni, ben, bugün mahkemeye vermeye geldim . Hazır mısın ? Az sonra yargılanacaksın. Ve seni yargılayacak olan hakimlerin hiç biri sana ve senin terör rejimine sadakat yemini de etmemiş ruhlar.
    - Bırakın beni , bırakın beni, sizlerde kimlersiniz ? Hangi cesaretle kollarımdan tutarsınız beni ? Sizlerin hepsini kurşuna dizdireceğim. SS Subaylarım nerede ? Yok mu SS Ruhlular ? Neredesiniz , gelin ve haddini bildirin şu yakılası Yahudi’ye ve onun gardiyanlarına.
    …..

    - Sessizlik , sessizlik .duruşma başlıyor . Sayın yargıçlar yerlerine geçiyorlar , tüm ruhlar ayağa kalksın lütfen

    Hakim : Bay Adolf Hitler , ruhunuz şu anda yargılanmak üzere ve de sayın Stephan Zweig’ın şikayeti üzere mahkememizde adalete uygun şekilde yargılama olacaktır. Öncelikle sayın Stephan Zweig’ı dinlemek istiyoruz. Buyrun, Bay Zweig.

    - Sayın yargıçlar ben yaşarken hayal edemeyeceğim bu yargılamanın burada ruhlar dünyasında yapılması , benim mezarda ki bedenimi rahat ettirmiştir. İzin verirseniz ben şikayetlerimden önce sanık Adlof Hitler’e bazı sorular sormak istiyorum.

    Hakimler : Elbette ki sayın Zweig buyrun , sizleri dinliyoruz.
    Zweig : Bay Hitler , Salzburgta aynı sokakta oturduğumuzu ve bir keresinde sokakta yürürken karşı karşıya geldiğimiz günü hatırlıyor musunuz ?

    Hitler : Evet , hatırlıyorum. Utanç dolu bir yıl olan günlerdi. 1918’in kış günleriydi. Hava buz gibiydi ve üzerimde bulunan askeri hırkam dahi beni soğuktan koruyamıyordu. Sokağın ortasında çocukların yakmış olduğu bir çöp kutusunda ki ateşte ellerimi ve vücudumu ısıtmaya çalışırken , seni de karşımda ellerini ovuştururken görmüştüm. Seni tanıyordum çünkü Viyana Sanat Galerilerinden birine savaş öncesi gittiğimde, bir kitapçıda senin kitaplarını görmüştüm.

    Zweig : Benden neden nefret ediyorsunuz ?

    Hitler : Senden , senin gibilerden kim nefret etmez ki. Sizler , Alman Irkının çöküşünün sorumlusu olan , aramıza sızmış Yahudilersiniz. Sizler her yerdesiniz. Kutsal Kitaplara dahi sızmayı başarmışsınız. Ama ben , evet ben kararlıydım ve dediğimi de yaptım. Alman Irkının ve 3. Reich’ın ölümsüzlüğü için sizlere ölümü tattırdım.

    Zweig : Ben de hatırlıyorum o günü , evet. Barışsever Dostum Rolland’a yazmış olduğum mektubu göndermek için evden çıkmıştım ama hava o kadar soğuktu ki , Avusturya’nın o dondurucu soğuğunda, sokak ortasında yanan çöp bidonunu görünce bende kendimi , o ateşin yanında buluvermiştim. Ve seni de yırtık-dökük paltonun yakasına iliştirmiş olduğun demir haçla oynarken görmüştüm . seni o zaman tanımıyordum ama Münih barlarında nutuk atan ateşli bir Yahudi düşmanı olan Hitler’den Avusturya’da bahsettiklerinde ve bir duvar afişinde resmini görünce seni tanımıştım. Bu , o sokakta o dondurucu soğukta yanan ateş etrafında gördüğüm kişiden başkası değildi.

    Hitler : Münih’te sıradan bir istihbarat onbaşı iken , Alman Irkına Führer olan olan kişi benim . Sizler de Kutsal Alman Ülkesinin her köşesini , tüm sinir noktalarını işgal etmiş olan Almanya’nın 1. Büyük Savaşta yenilmesine sebep olanlarsınız.

    Zweig : Barış sözcüğünden ne anlıyorsunuz ?

    Hitler : Barış mı , bu sözcük ancak sizin gibi zavallıların bayrağı olabilir. Benim için barış diye bir şey yoktur . Savaş vardır , kavga vardır. Alman Irkını köleleştirmeye çalışanların kölemiz olduğu ve sizlerin olmadığı bir dünya benim için barıştır. Gerisi değil. Sen Stephan Zweig , sen ise hep barış için çabaladın durdun.

    Zweig : Evet , ben hayatım boyunca barış için mücadele ettim. Avusturya savaşa 1914’te girdiğinde bunun büyük bir çılgınlık olduğunu söyledim . Sadece Avusturya için değil tüm Avrupa için bu büyük bir çılgınlıktı. Ve o çılgınlığın sonucunu da ne yazık ki ; kanlı ve canlı olarak, ilkin bir Salzburg kışında cadde de, daha sonra Avusturya gazetelerinde gördüm . O sonuç, sendin , senin gibi savaşın yarattığı yozlaşmış insanlardı. Sizler, belki başlangıçta insandınız ama zamanla canavarlaştınız . Bir kere dişinize insan kanı değmişti ve iflah olmaz bir şekilde, ölene kadar o dişteki kanın eksik olmaması gerekiyordu.

    İlk kurbanlarınız da biz olduk , biz Yahudiler. Alman Edebiyatına, Alman Diline , Alman Sanatına katkısı olan Almanya’nın ve Avusturya’nın kalkınması için her türlü çabayı gösteren ve sadece eşit bir yurttaş olmak isteyen bizler olduk. Ben savaşa karşı olsam da ilk savaş sırasında cephede savaşan ve Alman Milliyetçisi olan binlerce Yahudi vardı. O gerçekliği dahi unuttunuz. Ya ünlü şaire ne demeli ? Ernst Lissauer’a .

    Sizin için o ünlü şiiri , “ Nefret Ediyorum İngiltere’den”i yazmamış mıydı ? Ve sen, o Alman Milliyetçisi Yahudi Ernst’i de kovdun ülkeden . O da ömrünün en büyük pişmanlığı olan ve üzerine tapulu kalan o nefret şiiriyle birlikte bizden önce öldü. Sayın Yargıçlar , izninizle şimdi mahkemenize Ernst Lissauer’ın ruhunu çağırmak istiyorum ve kendisinin dinlenmesini istiyorum.

    Hitler : O bir Hain’di , o hiçbir zaman bir Alman olmadı .
    Hakimler : Dinlenilmesi , uygundur.

    Tanık Ernst Lissauer : Beni tanık olarak bu mahkemeye çağıran üstat Stephan Zweig’a izninizle teşekkür etmek istiyorum. Çünkü bu mahkemede benim dinlenmem , mezarda acı içinde kıvranan kemiklerimin acısını dindirecek ve ruh olarak bende daha fazla vicdan azabı çekmeyeceğim. Evet , ben vicdan azabı çekiyorum. Çünkü ben vicdanıma ihanet ettim ve vicdanıma kilit vurdum. Ve hayatımın en büyük hatası olan ve nesiller boyu onunla hatırlanacak Nefret şiirini yazdım. Üstad Zweig , beni Alman Milliyetçiliği fikirlerine karşı uyarmış , beni vicdanımın sesine kulak vermeye çağırmıştı.
    Ama şu gördüğünüz eller, o nefret dolu cümleleri nasıl beyaz kağıdın ırzına geçerek yazdıysa , şu dudaklarda o nefret dolu cümleleri şu şişman vücudun diyaframı ile Almanya’nın Avusturya’nın gökyüzüne yaydı. Artık ben azılı bir savaş taraftarıydım. Ünlü olmuştum . Gazetelerde , dergilerde benim “ Nefret” adlı şiirimden övgü ile bahsediliyor, İmparatorluk Sarayı beni tebrik ediyor ve radyolar benden , benim dünyaya getirdiğim “Nefret” adlı çocuktan bahsediyorlardı. Savaş bitince ben ve “Nefret” adlı hiç olmaması gereken çocuğum baş başa kaldık. Ben , yaptığım hatanın farkına varıp o şiirden ne kadar kaçmaya çalışsam da artık o şiir, bırakmıyordu yakamı. Ve ben, artık kendimden nefret ediyor ve hümanizme aykırı böyle dizeleri kaleme aldığıma hayıflanıyordum. Artık ben Alman Milliyetçiliğinin en büyük şairi olmuştum. Ancak Alman Milliyetçiliğinin ilk kurbanı da ben olacaktım.

    Sanık kürsüsünde oturan şu onbaşı 1933’te iktidara geldiğinde beni ana vatanımdan, evimden kovdu. Neden mi ? Çünkü Alman Milliyetçilerinin hoşuna giden “Nefret” adlı şiiri saf bir Alman değil , bir Yahudi yazmıştı ve bu Almanlar için , Alman ırkı için yüz karası bir olaydı. Ben savaş sonrası hayatım boyunca 1. Dünya Savaşında yazdığım O ” Nefret” adlı şiirden nefret ettim, Bugün sayın mahkemenizin , ilahi adaletinizin ve üstat Stephan Zweig’ın önünde saygıyla eğilerek diyorum ki ; Pişmanım , çünkü benim ellerimden benim şu dudaklarımdan çıkan o dizeler şu karşınızda gördüğünüz canavarı yarattı ve o canavarın ilk yuttuğu da ben oldum , ben.

    Stephan Zweig : Sayın Lissauer , tanıklığınız için ve ayrıca pişmanlığınız için teşekkür ederim. Ruhunuz ,tanık kürsüsünden uzaklaşabilir.

    Hitler : Bu mahkeme Yahudi mahkemesi mi ? Siz Yahudiler , sadece yaşadığımız dünyayı değil ruhlarımızın gezdiği bu dünyayı da, mahkemesini de ele geçirmişsiniz. Yok mu burada Nasyonal Sosyalizme bağlı bir yargıç, yok mu ?

    Mahkemede izleyici kürsüsünde bulunan bir tanık ; Var , ben. Carl Schimitt. Führer için konuşmak istiyorum.

    Hakimler : Kürsüye buyrun Sayın Schimitt.

    Stephan Zweig : Siz , evet siz .Şu canavar ruhlu adamı yaratan ve hukuka tecavüz eden üniformalı yargıçların başı olan siz , Bay Schimid.
    İşte ben karşınızdayım , Sizin egemenlik anlayışınız için gerekli olan “ iç düşman” .Yani ben, yani Yahudi.
    Yani Alman Irkının baş belası . Weimar Cumhuriyetini yıkan , üniversitelerden bilimi kovan ve üniversiteleri totaliter rejimin kalesi haline getiren , Alman Ruhu adına Alman Ruhuna ihanet eden Bay Schimitt. Görüyorsunuz ya bu tarafta bir diktatörlük yok , olanlar da yargılanıyor başka bir mahkeme de kendine çılgın diyen bir ruh tarafından.

    Hitler : Bay Schimitt , sevgili dostum . Seni gördüğüme çok sevindim , kurtar beni bu Yahudi Engisizyonundan yoksa İsa gibi hakkımda hüküm verecek bu sefil ruhlar. Sen her zaman iyi bir Katolik’tin ve bilirsin ülkem Avusturya’da Katolik’ti ve Katolik Kilisesi adına söyler misin bana , ben İsa’ya ihanet eden Yahudileri , Alman Ruhunu çarmıha germek isteyen bu Alman kılıklı Yahudileri Alman Hukuku adına cezalandırmadım mı ? Yaptığım şey yasalara uygun değil miydi ?

    Schimitt : Sayın Yargıçlar görüyorsanız , kan, kemik ve deriden ibaret olduğumuz fani dünyada ve şu anda ruhtan ibaret kaldığımız şu dünyada, dahi ; Bay Hitler , egemenlik için bir Führer olduğunun kanıtı. Bay Hitler’in, şu zor zamanında sayın mahkemenize meydan okuması , şu olağan üstü durumda dahi yalnızlığı göze alıp , mahkemenizde yılmadan konuşması ve şu ithamkar Yahudi Yazara karşı sessiz kalmaması , Bu adamda bir önderlik ruhunun olduğunun göstergesi.

    Demokrasi adına Almanya’nın nasıl da Yahudi Komplosuyla çökertildiğine , Weimar Cumhuriyetinin özgürlük adına Alman Ruhunu yok ettiğine şahit olan ben, demokrasi saçmalığına karşı durdum. Şu Yahudi saçması demokrasi krizlerine, parlamenter sistemin çıkmazlarına karşı söz –yetki ve karar ; Ulusumuz için tek bir kişi de olmalıydı ve o da olağan üstü bir zamanda Alman ulusunun varlık-yokluk yıllarında ortaya çıkan ve karar veren , hükmeden Führer’den başkası değildi.
    3. Reich’ın Baş Hukukçusu olarak ben, bu mahkemeye itiraz ediyorum. Tıpkı Nünberg Mahkemesinde yaptığım itiraz gibi. Burada yargılanmak istenen, Bay Hitler nezdinde Hükümran Alman Ulusu ve Onun Hükümranlığıdır. 3. Reich’ta yargılanamayan bay Hitlerin , bu dünyada ruhu da yargılanamaz.

    Hitler : Evet , ben yargılanamam. Tanrılar dahi yargılanabilir ama ben değil. Benim peşimde, milyonlarca Alman koştu. Ve ben, hep onların en önünde koşmaya devam edeceğim. Arkamda olanın , gerimde kalanın beni yargılayamadığı dünyaya karşılık, burada şu Viyana işgalcisinin şikayeti ile alı tutulmam , Egemenlik Hakkıma açık bir saldırıdır.

    Zweig : Sayın Yargıç , az evvel mahkemenizde konuşan bay Schimitt , Weimar Anayasasına ihanet eden , özgürlüklerimizi elimizden alan , Kutsal Kitaplara karşı gelerek ırk yasasını çıkaran bir diktatörün üniformalı hukukçusudur. Üniforma giymiş hukukçu ne demektir ? O , aslında hukuka ihanet etmiştir. Çünkü hukuku tek bir kişinin hükümranlığına hizmet edecek bir araca dönüştürmüş , Özgürlükçü Weimar Anayasasını hak etmediği kör bir kuyuya, bizlerin gelecekleri ile birlikte atmıştır.

    Siz , Bay Schimitt , sizin, başını çektiğiniz hukukçular sabah-akşam Hitler’in işlediği veya işleyeceği suçlar için hukuk teorileri ortaya atmış ve hukuku tek bir kişinin emrine sunmuştu.

    Siz ve pek çok yargıç Hitler’e sadakat yemini etmiştiniz ve o sadakat yemininizle birlikte tüm ülkeyi bir Engisizyon Mahkemesine , kendinizi baş savcılığa getirip , Hitler’i Kutsal Engisizyonun başı yapmıştınız. Ve bizlerde sizin Engisizyonunuzca “ iç düşmanlar” ilan edilmiştik. Ne diyordunuz, “düşman yaratmadan egemenlikte yaratılmaz” değil mi ? “Her egemenlik , bir düşmana ihtiyaç duyar . İçte veya dışta.” Ve içte de o aradığınız düşman bizlerdik.
    Siz Bay Schimitt , düşman hukukunun mimarı olan siz , aslında Almanya’ya yeni bir ruh getirmiyordunuz , siz Katolik Engisizyonundan ayrılan Lutheran Almanya’yı “ iç düşman Yahudilik” savınızla tekrardan Engisizyona bağlıyordunuz. Ve özgür düşünceyi , özgür insanı kısacası özgürlüğe ait olan her şeyi, hukuk teorilerinizle yıkıyor ve fani Almanya’nın başına, insanlığa sonsuz acılar yaşatacak bir diktatör getiriyordunuz, Hitler’i.

    Almanya , sizlerle birlikte Luther öncesi Ortaçağ Almanya’sına geri döndü. Tek bir farkla , artık Roma’da kendi halinde, kayanın üzerinde ki yorgun Aziz Peter’in evinde ki Yaşlı Papa’ya değil , Nasyonal Sosyalizm’in Papası Hitler’e bağlıydınız.

    Sizlerle birlikte Almanya’da , Avrupa’da Aydınlık Çağlar dönemi bitti ve karanlığa girildi. İnsana ait her şey, kitaplar dahil bedenlerle birlikte yakılmaya başlandı. Benim ve pek çok insanın kitaplarını yakan sizler , beni ele geçirmiş olsaydınız acaba ne gibi işkenceler edecektiniz ? Neden dişlerinizi gıcırdatıyorsunuz ? Söyleyin , konuşun da Avrupa Ruhuna , İnsanlığa nasıl da ihanet ettiğinizi şu mahkemeyi izleyen milyarlarca ruhta tanıklık etsin.

    Hitler : İnkar etmiyorum , ben iktidara gelir gelmez ilk iş özgürlükleri askıya aldım , olağan üstü hal rejimi ilan edip tüm Alman ulusunu , Alman ulusunun iç ve düşmanlarına karşı birleştirdim. Tüm Üniversiteler bana boyun eğdi , saygın Prusya Bilimler Akademisi , Hukukçular ve daha nicesi. Ama sizin gibi Yahudiler hariç tabii. Alman Fiziğinin baş belası Einstein denilen o hain ve türevleriniz. Hepiniz ülke dışına çıkınca sadece bedeninizi taşımadınız o hain ruhunuzu da taşıdınız. Güzel Almanya’ya , Alman Edebiyatına , Alman Fiziğine ihanetinizi kaçarak tescillediniz.

    ( İzleyici ruhlar arasından bir ses …) - Sayın yargıçlar söz almak istiyorum , benim adım Albert Einstein. İzninizi rica ediyorum.

    Yargıçlar : Tanık kürsüsüne buyrun bay Einstein , mahkememiz sizi dinlemek istiyor.

    Einstien : Sevgili Stephan Zweig’e en derin sevgilerimi tekrardan sunuyorum ve de tüm insanlığa. İnsanlığın iyiliği için emek verenlere. Sevgili Zweig, zamanın, benim için olmadığı bu fizik ötesi mekanda böyle bir mahkeme ile beni, tekrardan bedenlerimizin sürgün olduğu zamana geri götürdün. Şu ruhlar alemine biraz tufah gelebilir ama sayenizde bay Zweig, hayalini yaşarken özlediğim hesaplaşmayı burada , tarafsız olduğuna inandığım sayın mahkemenizin önünde yapmak istiyorum. Şu an ki heyecanım tıpkı görecelilik teorisi üzerine çalıştığım zamanda ki gibi dipdiri , ruhum hiç bu kadar canlı olmamıştı. Küllerimden yeniden doğmuş gibiyim , sanki bir rüyada bir romandayım. Bu imkanı bize sağlayan , yıllardır bir köşede inzivaya çekilmiş ruhlarımızı harekete geçiren bu olağan üstü mahkemenin önünde şu olağan üstü hal rejimi despotlarına karşı , onların kanun hükmünde insancıl hukuka aykırı kararnamelerine karşı konuşmak istiyorum.

    Hitler : Alman Fiziğinin Celladını anmaz olaydım. Nerden çıktı bu Yahudi Fizikçisi . Neredesin bay Heymann ?

    Einstein : Ben , Prusya Bilimler Akademisinde genç yaşında çalışmalarıyla dünyaca tanınmış bir bilim insanıydım. Aynı zamanda Sevgili Stephan Zweig gibi savaş karşıtı hareket içinde yer almış bir pasifisttim. 1914’te başlayan çılgınlık , dalga dalga tüm Avrupa’yı, Avrupa’nın son yarım asırdır sahip olduğu tüm barışçıl dönem birikimini , Avrupa Kültürünü yok ediyordu.

    Bosna’da Sırp bir genç tarafından Habsburg Tahtının Veliaht presi ve eşinin öldürülmesi ile başlayan, barış hayallerinin üzerine yağmış siyah kar tanesi , savaş tüccarları tarafından , insanlık ruhuna ihanet eden zorba faniler tarafından , büyük bir çığa dönüştürülmüştü.

    İlerlediği her yerde herkesi altına alıyor , boğuyor ve insanlar can veriyordu. Saygın pek çok meslektaşım, bilim insanı 1914’te başlayan felakette ne yazık ki bilim etiğine aykırı davrandılar ve benimde öyle davranmamı isteyerek savaşta ülkelerinin yanında olacaklarını deklare ettiler. Bilim önlüğünün üzerine böylece apoletler yapıştırdılar ve insan öldürme eylemleri içerisinde ne yazık ki yer aldılar.

    Bugün bu salonda belki de apoletli bilim insanlarının ordu için hazırladığı silahların kurbanları da var. Onlarda belki Bay Stephan Zweig’ın açılmasına vesile olduğu bu dava da konuşabilir. Ama ben onlar adına da konuşmayı tabii ki, bir bilim insanı olarak insani bir ödev ve bir borç olarak biliyorum.
    1. Dünya Savaşının bunalım günlerinde savaş karşıtı cephede yer alanlar olarak biz pasifistler azınlıktık. Yahudi olan yurttaşlar dahil milyonlarca insan Alman –Avusturya cephelerinde imparatorluk için savaşıyorlardı.
    Milliyetçi ideoloji tüm Avrupa Ruhunu zehirlemişti ve Avrupa’nın üzerinde gezen hayaletin tek bir adı vardı ; Ölüm.
    Tüm cephelerde insanlar bir birini acımasızca öldürüyordu . Fransızlar Napolyon Dönemi hasreti içinde , Almanlar Kutsal Roma Germen İmparatorluğu gibi bir hayal içindeydiler. İngilizlerin , Almanların , Fransızların , Rusların ve daha nice devletlerin emperyal hayalleri için katledilen ; insanlar ve insanlık oldu.

    Savaştan sonra Avrupa’yı büyük bir sefalet , pençesine aldı. Her ne kadar Almanya Weimar Anayasası ile belli bir ekonomik –politik istikrarı sağlamışsa da 1929’dan sonra bu ekonomik-politik istikrar bozuldu ve Münih’in biranelerinde nutuk atan şu demir haçlı onbaşıyı, 1933’te karşımızda Alman Şansöylesi olarak bulduk.

    Bu benim için değil tüm insanlık için bir kabustu. Ve bu kabustan çıkmak zorundaydım . Sevgili Stephan gibi bende ülkemi terk ettim ve okyanus ötesine yerleştim. Benim Almanya’dan kaçışıma neden olan kişi ve onun apoletli hukukçusu karşınızda duruyor. Bilimi , ideolojiye kurban eden , bilimi savaş için kullanan , bilimi insan oğlunun refahı için, barış için kullanmayan bu despotik rejim, hiç kuşku yok insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biriydi. Bugün burada bu felaketin sorumlularının yargılanması karşısında şunu diyebilirim , Artık fizik ötesi bu dünyanın gizemlerini de keşfe başlayacağım. Çünkü bugün küllerinden yeniden doğmuş gibiyim.

    Ernst Heymann : Bay Eisntein ,Bay Einstein fani dünyada ki iğrenç ve kışkırtıcı faaliyetlerinizi görüyorum ki bu tarafta da devam ettiriyorsunuz. Alman Ulusuna inanan , Alman Ulusunun Führerine inanan biz Alman Bilim Adamları adına Alman Vatanına , Ulusuna ve Bilimine ihanetiniz nedeniyle sizi unutmayacağız , Yahudi Irkının Alman Irkının Geleceğini karartmasına asla izin vermeyeceğiz.

    Yargıçlar : Sizde kimsiniz ? Neden söz istemeden konuştunuz ? Lütfen kimliğinizi açıklar mısınız sayın ruh ?

    Hitler : O Nasyonal Sosyalizme bağlı, Prusya Bilimler Akademisinin Başkanı Sayın Prof. Dr. Ernst Heymaan’dır. Kendisi Prof. Dr. Carl Schimitt gibi bana bağlı, Alman Irkının gururu Alman Bilim Adamıdır. Onun sayesinde Alman Bilimi , şu Yahudi Fizikçinin yıkıcılığından kurtuldu. Ve Alman Bilimi , Nasyonal Sosyalizmin zaferi için savaş öncesi ve savaşta Alman ırkı için çalıştı. Teşekkür ederim bay Heymaan, sizleri görmeyeli epey zaman olmuştu.

    Stephan Zweig : Sayın Yargıçlar görüyor ve şahit oluyorsunuz ki , kötülüğün yükselişin mimarları bir bir ortaya çıkıyor ve bu dünya da huzur bulmaya çalışan kurbanların ruhlarını rahatsız etmeye devam ediyorlar.

    Hukukun , Tiranlığa hizmet ettiği , Bilimin, Nasyonal Sosyalizm için insanları köle haline getirmeye çalışan bir araç olduğu, siyasal bir rejimin türevleri, dünyanın neresinde olursa olsun insan oğluna zulümden , politik bağnazlıktan , hoşgörüsüzlükten başka bir şey getirmezler.
    İnsanının bedenini , siyasal otorite için köleleştirirler. Buna karşı çıkanları ise çoğunluklarına güvenerek , çoğunluk olmanın hakikat olduğuna inanarak farklı düşünenleri linç etmeyi meşru bir ödev olarak görürler.

    Hukukun siyasallaştığı ve yozlaştığı , parlamentoların sembolik hale getirildiği , tek adam rejimi için kanunlar çıkarıldığı , hastanelerden ve okullardan çok cezaevleri , toplama kampları yapıldığı , demokrasinin rafa kalktığı , üniversitelerin siyasi otoritenin kışlası olduğu , bilim ahlakının kalmadığı , eğitimin ötekileştirme ve kendisinden olmayanı hor gördüğü sistem üzerine kurulu tüm rejimler ;

    Nerede ve hangi zamanda olursa olsun, insanlığı savaşa sürükler ve orada insani tüm erdemleri yok ederler. Bu ister Almanya’da ister Japonya’da ister kurulması hayal olan bir Yahudi devletinde ya da Türkiye’de, İran’da olsun sonuç hep aynı olacaktır.

    Kötülüğün Örgütlenmesine , Kötülerin cesaretine karşı bizler, İyiliği Örgütlemeli , İyileri örgütlemeli ve insanoğluna, geleceğin boş ve anlamsız savaşlarla değil , barış ve hümanizmle inşaa olabileceğini göstermeliyiz.

    Yargıçlar : Ruhlar Aleminde ki bu duruşmaya şimdilik ara veriyoruz. Bir sonraki oturuma kadar Sayın Stephan Zweig’in şikayeti göz önüne alınarak ve mahkeme de lehine konuşan tanıkların beyanları nazara alınarak , Sanık Adolf Hitler’in tutuklanmasına ve ayrıca suçlarını itiraf eden Carl Schimitt ile Ernst Heymaan hakkında da aynı tedbire başvurulmasına , bir sonraki oturumun bir psikolog eşliğinde olmak üzere devam edilmesine karar veriyoruz.

    Hitler : Nein , nein , ıch bin führer , ıch bin fuhrer ….
    YAZAR: CİHAN SÖYLEMEZ
  • Bir dostun çektiği acılara herkes üzülebilir ama bir dostun başarısına sevinmek çok soylu bir kişilik yapısı -hatta gerçekten bireyselci bir kişilik- gerektirir.
  • Yaşamak şu hayatta en nadir rastlanan şey. Çoğu insan yalnızca var, o kadar.
  • Bir insana kendinden başka hiçbir şey zarar verememelidir.
  • Günümüzde suçlu denen hiç kimse gerçek anlamda suçlu değildir. Modern suçun anası GÜNAH değil AÇLIKTIR.