Nitekim Nazi Almanya'sındaki Yahudiler ya da Sovyet Rusya'daki eski yönetici sınıfın soyundan gelenler herhangi bir düşmanca eylem nedeniyle suçlanmadılar; bunlar, ideolojisine uygun biçimde rejimin "nesnel" düşmanları ilan edildiler.
Rejimin radarının çalışma prensibi anlatılıyor buralarda.
''Ne kaba saba adam!'' dedi annesi yüksek sesle, ve kız, insanın yabancı bir kelimenin zaten tahmin ettiği anlamını sözlükte bulduğunda duyduğuna benzer bir hoşnutluk duydu. ''Gerçek insan değil,'' değil diye devam etti annesi kızgın bir şaşkınlıkla. ''Ne biçim şey öyle. Kesinlikle gerçek insan değil. Bana madam diyor, sadece madam, tezgâhtarlar gibi. Tanrı bilir neyin nesi bu adam. Eminim Sovyet pasaportu vardır. Bolşevik, sadece bir Bolşevik. Orada öylece aptal gibi oturdum. Ya havadan sudan konuşması...! Bu arada kolyenleri kirli. Dikkat ettin mi? Kirli ve yıpranmış.'' ''Havadan sudan konuşma neymiş?'' diye sordu kızı, eğik kaşların altından. ''Evet madam, hayır madam.'' 'Burada güzel bir atmosfer var' Atmosfer! Ne kelime, değil mi? Ona -konuşacak bir şey olsun diye- Rusya'dan ayrılalı çok olup olmadığını sordum. Sadece sustu. Sonra senin 'meşrubatı soğutmayı' sevdiğini söyledi. Meşrubatı soğutmayı! Ne ahmak adam, ne ahmak adam! Yok, yok böyle tiplerden uzak duralım...''
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sovyet sinemasında sesin ve konuşmanın genellikle az kullanılmasına karşın örneğin İtalyan filmlerinde çok konuşulur. Eserleri büyük bir klasik sağlamlık gösteren Visconti'de bile gösterişçi Milanolu'nun, geveze Napolili'nin ve ateşli-uyurgezer Sicilyalı'nın müzikal mırıltısını bütün film boyunca duyarsınız. Ama operacı Visconti bu konuşmaları Pudovkin'in deyimiyle öylesine bir "orkestra contrapoint'i" ile düzenlenmiştir ki, bir tek konuşmayı çıkarıp atamazsınız.
Sayfa 287·Kitabı okuyor
Alıntı
Ses
1929 yılında, ilk sesli filmlerin ortaya çıkışı dolayısıyla Ayzenştayn, Pudovkin ve Aleksandrov'un yayınladıkları bildiri belirli bir kaygının ifadesiydi. "Bu teknik buluşun yanlış bir yolda kullanılması yalnızca sinema sanatının gelişmesini engellemekle kalmaz, aynı zamanda bugünkü gerçek anlatım zenginliğini de yok edebilir." Sözü edilen anlatım zenginliğinin temeli ise Sovyet sinemacılarına göre "kurgu" idi. Bu yüzden bu büyük sinema düşünürleri ses ve konuşma öğelerinin "kurgu"nun yeni bir imkânı olarak görülmesinden ve öyle kullanılmasından yanaydılar.
Sayfa 286·Kitabı okuyor
Alıntı
II. Dünya Savaşı sonrası "Müttefikler" arasında ihtilaf se­bebi olan ve Soğuk Savaş'a giden süreçte önemli bir payı bulu­ nan konu İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın geleceği olmuş­ tur. Sovyet-Rus kaynaklarında Stalin'in, Çarlık Rusya'sının jeo-stratejisini sürdürerek SSCB'yi Karadeniz üzerinden Akdeniz' e bağlama ve böylelikle Türkiye üzerinde kontrol kur­ma amacıyla Türk Boğazları'nı ele geçirme planlan yaptığı açıkça belirtilmektedir. Boğazlar meselesinin istihbari yönünü de dö­ nemi inceleyen istihbarat tarihçilerinin çalışmalarında ve döneme tanıklık eden KGB'nin eski görevlilerinin hatıralarında görmek mümkündür. İstihbarat tarihçisi İ.G. Atamanenko "Şpionskiy Pas'yasns" (Casusluk Dirayeti) isimli kitabında 1945 yılında ABD'nin Japonya'ya atom bombası atmasını Kızıl Ordu'nun Tebriz üzerinden Türkiye'ye yöneldiği bir sırada gerçekleştiğini, zira Amerikalıların atom bombası kullanmasının asıl sebebinin Rusları, Türkiye'yi işgal etme planından vazgeçirmek olduğunu iddia etmektedir. Atamanenko, bu durum karşısında Stalin'in Parti Yönetimine, "İstanbul seferimiz değişiyor. Daha uygun bir zamana (erteleyelim). Türkler de, onların yerine kurban olan Japonlara dua etsinsler ... " diyerek Kızıl Ordu'nun Türkiye harekatına son vermesini buyurduğunu yazmaktadır.
Devrimden hemen sonra (1917) kurulan ilk Sovyet İstihbarat Teşkilatı'nın adı KGB değil, ÇEKA'dır. Bununla birlikte ÇEKA adı al­tında kurulan Sovyet Siyasi İstihbaratı'nın adı 1991 yılına kadar sıkça değişikliğe uğramış ve sırasıyla OGPU, NKVD, NKGB, MGB ve KGB adlarını almıştır. Bu çalışmada çoğunlukla, Soğuk Savaş döneminde küresel çapta bir marka haline gelen KGB isminin kullanılması tercih edilmiştir.