kaydettiğim kişiselleştirilmiş eşya ve diy fikirlerini yapmak, hobileri denemek ve ilginç sitelere girmek istiyorum bir de üstüne kaydettiğim nostaljik whimsy animasyonları izlemek istiyorum özellikle sovyet olanları ama istanbulum ve okulum çok vakit alıyor 💔 en sonunda sadece ever after high izleyeceğim 😔 kişilik analizimi yapın: ever after high'da briar beauty, monster high'da draculaura, winx club'da flora, disney prenseslerinde uyuyan güzel aurora, my little pony'de rarity, powerpuff girls'te bubbles, w.i.t.c.h'te cornelia'yı seviyordum
Küresel siyaset sahnesinde bugün haritalara baktığımızda gördüğümüz sınır çizgilerinin çok büyük bir kısmı, adil birer bölüşümün değil, sömürgeci imparatorlukların geri çekilirken bilerek yanlış attığı dikişlerin eseridir. İngiltere, Fransa, İspanya gibi emperyal güçler egemenlik alanlarını terk ederken arkalarında net, hukuki ve homojen sınırlar bırakmak yerine, pimi çekilmiş el bombaları andıran "Kasıtlı Çözümsüzlük" alanları imal etmişlerdir. Bu stratejinin temel amacı; yeni kurulan devletlerin enerjilerini birbirleriyle savaşarak tüketmesini sağlamak, bölgesel bir süper gücün doğuşunu engellemek ve her iki tarafı da kalıcı olarak Batılı bir hakeme ya da silah tüccarına muhtaç kılmaktır. Dünya üzerinde bu sinsi mühendislikle üretilmiş, günümüzde hâlâ kanayan ve küresel dengeleri sarsan en kritik sınır sorunlarını şu şekilde haritalandırabiliriz: 1. Güney Asya ve Uzak Doğu: İngiliz Sömürge Laboratuvarı İngiltere, sömürgelerinden çekilirken harita üzerinde cetvelle çizgi çekme ve etnik/dini unsurları birbirine düşürme konusunda en kusursuz sabıkaya sahip ülkedir. Keşmir Meselesi (Hindistan - Pakistan): 1947 yılında İngiltere alt kıtayı apar topar ikiye bölüp giderken, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ama yöneticisi Hindu olan Keşmir’in statüsünü ucu açık bıraktı. Bu bilinçli belirsizlik, iki komşu ülkeyi nükleer silahların gölgesinde üç büyük savaşa sürükledi. Sorun bugün hâlâ iki ülkenin kalkınma enerjisini emen kalıcı bir kara deliktir. Durand Hattı (Afganistan - Pakistan): 1893 yılında İngiliz diplomat Mortimer Durand tarafından çizilen bu sınır, Peştun etnik kökenine sahip halkı tam ortasından ikiye böldü. İngiltere bölgeyi terk ettikten sonra Afganistan bu sınırı hiçbir zaman tanımadı. Bugün Taliban yönetimi dahil tüm Afgan hükümetleri ile Pakistan
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
MİHRÂKSIZ "İNSANÎ ÖZ" MÜNAKAŞALARI
V. İ. Dobrenkov isimli bir Sovyet felsefecisi, Batı Marksizm’ine yakın bir psikanalist olan Erich Fromm’u, insanın ihtiyaçlarını ve ideallerini müşahhas tarihî şartlardan türetmek yerine tarih-üstü bir “insan doğası” içine yerleştirmekle eleştirir. Çünkü ona göre toplum bu bakışta insanı üreten tarihî zemin değil, var olan potansiyellerin açılmasına yardım eden ya da engel olan haricî bir ortam gibi kalmaktadır. Dobrenkov’un öfkesi, Fromm’un kapitalizm eleştirilerini tarihî materyalizmden ziyade mücerret bir “insan özü” fikrine dayandırmasına yöneliktir. Fromm’un insanı, tarih içinde kurulan sosyal ilişkilerin ürünü olmaktan çok, tarihin başından beri kendi içinde birtakım potansiyeller taşıyan bir varlıktır.__ Bütün bunların üzerine, bizi asıl ilgilendiren, Dobrenkov’un Fromm’un “mücerret öz” anlayışını özetlerken kullandığı şu cümledir: “Önceki tarihî devirlerin hiçbirinde insanın özü kendi gerçekleşmesini bulmamıştır.”** Bu cümle, Dobrénkov’un Fromm’u en zayıf yerinden yakaladığı noktadır. Fromm’da tarih, insanı meydana getiren süreç olmaktan çıkıp, önceden mevcut bir insan özünün gerçekleşemediği sahneye dönüşür. Dobrénkov’un Fromm’a atfettiği anlayışa göre tarih, insanî özün serpilip açıldığı değil, çoğu zaman bastırıldığı, ertelendiği, sakatlandığı bir alandır. İnsanlık yaşamış, üretmiş, savaşmış, inanmış, devletler kurmuş, devrimler yapmış, kültürler yaratmış; fakat bütün bunların hiçbirinde “insanın özü” tam anlamıyla kendini bulamamıştır. Her ne kadar Dobrenkov onu, tarihe bakarken sınıflardan ve üretim ilişkilerinden hareket etmediği için eleştirse de bu cümlenin bizim için önemi yalnızca Dobrenkov’un Marksist itirazında yatmaz. Daha derinde, Batı idealizminin sık sık içine düştüğü “mihrâksızlık” ve “mücerrette kalma” zaafını ele verir. -REHA
İnsana Bakış
Klasik dönemde ambargo, "Ben seninle ticaret yapmıyorum" demekti. Yeni formatta ise ABD, Mayıs 2026'da çıkardığı 14404 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile "üçüncü tarafları" hedef alıyor. Yani sadece kendisi Küba ile ticareti kesmiyor; Meksika, Hindistan veya Avrupa'daki herhangi bir şirketin ya da bankanın Küba ile iş yapmasını da engelliyor. İş yapanı kendi finansal sisteminden (SWIFT, dolar piyasası) dışlamakla tehdit ediyor. Bu, coğrafi sınırları aşan tam bir "finansal ablukaya" dönüşmüş durumda. Eskiden Sovyetler kendi devasa kaynaklarıyla müttefiklerini besleyebiliyordu. Bugün ise Küba'nın can damarı olan enerji lojistiği doğrudan hedef alınıyor. 2026 başındaki Venezuela müdahalesinin ardından Küba petrolsüz kaldı. Hemen ardından ABD, Küba'ya petrol taşıyan tanker şirketlerini (Meksikalı Pemex dahil) yakın markaja alarak ve gümrük tarifesi tehditleri savurarak adaya giren enerjiyi fiziksel olarak kesti. Elektrik kesintilerinin günde 20 saati bulması, bu yeni nesil lojistik ablukanın doğrudan bir sonucu. Yeni format, ülkeyi toptan kör bir karanlığa gömmek yerine, rejimi ayakta tutan spesifik finans damarlarını kurutmaya odaklanıyor. Örneğin: Küba'nın en büyük döviz kaynaklarından biri olan yabancı ülkelere gönderdiği "Sağlık Misyonları" (doktor programları) üzerinde muazzam bir diplomatik baskı kuruldu ve Orta Amerika ülkeleri bu programları iptal etmeye zorlandı. Ordunun ve devlet kurumlarının kontrolündeki holdingler (GAESA gibi) tamamen kara listeye alınarak, dışarıdan gelecek sermayenin sadece "özel sektöre ve sivillere" gitmesi şartı koşuluyor. Sovyetler Birliği döneminde kapitalist dünyanın uyguladığı ambargolar, bloklar arası net bir sınırla yürütülüyordu ve Sovyet koruması altındaki ülkeler bir şekilde nefes alabiliyordu. Bugün uygulanan "yeni format" ise
Siyaset
Vatikan için 1917 Bolşevik Devrimi, yeryüzündeki en büyük tehditti. Çünkü komünizm devlet ateizmini savunuyor, kiliseleri kapatıyor ve dinin toplumsal gücünü yok ediyordu. Reichskonkordat (1933): Hitler başa geçer geçmez Vatikan ile bir anlaşma imzaladı. Papalık, Katolik Kilisesi’nin Almanya'daki haklarını korumak karşılığında Nazi rejimini meşru olarak tanıyan ilk uluslararası güçlerden biri oldu. "Sessiz" Papa XII. Pius: Savaş boyunca tahtta oturan Papa XII. Pius, Nazilerin Avrupa'daki katliamlarına ve Yahudi soykırımına karşı ciddi bir ses çıkarmadığı için bugün bile tarihçiler tarafından ağır şekilde eleştirilir. Bunun en büyük sebebi, Papanın Nazileri, Avrupa’yı komünizm dalgasından koruyacak "Hristiyanlığın askeri kalkanı" olarak görmesidir. Vatikan için Hitler geçici bir delilik, ama Sovyetler kalıcı bir inançsızlık tehdidiydi. İngiltere ve Fransa’nın (özellikle Chamberlain dönemi İngiltere'sinin) İkinci Dünya Savaşı öncesindeki dış politikası tek bir kelimeyle özetlenir: Yatıştırma. Münih İhaneti (1938): İngiltere ve Fransa, Hitler’in Çekoslovakya’yı parça parça yutmasına izin verdi. Neden? Çünkü Hitler açıkça "Benim asıl hedefim doğu (Lebensraum - Hayat Sahası), yani Sovyet toprakları" diyordu. Batı kapitalizmi, Hitler'in önünü açarak onun namlusunu doğuya, Moskova'ya çevirmesini istedi. Hesap Şuydu: Nazi Almanya'sı ile Sovyet Rusya birbirine girecek, iki totaliter sistem birbirini cephede tüketecek, kapitalist Avrupa ise arkasına yaslanıp bu iki tehdidin birden yok oluşunu izleyecekti. Stalin Oyunu Gördü: Stalin, Batı'nın kendisini Hitler'in önüne yem olarak attığını fark ettiği için 1939'da ani bir manevrayla Molotov-Ribbentrop (Nazi-Sovyet) Saldırmazlık Paktı'nı imzaladı. Bu imza, kapitalist Batı'nın oyununu bozdu ve Hitler ilk darbeyi batıya (Fransa
Tarih
"Struma Olayı" metinsel dille anlatılan kitap Zülfü Livaneli'nin "Serenad" romanı, Struma Faciası'nı aşk ve tarihle harmanlayan sarsıcı bir yapıttır. Bu olay 2. Dünya Savaşı sırasında Alman Hitler zulmünden kaçan Yahudi mültecilerinin bulunduğu geminin İstanbul açıklarında bekletilmesi ve Sovyet denizaltısı tarafından batırılmasını anlatır. Serenad Zülfü Livaneli