Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
İnsanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde daha bariz bir etki bırakabiliyordu. Bazen Dorian Gray’e tüm dünya tarihi kendi yaşam hikâyesinden ibaretmiş gibi gelirdi; fiili eylem ve durumlar açısından değil de, zihninde ve arzularında tahayyül ettiği biçimiyle. Dünya denilen şu sahneden geçip giden ve günahı böylesine cazip, kötülüğü böylesine gizemli kılan tüm o tuhaf, korkunç karakterleri tanıdığını hissederdi. Anlaşılmaz bir biçimde, onların geçmişte yaşadıkları hayat, kendi hayatı gibi geliyordu ona.