"Senin ruhun bütün dünyadır." diye yazıyordu. Herkes belirlediği hedefe ulaşabilir, yeter ki düşünmesini, beklemesini ve oruç tutmasını bilsin.
Sayfa 99 - can·Kitabı okudu
Edebiyat
Seyyid İbrahim Mevahibi, şeyhi Ebil Mevahib'e gidip tevbe aldığında, ona ahırda yatıp katırlara ve evin ihtiyaçlarına bakmasını emretti ve ona şöyle dedi: "-Sakın bir ilim veya evrad okumak için sofilerin arasına ka-tılma." O, bu şekilde senelerce bekledi ve şeyhin sözünü tuttu. Şeyhin vefatı yaklaştığında ileri gelen müritler teker teker gelip halifelik için izin istediler. Şeyh: "-Bana İbrahim'i çağırın" dedi. Onu getirdiler. Şeyh onu bir seccadeye oturtup: "-Kardeşlerine tarikatı anlat" dedi. İbrahim Mevahibi, nazım ve nesir şeklinde öyle garib ve acayip şeyler beyan etti ki, oradakilerin aklı şaştı. Halifelik isteyenler hep vazgeçti. Şeyh İbrahim ise şeyhinin halifesi oldu. Anlaşılan o ki; fütuhat bilgisi müritte değil, şeyhtedir. İflah olmak isteyen mürit şeyhine teslim olmalı, başka düşüncelerle oyalanmamalıdır.
Sayfa 212 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
Reklam
Edeb
Ebul Kasım Kuşeyri (Rahimehullah) der ki: “Musa (Aleyhisselam) Hızırʼa (Aleyhisselam) şöyle demişti: "Sana öğretilen rüşd ilminin bir kısmını bana da öğretmen kaydıyla sana tabi olabilir miyim?" Şayet bundan başka müridi edebe çağıran bir sebep olmasaydı bu söz bile kafi idi. çünkü Musa (Aleyhisselam), Hızır (Aleyhisselam) ile musahabe etmek istediğinde edebin gereğini yerine getirerek evvela sohbet için izin istedi. Hızır (Aleyhisselam) da "hiçbir şeyde ona muarız olmamasını ve verdiği hükümlerde kendisine itiraz etmemesini" şart koştu. Sonra Musa (Aleyhisselam) ona muhalefet ettiğinde; birinci ve ikinci seferde onu affetti. Üçüncü sefer itiraz ettiğinde ise -ki bu sayı çoğulun en az miktarıdır" ona: “Bu artık ayrılmamız demektir" dedi." "
Sayfa 199 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
Olduğunu sandığı kişiye tutunup asla sınırlarının dışına çıkamayan insanlar için üzülüyorum artık. "Ben şöyle biri-yim, ben böyle biriyim" diye boyuna konuşmalarına da tahammül edemiyorum. Hiç sınanmadıkları durumlarla ilgili kesin bir biçimde "Ben olsam şöyle yapardım" dediklerin-deyse artık anlattıklarını hiç ciddiye alamıyorum. Hayat yeri gelince insanın ağzını burnunu öyle bir yamultur ki, feleğini şaşarsın. İnsan söyledikleri değil, yaptıklarıdır Osman. Bence evrenin kocaman kulakları var. Ağzımızdan çıkan, aklımızdan geçen her şeyi duyuyor. Ne zaman bir şeylere meydan okusam, tak diye karşıma o durum çıkıyor. Sonra çöz çözebilirsen. Fazla iddialı konuşmak istemem ama bana öyle geliyor ki, hepimiz bir üst bilinçten kendi hayatlarımızı yazıyoruz.
Âşıkların Lugatı ve Mâzur Olmaları
Âşıklar ilim, akıl ve hakikat lisanı ile değil aşk, muhabbet ve sekr lisanı ile konuşur. Hikâye:
Sayfa 195 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
Reklam
Reklam