Uğur Dündar'ın Tv8'de Okan Bayülgen ile yaptığı söyleşiden...
"Geçmişteki tek kanallı dönemden buraya kadar gelelim, acaba o dönemlerden bir farkı var mı, yoksa bu sizin mutat işsiz kalışlarınızdan biri mi?"
"Yo, bu dönem çok farklı Okan. Bu dönemde maalesef mesleğimizdeki bazı omurgasızların da iktidarın yaptığı yanlışlara çok büyük desteği oldu.
Bir iktidar yüzde 50 ile işbaşına gelmişse, halkın yarısı, yani iki insandan birisi bu iktidara oy vermişse bundan daha büyük bir güç, bundan daha büyük bir destek düşünülemez. Ama aynı zamanda demokrasi için eğer iyi değerlendirilemezse bu tablo bir tehlike de yaratabilir. O da şu: 'Biz neymişiz, biz ne güçmüşüz!.. Biz ne yaparsak yapalım toplum bizi seviyor, toplum bizi destekliyor!..
İşte bu güç, sahiplerini zaman zaman yanlışlara götürebiliyor. O noktada medeni cesaretle ve iyi niyetle, özgüvenle, 'Bu yaptığınız doğru değil,' diyebilecek entelektüel birikimlere ihtiyaç vardır. Kendine güvenen insanlar doğru bulmadıkları bir durumu, karşısındaki kim olursa olsun, söyleme erdemini göstermelidirler."*
TV 8, 30 Kasım 2011
364
Sayfa 364 - Sia Kitap, Birinci Basım Aralık 2019·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
2019 yılının bir kış günü İstanbul Caddebostan Kültür Merkezi nde söyleşı ve imza günündeydim. Koltuklar çoktan dolmuş, yer bulamayan dinleyiciler sahneye ve yerlere oturmuştu. Söyleşiden sonra imza faslına geçtik. Onümde ucu görünmeyen bir kuyruk vardı. O anda cep telefonum çaldı. Hastaneden arıyorlardı. Annemin durumunun kötüleştiğini bildiriyorlardı.
Unutamadığım günlerden biri de odur. Kalkıp gitsem, gidemedim; kalsam, kalamadım. Bir süre sonra "tuvalete" diye kalktım, derin bir nefes alıp Allah'a dua ettim. "Bana yardımcı ol Allahım, bunca insanı bırakıp gidemem. Annem beni beklesin" dedim. Sonra yerime geçip kitap imzalamaya, okurlarımla sohbet etmeye devam ettim. Birkaç saat sonra yola çıktım, akşam Ankara'daydım.
Hemen annemin yanına koştum. Kardeşlerim yanındaydı. Annem beni beklemiş. Bizi duyup duymadığını bilmeden konuşup vedalaştık annemle. Ona ne kadar iyi bir anne, ne kadar iyi bir insan olduğunu; sevgisini, şefkatini, bitmez tükenmez merhametini, aldığı duaları anlattık. Yalnızca biz çocukları değil, torunları da başındaydı. O gece kaybettik annemi. Ertesi gün camiye sığamadık; öyle büyük bir kalabalık uğurluyordu ki annemi, biz de ina-namadık. İnsanlar yanımıza geliyor, annemden gördüğü yardımı, sevgiyi, şefkati anlatıyordu. Evi günlerce dolup taştı. Uzun uzun andık onu.
"...Daha önceki çağlarda köleler ayaklarındaki prangadan köle olduklarını anlıyordu. Modern köleler ise kendini özgür sanıyor, çünkü beynine geçirilmiş prangaları göremiyor..." Zülfü Livaneli ile Balıkçı ve Oğlu Üzerine Söyleşiden
“Eğer bir adam Allah’ı seviyorum der ve kardeşlerinden nefret ederse yalancıdır. Çünkü görmüş olduğu kardeşlerini sevmeyen, görmemiş olduğu Allah’ı sevemez.”