"NESH" OLGUSU ve TARİHSELCİLİK...
Mustafa Öztürk, tarihselciliğini temellendirmek için “nesh” olgusunu merkeze alır. Ona göre ilk Müslüman nesil, Kur’ân hükümlerini bugünkü okuyucu gibi tamamlanmış bir mushafın içinde yan yana duran âyetler olarak değil, yirmi üç yıllık bir hayat akışı içinde, olaylarla birlikte ve kronolojik olarak tecrübe etmiştir. Bu yüzden sahabe, farklı zamanlarda gelen farklı hükümleri teorik bir problem veya metin içi çelişki gibi algılamamış; bilakis içinde yaşadıkları şartlar değiştikçe hükümlerin de değişmesini tabii karşılamıştır. Öztürk’ün burada söylediği temel şey şudur: Kur’ân’ın teşri süreci, soyut ve tarih dışı bir hukuk bildirisi şeklinde değil, 610-632 yılları arasındaki somut tarihî tecrübenin akışı içinde gerçekleşmiştir. Öztürk’e göre Mekke döneminde Müslümanlar zayıf, baskı altında ve siyasî-askerî bir güçten yoksunken müşriklerle ilişki biçimi başka bir hüküm çerçevesinde düzenlenmiş; Medine döneminin son safhasında ise Müslüman toplum artık siyasî ve askerî bir birlik hâline geldiği için aynı müşrik zümrelerle ilgili hüküm farklılaşmıştır. Dolayısıyla ona göre burada değişen yalnızca üslûp değil, tarihî şartlara bağlı olarak hükmün kendisidir. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Soyut dünyanın kavuşamayanları
Asimptotlar (Sonsuz Yakınlık Ama Asla Dokunamamak): Bir eğri ve bir doğru düşünün. Birbirlerine doğru çekilirler, aralarındaki mesafe her adımda biraz daha azalır, gittikçe yakınlaşırlar ama asla ve asla bir araya gelemezler. Sonsuz bir yaklaşma çabası, ancak sıfırlanamayan bir mesafe...
Alıntı
Soyut olarak varlığını bildiğim birinin somut olarak yokluğu çok acıtıyor... #babalargünü
Bu eser, MS 1000 ile 1200 yılları (ortaçağ / islam dönemi) dönemine tarihlenen Mısır örgüsü bir çoraptır. "Gerçek örgü" tekniği (yani iki veya daha fazla iğne ile) kullanılarak yapılan örgü dünyasında hayatta kalan en eski örneklerden biridir. Mısır'da keşfedilmiştir (benzer birçok parça, günümüzde Kahire olarak bilinen Fustat antik kentindeki kazılardan çıkarılmıştır). Tamamen, dönemin Mısır ve İslam tekstil üretimine özgü bir bitki lifi olan pamuktan üretilmiştir. Beyaz ve mavi renklerde soyut geometrik desenler ve dekoratif bantlar içerir. Pamuk ipliğinde farklı mavi tonları elde etmek için indigodan elde edilen doğal bir pigment kullanılmıştır. Çorap, zamanın ustalarının zarif işçiliğini gösteren, çok yüksek bir dikiş yoğunluğuna sahip turda (muhtemelen ayak parmağından yukarıya doğru başlayarak) işlendi. Topuk kısmı genellikle ayrı olarak takılırdı, böylece sandaletlerle temas sonucu aşındığında kolayca onarılabilir veya değiştirilebilirdi.
Əllərimdən əllərini, çək canım soyut məni Desələr sevgi yoxdu, göstər sübut məni Etmə şair, etmə yazar, sadəcə avut məni Mən unuda bilmədim heç, bacarsan unut məni
Müzik