Bu cümle bize son derece önemli bir hakikati hatırlatır. Şehvet insanın fıtratına yerleştirilmiş bir ihtiyaçtır. Burada yalnızca cinsellikten söz etmiyoruz. Güzel bir yemeğe karşı duyulan arzu da şehvettir. Güzel giyinme isteği, iyi görünme arzusu, konfor tutkusu, ev, araba, para ve servet sevgisi de aynı kökten beslenir. Allah Teâlâ bütün bu eğilimleri insanın fıtratına yerleştirmiştir. Bu yönüyle insan adeta patlamaya hazır bir bomba gibidir. Bu eğilimler sonradan kazanılmış değildir. İnsan bu hâl üzere dünyaya gelir.
Bu sebeple şehvet bütünüyle yok edilebilecek bir şey değildir. Yok edilmeye çalışıldığında insanlıktan bir parça koparılmış olur. Şehvet ancak dizginlenebilir. Terbiye edilebilir. Tasavvufun ve seyr u sülûkün temel hedefi de budur. Hayvani ve nefsani arzuları tamamen ortadan kaldırmak değil, onları kontrol altına almak. Onlara hâkim olmak. Aksi hâlde insan melekleşmiş olur ki bu dünya hayatında mümkün değildir. İnsan ruh ile beden arasında bir denge varlığıdır ve imtihan tam da bu denge üzerinden yürür.
Senin çoğunlukla bütün insanları sevip beğenmeye karşı aşırı bir eğilimin vardır. Kimsede kusur görmezsin. Senin gözünde bütün dünya iyi ve hoştur. Bir kişi hakkında bile kötü söz söylediğini ömrümde duymadım. 
Yaptığım herhangi bir şeyden dolayı hiçbir zaman gerçek bir pişmanlık duyamamış olduğumu ona samimi olarak, hatta dostça izaha çalışmak isterdim. Ben her zaman olacak şeyin, bugünün veya yarının etkisi altında olan bir insandım. Fakat şimdi içinde bulunduğum bu halde, hiç kimseye bu edayla söz söyleyemezdim.
Gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın
karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma
ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte
soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi
Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik
birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak