Rum Kayseri Yıldırım Bayezid güzel cevap yazmamıştı. Lâkin Mısır, Şam askerinin bana yenildiği haberini işitince hayret edip, savaş hazırlıklarına başlamıştı.
…
Bu zaman bana haber verdiler ki, Kayser Halep, Hums, Diyarbekir vilayetlerine asker göndermiştir. Benden kaçıp Kayser penahına giren Kara Yusuf ise eşkiyaların başçısı olmuştur. Yolcuların yolunu keserek yağmacılık yapıyormuş. Bilhassa iki hareme gidip gelen kervanlara çok ziyan vermektedir diye duydum. Üstelik o taraftan bir cemaat kişiler gelip Kara Yusuf’un yaptığı cebir zulümden bana şikayet ettiler.
Bu söz tespit edilince Kara Yusuf’un cezasını verip Kayser’in gözünü gaflet uykusundan açmak bana lâzım oldu. Bu doğrultuda istişare düzenleyip her şehir ve her ulustan asker çağırdım. Ordu toplanıp hazırlanınca tarih 804. hicriyede Receb ayında Azerbaycan’dan Kayser üstüne leşker çıkarıp yola koyuldum. Kendimden ileride birkaç bölük asker göndererek Rum ülkelerine hücum kılmalarını buyurdum. Otlu sulu yerlerden konalga seçerek, at ve hayvanlarımıza yem, ot hazırlasınlar diye askerin önünde bir bölük keşif birliği gönderdim. Sonra kendim Angürya yoluyla Kayser üstüne leşkerle yürüdüm. Kayser Beyazıd ise atlı ve yaya olarak dörtyüz bin askerle beni karşılamıştı. Savaş başlayınca Rum askerini yendim. Askerlerim Kayser’i esir alıp önüme getirdiler. Yedi yıllık seferden sonra zafer ve galibiyetle Semerkand’a geri döndüm.
Kulağıma öyle bir kelime fısıldamalısın ki, o kelime önce beni, sonra bütün yeryüzünü aydınlatsın. Aydınlatsın ki, havai fişekler yerini güneşe bıraksın.
Gecenin güzel saçlı meleği, şimdi,
Güneş dinlenirken dağların üzerinde
O parlak aşk fenerini yakarsın, aydınlık
Tacını takar ve gülümsersin geceleyin
Yataklarımızın üstüne! Aşklarımıza
Gülümsersin, göğün mavi perdesini
Çekerken, gümüş çiyi dağıtırsın erkenden
O tatlı gözlerini kapatan her çiçeğe. Uyusun
Batı rüzgarın gölün üstünde, sessizlikten
Söz edersin uykulu gözlerle ve gümüşle
Yıkarsın alacakaranlığı. Sonra çekilirsin.
Kurt hiddetlenir iyice ve aslan gözünü
Diker boz ormana: Koyunların yapağısı
Kutsal çiyinle kaplıdır: koru onları gücünle.
Adler psikolojisinde, travma kesinlikle reddedilir.
Bu, oldukça yeni ve devrimsel bir noktadır. Hiç şüphesiz,
travmayla ilgili Freudyen bakış açısı harikuladedir. Freud, bir
kişinin ruhsal yaralannın (travmalannın) onun şimdiki zamandaki
mutsuzluğunun nedeni olduğunu öne sürmüştür. Bir
insanın hayatını ayrıntılı bir anlatı olarak ele alırsan, kolaylıkla
anlaşılan bir etki, güçlü izienimler yaratan ve son derece
cazip olan dramatik bir gelişme hissi söz konusu olur. Ama
travma argümanını reddeden Adler, şunu söyler: "Tek başına
hiçbir deneyim, başarımızın ya da başansızlığımızın nedeni
değildir. Deneyimlerimizin yarattığı şok - sözüm ona travma
- yüzünden sıkıntı çekmeyiz, bunları amaçlarımıza uyduğu
şekilde biz yaratırız. Bizi deneyimlerimiz belidemez ama
bunlara verdiğimiz anlam kendi kendisini belirler."
Adler'in, benliğin deneyimlerin kendisiyle
değil, bunlara atfettiğimiz anlamlarla belirlendiğine dair
söylediklerine odaklanmalısın. Korkunç bir felaket ya da çocuklukta
tacize uğrama veya benzeri deneyimlerin, bir kişiliğin
oluşmasına bir etkisi olmadığını söylemiyor; bu olayların
etkisi güçlüdür. Burada önemli olan, hiçbir şeyin aslında etkiler tarafından belirlenmiyor oluşu. Bizler kendi hayatımızı,
bu geçmiş deneyimlere atfettiğimiz anlamla belirliyoruz.
Hayat, birisinin sana verdiği değil senin seçtiğİn bir şeydir ve
nasıl yaşayacağına da sen kendin karar verirsin.