Ben bir dâhi miyim? Sanmıyorum. En azından henüz değil. Burt'ün eğitim jargonunun örtmeceleriyle alay etmek için söylediği gibi, ben istisnaiyim. Bu, (bir zamanlar parlak ve geri zekalı anlamında kullanılan) üstün yetenekli ve yoksun gibi mahkum edici yaftalardan daha demokratik bir deyim. Eminim ki, ne anlama geldiğini insanlar kavramaya başladığı vakit, istisnai sözcüğünü de değiştireceklerdir. Buradaki fikir şu: Bir terimi ancak ve ancak hiç kimse onun ne anlama geldiğini anlamadığı müddetçe kullanın. İstisnai, spektrumun her iki ucuna da atıfta bulunuyor, demek ki ben tüm hayatım boyunca istisnai olmuşum.
At the end of the 1970s, many feared that Christianity in China was near extinction. But not only did it persist, it flourished. It was estimated that China had 3 million Christians in the 1980s. The number grew to 100 million by 2018. Not only did the Christian population grow, but it migrated from the heartland to the cities. In the span of one generation, Chinese Christianity became an urban movement that attracted an increasingly well-educated following.
…İnsanların en üstün saydığı şeyler şu üç başlıkta özetlenebilir: Servet, itibar ve duyusal haz. Zihin bu üçü ile öylesine çelinmiş durumdadır ki, başka herhangi bir iyiyi düşünmekten bütünüyle acizdir.
Duyusal hazda, zihin sanki iyi bir şeye kendini kaptırmışçasına takılmış görünmektedir buna; öyle ki, başka herhangi bir şey düşünmekten tümüyle alıkonmuştur. Gelgelelim, bu hazza erişildikten sonra, şayet zihni tamamen ketlemiyorsa, afallatan ve zayıflatan yoğun bir buhran baş gösterir.
Servet ve itibar arayisi da zihni gene bir bu kadar işgal eder, özellikle de servet başlı başına bir amaç haline geldiğinde böyledir bu çünkü bu durumda istisnasız biçimde en yüksek iyi addedilir. Zihin, itibara bundan bile daha fazla saplanır, çünkü itibar daima kendinde iyi addedilir ve her şeyin yöneldiği nihai amaç olarak görülür.
O halde, bu iki durumda da, duygusal hazda rastlanana benzer bir pişmanlık söz konusu değildir. Daha çok servet ve itibara sahip oldukça daha çok haz alırız, dolayısıyla ikisini de artırma isteğiniz giderek daha çok kamçılanır. Ama eğer bu yöndeki ümitlerimiz boşa çıkacak olursa, arkasından gene yoğun bir buhran baş gösterir. Nihayet itibarın bir büyük sakıncası da, ona ulaşmak için, yığınların sakındığı şeylerden sakınıp, peşine düştüğü şeylerin peşine düşmek suretiyle diğer insanlara uyacak şekilde hayatımızı sürdürmemizi şart koşmasıdır.
İnsanlar vardır; derin bir okyanus.
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi.
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız.
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız…