Sistemin her türlü baskıcı çabasına rağmen, bir grup insan, kendi ahlaki duruşlarını davranış ve tercihlerine yansıtıyor. Tıpkı koca bir stadyumu dolduran sıradan insanın Nazi selamı verdiği o meşhur fotoğrafta selam vermeden, yani sürüye katılmadan tek başına duran o Alman gibi, her daim bir kahraman çıkıyor. Tarihin her döneminde, direniş göstererek değişim ateşini yakan bu kahramanlardan görüyoruz, tıpkı Spartacus gibi.
“Bir anlamda, köleliğe ihtiyaç duyan” bir toplumdur bu. “İnsanın sürekli kendini-alt etmesi” )Nietzsche bunu “ahlâk-üstü anlamda bir ahlâk formülü olarak” kullanır), “çok daha yüksek, daha olağandışı, daha mesafeli, daha fazla genişleyen, daha kapsamlı hallere” erişilebilmesi için bu
mertebeler düzenini ve bu düzenin ürettiği “mesafe pathos''unu gerektirir.
İ.Ö, 74 Spartacus Crixus ve Oenomanus'un komutasındaki yetmiş dört gladyatör Capua'daki gladyatör okulundan kaçtı İtalya'da başıboş dolaşarak ülkeyi Hannibal'ın yaşattığı savaş kadar ciddi bir başka savaşa sürüklediler Aynı anda pek çok Romalı komutanı ve iki consulu yendikten sonra yaklaşık altmış bin silahlı askerden oluşan bir ordu topladılar ama proconsul Marcus Licinius Crassus tarafından Apulia'da bozguna uğratıldı İtalya'da pek çok felakete neden olan bu savaşa ancak üç yıl sonra son verilebildi.
"Efendi", yani kölelere sahip olan "hür" kimse, kölelerinin hayatı ve ölümleri üzerinde tartışmasız tasarruf sahibiydi. İnsan sınıfına konmadıkları için, kendilerine zulüm edildiğinde "insan" olarak haklarını korumak söz konusu bile değildi. Onun için köle, efendisine karşı sürekli bir korku içerisindeydi. Ne zaman ve kime satılacağını bilemezdi. Böyle bir teşebbüse tevessül ettiğinde, öldüresiye işkence gördüğü İçin, kaçmayı aklından bile geçiremezdi. Bu sebepten dolayı firar olayları çok nadirdi. Roma'ya karşı isyan eden kölelerin başını çeken Spartacus'la birlikte giden kölelerin tamamı katledilmişti. Bu trajik olay tarihteki son köle ayaklanması olmuştur.
Köleler, efendilerinin kapris ve ihtiraslarına teslim olmuş, bilmeden irtikâp ettikleri en küçük bir hatadan dolayı, meselâ misafirlerin yanında öksürmek ya da aksırmak gibi bir davranıştan dolayı işkence görür, bazen de öldürülürlerdi. Efendi isterse, kadın kölesini zinâ yapmaya zorlar, ya da onu dilediği erkeğe takdim ederdi. Bu takdim edilişte kadının asla bir seçim hakkı olmazdı. Günümüzün "medenî" (!) toplumlarında, kadınlara rağmen kadın ticaretinin yapıldığı ve çoğu kez bu gibi kadınların, istekleri dışında bu mesleği icra ettikleri gibi, Câhiliye döneminde de kadınlar, efendilerinin ihti- raslarına kurban edilip gidiyorlardı. Bu iğrenç ihtiras kurbanı zavallı kadınlar yorucu bir günün sonunda efendilerine yeterli miktarda kazanç getiremedikleri takdirde, efendileri tarafından gece boyunca çalışmaya zorlanırlardı. Mesela Medine döneminde münafıkların başı olan Abdullah b. Ubey b. Selul, Musayka adındaki kadın kölesine işte böyle davranıyordu.
Häl böyle olunca, Câhiliye döneminde köle ticareti de büyük önem arz ediyordu. Köle alışverişini kendilerine iş edinmiş birçok tüccar vardı.