Westley bağırdı. " Sen sevgilinle ölmektense Prens'inle birlikte yaşamayı tercih ediyorsun."
"Ölmektense yaşamayı tercih ediyorum, bunu kabul ediyorum."
"Biz aşktan söz ediyoruz hanımefemdi."
Uzun bir sessizlik oldu. Ardından Buttercup , "Ben aşk olmadan da yaşayabilirim."diyerek Westley'i tek başına bıraktı.
"O halde ne yapacağım?" diye ağladı yine ve artık zor cevabı açık seçik biliyordu: Sonuna kadar götürmek. Başka bir yalnız yolculuk ve en kötüsü.
"Ne? Ben, tek başıma, Kıyamet Çatlağı'na falan mı gideceğim?" Daha da çok ürktü ama kararı kesinleşti. "Ne? Ben Yüzük'ü ondan mı alacağım? Divan Yüzük'ü ona verdi."
Fakat cevap derhal geldi. "Ve Divan onun yanına yol arkadaşları kattı ki görev yarım kalmasın. Ve Grup'tan geriye bir tek sen kaldın. Görev yarım kalmamalı."
"Keşke son kalan ben olmasaydım," diye homurdandı. "Keşke bizim Gandalf veya başka biri burada olsaydı. Neden karar vermek için bir başıma bırakıldım sanki? Mutlaka yanlış bir şey yaparım. Üstelik Yüzük'ü almak, öne atılmak falan bana göre değil."
"Ama sen kendin öne atılmadın: sen öne sürüldün. Bu iş için doğru ve yerinde biri olup olmadığına gelince, Bay Frodo da yerinde bir seçim sayılmazdı, Bay Bilbo da. Onlar da kendileri yapmadılar bu seçimi."
İşte bu yüzdendir ki,kafası en aydınlık olan çocuk,karanlık güçlerin ikinci kurbanı olacak,üçüncü kurbanın verilmesine ramak kalacak ve kitabın başlangıcında bir cennet olan bu güzel ada bir yangın yerine dönecektir.
Gece yarısı treni | Matt Haig
Gece yarısı trenine geçmeden önce birazcık Matt Haig’in en ünlü romanı Gece Yarısı Kütüphanesi’nden bahsetmek istiyorum çünkü hepimiz Matt Haig’i bu kitapla tanıdık. Gece yarısı kütüphanesi deneyimlemediğimiz hayatları yaşamak için bize şanslar sunan bir noktadaydı. Ne ölüydü ne de diri Nora, hayatında yapamadığı şeyleri yapmak için ona şanslar verildi. Ve tabii ki hiçbirinde mutluluğu bulamadı çünkü mutluluk gerçekten içimizde, bizimle olan bir şey. Ben bu kitabı okuduktan sonra hayatımdan “keşke” kelimesini çıkardım. ( yazının devamı spoiler içerebilir)
İlk kitaptan farklı olarak bu kitap yaşamış olmayı istediği paralel evrenleri değil de yaşadığı tek bir hayatı tekrar en başından izlemesini anlatıyor. 81 yaşında ölen Wilbur Gece Yarısın Trenine biner ve bebekliğinden itibaren yaşadığı hayatı izlemeye başlar. Yaptığı hataları, göremediği detayları ve başarı hırsının nelere mal olduğunu anlar. Ama hayatını değiştirme şansı yoktur. Ta ki rüyadaki Wilbur ona eşlik edene kadar. Rüyadaki Wilbur ve hayalet Wilbur geri kalan hayatlarını birlikte izlemeye başlarlar. Ve işler burdan sonra değişir, daha doğrusu hataları düzeltme şansı doğar. Rüyadaki Wilbur balayında uyanır ve yapması gereken şeyleri görmüştür.
"Çünkü bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır."