Bir tercih yapmanız gerekiyor. Önünüzde iki seçenek var: Uzun bir ömrün sonunda unutulup gitmek ya da kısa bir hayat ve şöhret. Siz böyle bir durumda hangisini seçerdiniz?
Akhilleus, önüne bu seçenekler sunulduğunda şöhreti seçti. Unutulup gitmekten, bir köşede sessizce yaşamaktan (ve yaşlanmaktan), ve gücünü zamanla kaybetmektense kısa hayatının sonunda insanların onu ve ismini hatırlamasını istedi.
Madeline Miller 'ın daha önceden Ben, Kirke isimli kitabını okumuş ve ona da bayılmıştım. Madeline Miller mükemmel bir yazar, bunu hiç düşünmeden söyleyebilirim. Bu kitabını da oldukça beğendim.
Kitabı okumaya başlamadan önce anlatıcının Akhilleus olduğunu sanıyordum, kitabın isminden dolayı böyle bir yanılgıya düştüm sanırım, ama sonradan anladım ki anlatıcı Akhilleus değil Patroklos imiş. Peki kim bu Akhilleus'un kendisi öldükten sonra küllerinin onunkilere karıştırılıp birlikte gömülmesini istediği Patroklos, derseniz; kendisi, küçük yaşta istemeden işlediği bir cinayetin cezası olarak gönderildiği sürgünde Akhilleus ile tanışan bir prens. Daha sonra Akhilleus'un en yakın adamı, arkadaşı ve aşkı oluyor. Akhilleus’un Şarkısı da Akhilleus ve Patroklos'un ruhlarının kavuşmasının hikayesi aslında.
Son zamanlarda okuduğum en güzel ve dokunaklı aşk hikayelerinden bir tanesiydi Akhilleus'un Şarkısı. Eğer homofobik düşüncelere sahip değilseniz ve mitolojik kurgular okumaktan hoşlanıyorsanız seveceğinizi düşünüyorum. Okumanızı tavsiye ederim.
Favori alıntılarım;
1 • #173151617
2 • #173257246
3 • #173263154
4 • #173374740
5 •