Düşmanın silahı vatana çevrilsin de karşısında önce benim göğsümü bulmasın?
Nasıl olur!
Vatan tehlikede olsun da ben evimde rahat oturayım?
Nasıl olur!
Devlet yerinden oynasında ben mıhlanmış gibi burada kalayım?
Nasıl olur!
Bugün vatan sevgisi herşeyden kutsal olsun da ben yalnız senin aşkınla uğraşayım?
Nasıl olur!
Dünyada herşeyin ilerlediğini bilirken ben niçin babamdan, atalarımdan geri kalayım?
Vatan! Vatan! Vatan!
Vatan tehlikede diyorum! İşitmiyor musun?
Allah beni yarattı, vatan büyüttü. Ben doğduğum zaman açtım. Vatan karnımı doyurdu. Çıplaktım, vatan sayesinde giyindim. Vatanımın nimeti kemiklerimde duruyor. Vücudum vatanın toprağından, nefesim vatanın havasından... Ben şimdi vatan için ölmeyeceksem, niçin doğdum? Ben adam değil miyim? Görevim yok mu? Vatanımı sevmeyeyim mi?
Ah! Vatanını sevmeyen adamdan nasıl aşk beklersin?
Pencereden gördüğümüz gece, dışarıdaki katı gerçekliğin çizgilerini muğlaklaştırır. Karanlıkta hiçbir şey birbirinden keskin sınırlarla ayrılmaz. Siyah ve beyaz ortadan kalkar. Keskin yargılara varamaz insan. Gün ışığında insan tüm cevapları bildiğini ve her şeyi olduğu gibi görebikdiğini zanneder. Oysa gökyüzü karardığında, önyargılar yumuşar, suçlamalar çekilir ve duygular ortaya çıkar. Alacakaranlıkta tüm kesinlikler belirsizlikle yer değiştirir. Gece pek çok olasılığı içinde taşır. Bir insanı değerlendirmek tüm sınırlarınızı zorlamanızı ve bakış açınızın geniş olmasını gerektirir. Dışarıdan bakarak bir insanın ufkunun nereye kadar uzadığını ölçebilmenize imkan yoktur. Anlama ve tanıma becerisi, kişisel deneyimle kazanılır. Farklı görme biçimleri, sezgiler ve farkındalık, deneyimi zenginleştiren faktörlerdir. Deneyim bize, dışımızdaki dünyanın, düşünce, tutum, duygu ve ihtiyaçlarımızın yansımasından başka bir şey olmadığını öğretir. Bir başkasının neden belirli bir şekilde davrandığını tam olarak kavrayamasak da onun bir kişiliği ve kendine ait bir anlam dünyası olduğunu biliriz.