Bir kadını yıllar sonra yeniden bulabilir, bir anda karşısına çıkıp yalvarırcasına gözlerinin içine bakabilir, af dileyebilir, hatta onu ikna edip bir şekilde hayatına tekrar sızabilirdiniz. Ama zamanın herkesten eksilttiklerini, bir şeylerin hep yarım kalacağını; yıllar önce şefkatle tutulan bir elin, sevgiyle, adeta tutkuyla bakan o gözlerdeki ışıltının eskisi gibi olmayacağını da peşinen kabul etmek gerekiyordu ve galiba hepsinden öte en çok bu ihtimalden korkuyordum.
Çocuklar için yazanlar, onları bildiğimiz bütün doğrularla donatarak önlerinde uzanan hayata hazırlamaya çalışıyorlar. Ve belki yetişkinlere de ne olursa olsun tutunabileceğimiz doğruların hep var olduğunu ve olacağını hatırlatarak, hayatta verilmesi gereken tavizlere ve kaçınılmaz hicran yaralarına karşı onları gizliden gizliye hazırlıyorlar.
Neden özlemimizin peşi sıra gitmiyoruz ? Neden ? Neden özlemimizi bastırıyoruz, özlemimizin örf, fazilet, sadakat dediklerimizden ve bunlarla birlikte hayata dahil olmayan her şeyden daha hakiki, daha saf, daha güzel olduğunu bildiğimiz halde ? Neden bunlardan silkinemiyoruz ? Neden hayatımızı yaşayamıyoruz, bu tarifsiz ilahi dünyada sadece bir defaya mahsus bulunduğumuzu bildiğimiz halde, bunun sadece bir defalığına, tekrarsız olduğunu bildiğimiz halde !
Hafızayı zamana emanet etmenin sonucu unutmaktır. Zaman unutturur. Unutturur ki, hayat devam etsin. İnsan unutmasaydı, yaşayamazdı. Hayat tekrarlanmasaydı, olmazdı. Çünkü yaşananlardan başka bir şey yok. Yaşananlar yeniden, yeniden, yeniden yaşanmalı ki, varoluş tekrarlansın.
Tanrı gücünü tekrarın sonsuzluğundan alır. Tanrı fikrinin de bir tekrar büyüsü olduğunu biliyorsun değil mi ? Soylardan soylara aktarılan bir tekrar. Olanların adı değişir ama özü her seferinde aynen tekrarlanır. Tanrı bizzat kendisi de her şeyi yaratan ve cezalandıran bir tekrardır.
Senin tanrın var mı ?