... 1893 yılında, pederi cartladıktan hemen sonra, mahallenin imamı, bekçisi ve komiseri araya girip, onu İlyas isminde Pötürgeli bir sakayla baş göz ederler. Bahriye 1894 yılında İsmail'i doğurur. 1897 yılında kocası İlyas evde ne kadar para ve ziynet eşyası varsa, alıp kayıplara karışır. Balkan Harbi çıktığındaysa, on yedisindeki İsmail gönüllü askere yazılıp, cepheye gider. Bir yıl içinde Edirne'de Bulgarlara esir düşüp, kurşuna dizilir. Bahriye bunu duyduğunda kafasındaki son tahtalar da düşer, yedi yirmi dört İsmail'in sedirin üstündeki fotoğrafıyla konuşmaya başlar. Sonunda, 1914 olmalıdır, Bakkal Bodos'tan aldığı rakıyı kafaya dikip, kendisini bahçedeki erik ağacının dalına asar. Öldüğünde sadece otuz dokuzundaydı, cesedine bakanlarsa onu yetmişlik bir müntehir sanmışlardı...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
60'lı yıllarda Siirt'ten veya Erzincan'dan Gümenez'e yaz tatiline giderken, Samsun'un Çiftlik Mahallesi'nde ikamet eden Tahsin Berkem'e mutlaka uğrandığını anımsıyorum.
Peki, bu çılgın Dino kardeşlerin, 34 CTL 70 plakalı otomobili ile Boğaz köprüsünün Beylerbeyi ayağına gelip de oradan denize atlayarak intihar eden Beşiktaş'ın efsane kalecilerinden Sabri Dino'nun amcaları olduğunu biliyor muydunuz?
Fâtih Sultan Mehmed bir Rönesans literatı ve bilgesiydi. Rönesans’ın otodidakt, yani kendi kendini yetiştiren ama bu arada dört bir yandan seçkin üstadları da bir araya getirip istişare ve tartışma ile kendini geliştiren bir portreydi yani Enderun-u Hümayun dediğimiz saray eğitim kurumu imkânlarını kullanmanın yanı sıra bunları zorlayan, çok renkli bir aydın portresidir. Batı’daki Rönesans aydınları da o dönemde Latince ve Yunanca öğrenmeye başlamışlar. Fakat bu kişiler Arapça, Farsça ya da Slav dillerinden birini bilmezler. Oysa Fâtih Yunanca ve İtalyancayı
bilmenin yanı sıra Farsça ve Arapça kalem oynatıyor. Bu dillerin edebiyatını da iyi biliyor. Fâtih, değişik bir dünyası olan, ömrü sefer-i hümâyunda geçen bir padişah. Bir yandan da ülkeye ressam getiriyor.
İstanbul’un fethiyle Türklük mevcudiyeti Avrupa âleminin zihninde iyice yer etmiştir. Zira Avrupa coğrafyasında Türkiye’nin yeri artık kalıcı bir hâl almıştır. Bunun değişmeyeceği anlaşılmıştır. Bu Türklük Rönesans döneminden beri İslam’la aynileşmiştir. İslam’ın yerleşmesi ve yayılmasını etkilemiştir. “Turc” kelimesiyle ifade edilir hâle gelmiştir. Hatta “Turc” giderek eski “Sarazen” sözünün yerini aldı. İslam ve Türkleşen “Müslümanlaşmış” gibi kavramlar kullanılmazdı. Türkleşme engizisyonda bile kullanılırdı.