Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin ikinci kitabı da bitti. Her ay bir kitabını okumayı planlıyordum. Şubatta Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana'yı okumuş bir şeyler yazmıştım. Serinin ana hikayesi mübadele esnasında Rumların boşalttığı, Ege'deki küçük bir adaya yerleşen insanlar. Yani bir deniz, ada ve mübadele romanı.
Yaşar Kemal'in iyi bir romancı olduğunu, kendine has bir üslubu olduğunu burada da görüyoruz. 508 sayfalık bir roman olmasına rağmen okutuyor kendini. İlk romanda ön plana çıkan Poyraz ve Vasili karakterleri burada da varlıklarını sürdürürken, yeni karakterler de ekleniyor ve ada sakinlerinin sayısı artıyor. Dönemin sosyo politik yansımalarını başarılı bir şekilde vermiş. Savaş karşıtlığı çok iyi verilmiş. Özetle oldukça başarılı bir ikinci romandı.
Ama ilk romandaki eleştirimi burada daha da şiddetlendiriyorum. Yaşar Kemal, mübadele ve Ege adası gibi Kürtlere çok uzak olan bir konuya bile ısrarla ve inatla Kürtleri dahil ediyor. Şimdi de bir Kürt ailesi ve dengbej geldi adaya. İlk kitapta anlatmaya çalışmıştım. Kürt karaktere karşı değilim ama bunu söz gelimi Ağrıdağı Efsanesi'nde yaparsan sorun olmaz da, ısrarla ve alakasız bir anlatıya bu kadar eklemesi, biraz da ülke dışı çevreler için, ısmarlama yazdığı intibaını uyandırdı bende. İlk romanın adı bile ( Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana ) içerikten çok ayrı bir şeydi mesela.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaşar Kemal'le geç tanışmış biriyim. Kırk yaşımdaydım ilk okuduğumda. Sebepler malumdu... Gelgelelim, İnce Memed sersinin çok beğenmiştim. Gerçekten Türkçenin en iyi romancılarından birisidir. Çok sayıda kitabını okudum. Bu da oldukça başarılı. Kendini okutabilen bir roman. Yaşar Kemal klasiklerinden olduğu belli. Gerek başlangıçtaki o uzun tabiat tasvirleriyle, gerek yerel ağızla konuşmalarıyla. Bilmiyorum filmi çekildi mi ama iyi bir dizi film de olur bu seriden.
Anlatmayı başarabilecek miyim bilmiyorum lakin birkaç tespitimi paylaşmak istiyorum. Bilmem katılır mısınız? Çünkü bunu öyle her yerde söylemek kolay değil. Serinin ilk romanını çok beğendim, 10 üzerinden 9 verdim. Bunlar bir tarafa. Yaşar Kemal'in bence çok da baskın olmayan Kürt kimliğine, nasıl desem, çok abandığını hissettim. Hatta beni rahatsız bile etti.
Neden baskın değil? Çünkü, evet Kürt bir ailenin çocuğu, bu bir kusur değil, ayrıca olumlu ya da olumsuz bir şey de değil... Ancak sadece doğup büyüdüğü köy değil, neredeyse bütün bir civar Türkmenlerden müteşekkil. Yani Kürtler yok. Buna rağmen mesela bu roman gibi mübadeleyi anlatan, Ege sahilinde geçen, bir ada hikayesinde bile bir şekilde Kürtleri katmış. Yanlış anlaşılmasın, öykünün mekan ve olaylarının uygun olduğu bir konu olsa da katsa anlarım ama "o kasabada Türkler, Rumlar, Çerkezler ve Kürtler(!) de vardı." yazmak, yani epeyce zorlama olmuş. Mesela Ağrı Dağı Efsanesi'nde falan, tamam.
Bu tersten şöyle bir örnek de olabilir. Mesela ben bir roman yazsam ve roman Mardin'de geçse... Ama ben orada Karadenizli Çepnilerin de yaşadığını iddia etsem, romana bir şekilde Samsunluları falan bulaştırsam... Öyle bir rahatsızlık ve zorlama hissettim.
Aynı şekilde romanın adı da, neden Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana? Romanda sadece birkaç yerde Fırat
Tadına doyamadıkları, alıştıkları, küçük bir yanlıştan dolayı sevdalarını yitirmemek, onların ikisinin de ölümlerine sebep olacak bir yanlışa düşmemek için göz göze bakamayacak kadar tetikteydiler."