Mehmet Y.

Mehmet Y.
Ben, Mehmet Yılmaz (Samsunlu) Okuduklarımı duvarımda, yazdıklarımı yazar profilimde görebilirsiniz.
Ön Söz
İstanbul Spor Kulüpleri Tarihi'nin ikinci cildi sadece üç kulübe ayrıldı. İstanbul'da hatta Türkiye'de en fazla taraftarı olan, Avrupa'da ve dünyada en fazla bilinen üç kadim İstanbul kulübüne; Galata Sarayı Terbiye-i Bedeniye Kulübü, Fener Bağçe İspor Kulübü ve Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü... Kulüplerin isimlerinin böyle biraz alışılmışın dışında yazılmasının sebebi, eski metinlerde nasıl geçtiklerini, gazete ve mecmuaların onları nasıl ünlediklerini göstermek... İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Almanya'yı mağlup eden Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri; Başbakan Winston Churchill, Komünist Partisi Genel Sekreteri Joseph Stalin ve Başkan Franklin Delano Roosevelt, 4-11 Şubat 1945 tarihinde, şimdi Ukrayna sınırları içinde bulunan Yalta kasabasında bir konferans tertip etmişlerdi. Bu konferanstan önce yabancı gazeteler sonra da onlardan ilham alan Bâb-ı Âli, konferansa katılan bu üç lidere ve ülkeye “The Three Big” (Üç Büyükler) sıfatını yakıştırmışlardı. Daha sonra bizim spor matbuatı da boş durmadı ve aynı sıfatı İstanbul'un üç silahșoru Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray'a atfetti. Esasen bu üç kulüp de birinci ciltte yer alan pek çok kulüp gibi hatta onlardan da kadim tarihlerde kuruldular. Bununla birlikte hususiyetleri gereği onlara münhasır bir cilt ayırmak daha uygun olacak. Üç Büyükler'in tarihçeleri spor mecmualarında, gazetelerde, spor tarihi kitaplarında, irili ufaklı, doğru yanlış metinler hâlinde defalarca yayımlandı. Bu kitap onları takip etmeyecek. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin tarihçeleri, kurucularının kalemleri, çok eski zaman süreli yayınlar, doğru, güvenilir ve muteber kaynaklar, resmi belgeler yardımıyla anlatmaya çalışacak. * Osmanlıca metinlerde "Bağçe" olarak geçen bu Farsça kelime
Sayfa 9 - İBB Kültür AŞ
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Topkapı Sarayı'nda Yaşamak
9/10
·152 syf.·
2025 19. kitabı
Kınalı Serçe, Şermin Yaşar’ın kaleme aldığı, İlber Ortaylı'nın da notlarla katkıda bulunduğu bir hikaye. Aslında biz bu formu biliyoruz. Daha önce “Cumhuriyetin İlk Sabahı” adıyla benzer bir çalışma ortaya koymuşlardı. Oldukça beğenmiştim o çalışmayı. Orada Meclis'in kuruluş döneminde 1920'nin Ankara'sındaki bir şehit çocuğunun gözünden Cumhuriyetin hikayesini anlatıyordu. Burada ise başka bir hikaye yakalamış Şermin Yaşar. Çok beğendim hikayeyi, onu söyleyeyim. Kendi konseptinde oldukça iyi bir kitap olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Bir ilk genç veya çocuk kitabı seviyesinde de sayılabilir. Ancak yetişkinlerin de rahatlıkla okuyabilecekleri bir kitap. Peki neler anlatıyor burada? Daha önce Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına giden Şermin Yaşar, bu sefer yine bir çocuk gözüyle 1840'lı yıllarda Topkapı Sarayı'na bizi götürüyor. Bu sefer Topkapı Sarayı var. Hikayenin geçtiği yer Osmanlı ülkesi, dolayısıyla Osmanlı coğrafyasından bahsediliyor. Tabii burada sunuş yazısında Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın bahsettiği bir şey var, uzun yıllar İlber Hoca Topkapı Sarayı'nın müze müdürlüğü yaptı. O yüzden Osmanlı tarihini çok iyi bildiği gibi, Topkapı Sarayı'nın hikayesini de çok iyi biliyor. Peki ne anlatıyor? 1840'lı yıllarda Şamaroğlanı olarak sarayda bulunan bir çocukla başlıyor. Şamaroğlanı ne demek? Şehzadelerin eğitimleri sırasında yanında bulunan çocuklar var. Malum, hoca padişahın çocuğuna kızacak ama ona dokunması zaten yasak. Onun yerine Şamaroğlanı olarak kabul edilene kızıyor. Mesela bir şehzade bir hata yaptı, bir işlemi bilemedi, bir soruya cevap veremedi. O, Şamaroğlanına kızıyor. Fakat Şermin Yaşar çok nahif bir hikaye yazmış. Burada şamaroğlanı aslında, Lala'nın bir evlatlığı, yani genç yaşta ölen arkadaşının geride bıraktığı tek evladı. Lala da evlenmemiş, onun
Kınalı Serçeİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20251,803 okunma
Yıllar, yüzyıllar geçer, elbet bir şeyler değişir, devletin adı bile değişir ama Türk'ün adı değişmez. Unutma, bizim şimdi Osmanlı İmparatorluğu dediğimiz, eskinin Osmanlı Beyliği'dir. O, Türklerin beyliğiydi, bu da Türklerin imparatorluğudur. Yarın adı belki aynı kalır, belki başka bir şey olur. Ama ne olacaksa yine Türklerin olur.
Sayfa 105 - Kronik Kitap
Şamaroğlanı
Lala ona da bir çare buldu, beni saraya şamaroğlanı yazdırdı. Böylece hem Şehzade'nin en yakın arkadaşı hem de lalamın öğrencisi oldum. Şamaroğlanı ne mi demek? Anlatayım. Saraydakilerin padişaha ve şehzadelere dokunması yasaktır. O yüzden padişaha saygısını göstermek isteyenler onun elini değil, kaftanının eteğini öperler. Terziler bile padişaha kıyafet dikecekleri zaman ölçüyü ona dokunmadan alırlar. Şehzadeler de büyüyünce padişah olacaklarından onlara da kimse dokunamaz, kızamaz; onların hatalarını yüzüne vuramaz. Kural budur. Sarayın böyle garip garip kuralları vardır. Zamanla alışırsınız. Osmanlı sarayında, şehzadelerin çok iyi eğitim alması gerekir. Bu yüzden lalalar onları iyi ve sert bir eğitime alırlar. Çok sıkı çalıştırırlar. Lalanın kızması, Şehzade'yi uyarması, hatasını söylemesi gerektiğinde ne yapacak peki? Ta ta ta taaam, işte ben bunun için buradayım! Benim hiç suçum olmadığı hâlde lala, Şehzade'nin yerine bana kızar. Böylece Şehzade'nin akıllanmasını bekler. Benim yaptığım bu işe şamaroğlanlığı deniyor. Şehzade olmadığım hâlde Şehzadegân Mektebi'ne gitmem işte bundan. Başka lalalar, başka şamaroğlanlarına şamarı, tokadı, tekmeyi basıyormuş sinirlenince. Benim lalam yapmaz. Sadece sopayla kafama usulca dokunur, o kadar. Ama sözlü kızdığı çok olur. Gerçi Şehzade'den çok bana kızıyor, hak ediyorum ama olsun.
Sayfa 44 - Kronik Kitap