Mehmet Y.

Mehmet Y.
Ben, Mehmet Yılmaz (Samsunlu) Okuduklarımı duvarımda, yazdıklarımı yazar profilimde görebilirsiniz.
Yaşadığın yer
Coğrafya derken zaten biraz da bunu söylemek istiyorum. Kapadokya'ya gidip gelirken hep düşünürüm, insan yaşadığı yere benziyor. Yaşadığı yeri kendince değiştiriyor belki ama esas yaşadığı yer onu kendine mutlaka benzetiyor. Uzun kalırsan çok benzetiyor, az kalırsan az benzetiyor. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım işte o coğrafyada geçti. İstanbul, Ankara, İzmir, yurt dışı beni muhakkak zenginleştirmiştir ama esas hikâye orada duruyor. Esas hikâye her zaman insanın çocukluğudur. O altın çağ, saf ve duru çağ... Şimdi bir ayağım Urla'da, bir ayağım Ataşehir'de. Oğlum Ataşehir'de büyüdü ve seviyor da orayı. Eskiden otoparkın kapısı daha açılmadan arabadan atlar; "Ataşehir'e geldik, evimize geldik!" diye sevinirdi. "İnsan bu rant için uydurulmuş semtin neresini sevebilir ki..." diye düşünürken ben, oğlum onu beğeniyor. Avanos'a dair ne hissediyorsam o da Ataşehir ve Kadıköy için aynılarını hissediyor. Dedim ya, doğduğumuz yerin bıraktığı iz çok güçlü ve derin... Çocukluğumuzu unutmuyoruz, doğduğumuz coğrafyayı unutmuyoruz.
Sayfa 67 - Kronik Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir Zamanlar Anadolu'da
Hasibe gelinin kocasının adı Zekeriya'ydı. Güreşirdi; güçlü, kuvvetli, yağız delikanlıydı. Atları nallardı. Doğubeyazıt'ta askerdi o sıralar. Zekeriya, üç ay olmuştu Hasibe'yle evleneli ve üç ay olmuştu Hasibe'yi hiç görmeyeli. Üç ayda bir memleketine bir mektup gönderirdi ve Postacı Hüsmen onu Balıkçı Rıfat eliyle Hasibe'ye verirdi. Zekeriya'nın mektupları mürekkebi dağınık, tütün kokulu; hep uzun, hep yanık olurdu ve mektubun her satırı Hasibe'nin gün gün çilesini doldururdu. Bir gün sebebi bilinmez, kesildi mektuplar, Balıkçı Rıfat eli boş döndü. Hasibe, Postacı Hüsmen'e koştu hemen ama Postacı Hüsmen ne bilsindi, Hasibe'nin mektuplarının neden kesildiğini. Hasibe'nin yüreğine dert düştü o sıralar. Her yanını alaca sardı Hasibe'nin, saçları vakitsiz ağardı. Pencere önünde gece gündüz yol gözledi ama Zekeriya askerden dönmedi. Zekeriya, bir oğlu olduğunu ve Hasibe'nin ona babasının adını koyduğunu hiç bilmedi. Hasibe zamanla, günleri saymayı, yemeğe tuz koymayı, postanenin yolunu unuttuğu gibi kuyuya yağ lambaşını düşürdüğünü de unuttu. Vefalıydı Hasibe, kadir kıymet bilirdi; dilinde hep Zekeriya'nın adı, oğluna asker babasını asla unutturmadı. Hasibe, bir bağbozumunda kara kazanlarda pekmez kaynarken, yapraklar kızıla çalarken ve kırlangıçlar göç ederken öldü. Öldüğü odada üç gece lamba yandı, aynalar örtüldü ve Hasibe'nin pabuçları biri alsın diye kapıya kondu. Üç kazan su ısıtılıp yıkandı Hasibe ve beş parça bez ile kefenlendi. Hasibe'nin yeşil tabutu üstünde nefti yeşili bir şalla kuyunun taşına kondu. Sonra, İmam Rafi cemaate üç defa, "Merhumeyi nasıl bilirdiniz," diye sordu. Cemaat üç defa "İyi bilirdik," dedi. Cenaze namazı kılındı, toprak atıldı, mezarı örtüldü, telkini verildi. Kaderin Hasibe'ye oynadığı talihsiz bir oyundu bu.
Sayfa 37 - Ötüken Neşriyat
Edip Cansever bir şiirinde, "Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler," der! Böyle değil midir ama bütün soruların kaderi? Memleketini sorarsın birine, o gurbetini söyler. Gurbet çünkü memleketin içinde zamanını bekler sessizce. Memleket de gurbetin içinde bir yerlerde! Ya da arkadaşları sorarsın eski bir arkadaşına, size ölümden söz eder hiç farkında olmadan. Çünkü ölüm de ayrılığın defterine yazılıdır bir zaman. Kelimelerin bizim dışımızda bir hayatı olduğuna inananlardanım. Sadece bizim meramımızı anlatmaya yarayan birtakım şekiller olamazlar. Bizden daha yaşlılar, çok şey görüp geçirmişler, belli ki bizim taşıyabildiğimizden daha zengin bir hafızaları var. ... Nostalji özlem değil, kederdir; çıkmaz içimizden. Çocukluksa yeni koparılmış domatesin kokusu, yani masumiyet... Bu yüzden hakikat denilen şeyin gerçekle bir ilgisi yoktur ve hayat bir pazar yerinden kulağımıza taşan seslerden başkası değildir.
Sayfa 7 - Kronik Kitap
Zaman...
"Son derece inanarak söylüyorum, ben şimdiki zaman diye bir şey olmadığını düşünüyorum. Gelecek de şüpheli... Bütün bunlar zaten hep geçmiş zaman... Tüm hikâyemizi geçip gitmiş zaman üzerinden kuruyoruz. Çünkü şimdiki zaman dediğimiz şey, bence geleceğin geçmişi... Senin 'Zaman geçiyor mu?" diye sorman bile artık geçmiş zaman... Biraz önce acayip bir şey söylüyormuş gibi lafa girişmiş olmam da geçmişte kaldı çoktan. Geçmiş zamanın farklı versiyonları arasında dolaşıp duruyoruz; hepsi bu. Zaman bu geçişleri çok hızlı yapıyor ve ben bu hıza yetişemeyeceğimizi anladım. Şimdiki zaman denilen şey en fazla küçük, ince bir yarık... Gelecek ile geçmiş arasında mikron düzeyinde bir yarık... Bu hızla nasıl baş edebiliriz bilmiyorum ama şimdiki zamanın geleceğin geçmişi olduğunu biliyorum. Dediğin her şey, yaptığın her hareket birazdan geçiyor. O hâlde elimde geçmişten başka hiçbir şey kalmıyorsa ne yapabilirim? Elimde sadece geçmiş zaman var ve o da kaybolmamış Allah'tan, ruhuma sinmiş. İyi ki öyle olmuş ve iyi ki ben bunu fark etmişim. İyi ki belleğimiz var. Belleğin yeri iyi ki beyin değil de kalp, yani vicdan!"
Sayfa 11 - Kronik Kitap
Zaman affettiriyor. O halde bu gece huzurla uyuyabilirim.
Sayfa 83 - Ötüken Neşriyat