Bu şimdi artık toprak, çamur olanlar ömürlerinde benim gibi böyle bir saadete aday olup da onu birtakım, temelli temelsiz vesveselerle reddettilerse ne kazandılar diye söylendi. Evet, ne kazanmıştılar? İşte yapan da yapmayan da aynı toprağı, aynı çamuru oluşturduktan sonra, hep bir sonuç için kesin olan saadetleri tepmek cinneti neye yaramıştı? Şimdi değil, öldükleri anda, hatta yaşarlarken ne kazanmışlardı? Hayatın böyle büyük fedakârlıklara, feragatlere, ağır vazifelere tahammül ve liyakati mi vardı? Bu yalnız, insanların, özellikle insaniyetin selamet ve rahatı için konulmuş, kesin felaketleri engellemek için düzenlenmiş bir kanun değil miydi? İnsaniyet ile insanlığın bu mücadelesinde yine kim mağlup olmuş, hâlâ kim mağlup oluyordu? Hem niçin hayatta binde bire nasip olmayan büyük saadetleri böyle feda etmeli, sonu ölüm olduktan sonra niçin hayatı da böyle esassız kanunlar için zorla ziyan etmeliydi? Hatta insanlık, hatta tabiatın bizatihi kendisi buna yöneltip zorlamıyor muydu insanı?