ikra

ikra
@ssisyphus
23 Aralık 2002
36 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip, "Burası benimdir" diyen ve buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, Uygar toplumun gerçek kurucusu oldu. O zaman biri çıkıp çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da insanlara "Sakın dinlemeyin bu sahtekârı, meyveler herkesindir, toprak hiç kimsenin değildir, ve bunu unutursanız mahvolursunuz" diye haykırsaydı işte o adam insan türünü nice suçlardan,nice savaşlardan,nice cinayetlerden kurtaracaktı." Jean-Jacques Rousseau
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bedenlerimiz benzer yapıdalar ve aynı haricî etkenlere maruz kalıyorlar. Bu da verilen tepkilerde benzerliğe ve sosyal kurallarla yasaların dayandığı genel eylemlerde ahenge yol açıyor. Bizler bulunduğumuz ortamdaki kuvvetleri kontrolü altında bulunan, şişe mantari gibi suyun üstünde savrulan ama dışarıdan gelen uyaranların sonuçlarını özgür iradeyle karıştıran otomatlarız.
Felsefe
tükenirdi monolog kaçarken içine düştüğüm kara toplum big bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni saçlarında titreyen iblisler karartırken güneşi üstüste gömülürken saydam yaşamlar bir yankı duyulurdu hiç'likten bütün yalnızlıklarınızın ilenci korusun çoğulluklarınızı cinnet koyun erdemin adını maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın hepiniz mezarısınız kendinizin... Nilgün Marmara
Şiir
Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: Biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. Nasıl ki yazmayı öğrenirken talebe öğretmen tarafından kalemle çizilmiş çizgileri takip eder, okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir. Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak her zaman bizi bir parça rahatlatır, fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey değildir; ve sonunda onlar bizden ayrılır,geriye kalan nedir? Ve dolayısıyla öyle olur ki çok fazla-yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder. Tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir.
Felsefe
-Dinsel tapınının kökeni-
Büyüye ve mucizeye inanan insanların düşünüşünün ardında, doğaya bir yasa koyma isteği yatar- ve kısacası dinsel tapını bu düşünüşün bir ürünüdür. Bu insanların üstünde durdukları sorun, şu sorunla çok yakından akrabadır: daha zayıf bir kabile, daha güçlü olana nasıl yasalar dayatabilir, onu nasıl belirleyebilir, onun (zayıf kabileye karşı) eylemlerini nasıl yönlendirebilir? İlk önce en masum baskı türü, birisinin sempatisi kazanıldığı zaman uygulanan o baskı, gelecektir akla. Doğanın güçleri üstünde, onların eğilimi üzerine çekildiği sürece, yalvararak ve dua ederek, boyun eğerek, düzenli sunular ve hediyeler verme yükümlülüğü üstlenilerek, gönül okşayıcı yüceltmelerle baskı uygulanabilir: sevgi bağlar ve bağlanır. Sonra karşılıklı belirli davranış yükümlülüklerinin üstlenildiği, teminatların verildiği ve yeminlerin edildiği sözleşmeler yapılabilir. Ama büyü ve büyücülük yoluyla uygulanan, şiddet içeren bir baskı türü daha önemlidir. Nasıl ki insan büyücünün yardımıyla güçlü bir düşmanına zarar vermeyi ve onun kendisinden korkmasını sağlamayı biliyorsa, nasıl ki aşk büyüsü uzaktan etkili oluyorsa,* zayıf insan da doğanın güçlü tinlerini belirleyebileceğine inanır.* Tüm büyücülüğün başlıca yolu, herhangi birisine ait bir şeyi, saçları, tırnakları, sofrasındaki yemeğin bir parçasını, hatta onun resmini, ismini ele geçirmektir. Sonra bu araçlarla büyü yapılabilir; çünkü temel varsayım şudur: her tinsel olanın bedensel bir yanı da vardır; bu bedensel yanın yardımıyla tin bağlanabilir, ona zarar verilebilir, yok edilebilir; bedensel yan, tinin yakalanabileceği tutamak noktasıdır. ....
Felsefe