Büyüye ve mucizeye inanan insanların düşünüşünün ardında, doğaya bir yasa koyma isteği yatar- ve kısacası dinsel tapını bu düşünüşün bir ürünüdür.
Bu insanların üstünde durdukları sorun, şu sorunla çok yakından akrabadır: daha zayıf bir kabile, daha güçlü olana nasıl yasalar dayatabilir, onu nasıl belirleyebilir, onun (zayıf kabileye karşı) eylemlerini nasıl yönlendirebilir? İlk önce en masum baskı türü, birisinin sempatisi kazanıldığı zaman uygulanan o baskı, gelecektir akla.
Doğanın güçleri üstünde, onların eğilimi üzerine çekildiği sürece, yalvararak ve dua ederek, boyun eğerek, düzenli sunular ve hediyeler verme yükümlülüğü üstlenilerek, gönül okşayıcı yüceltmelerle baskı uygulanabilir: sevgi bağlar ve bağlanır.
Sonra karşılıklı belirli davranış yükümlülüklerinin üstlenildiği, teminatların verildiği ve yeminlerin edildiği sözleşmeler yapılabilir. Ama büyü ve büyücülük yoluyla uygulanan, şiddet içeren bir baskı türü daha önemlidir.
Nasıl ki insan büyücünün yardımıyla güçlü bir düşmanına zarar vermeyi ve onun kendisinden korkmasını sağlamayı biliyorsa, nasıl ki aşk büyüsü uzaktan etkili oluyorsa,* zayıf insan da doğanın güçlü tinlerini belirleyebileceğine inanır.*
Tüm büyücülüğün başlıca yolu, herhangi birisine ait bir şeyi, saçları, tırnakları, sofrasındaki yemeğin bir parçasını, hatta onun resmini, ismini ele geçirmektir. Sonra bu araçlarla büyü yapılabilir; çünkü temel varsayım şudur: her tinsel olanın bedensel bir yanı da vardır; bu bedensel yanın yardımıyla tin bağlanabilir, ona zarar verilebilir, yok edilebilir; bedensel yan, tinin yakalanabileceği tutamak noktasıdır.
....