“Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar.
Ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar.
Ve sırf dardı diye kafalar düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik,
Sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik.”
Yeşil Işığın Ardındaki İllüzyon: Muhteşem Gatsby ve Geçmişin Esareti
Edebiyat tarihinin en kusursuz ve en sarsıcı giriş cümlelerinden biriyle açılır perde: "İnsanları eleştirmeden önce, herkesin seninle aynı imkânlara sahip olmadığını hatırla." Nick Carraway’in bu uyarısı, aslında tüm kitap boyunca imkânsızlıktan kaybedilen bir hayatı, muazzam bir imkânla yeniden kazanabileceğini düşünen bir adamı anlamamız için verilmiş bir anahtardır. Çünkü biz burada, yoksulluğun elinden aldığı şeyleri varlıkla geri kazanabileceğine inanan bir adamı okuruz.
Kültürel anlamda bir "Martin Eden" hikayesidir bu. Ancak bu iki dev eseri karşılaştırdığımızda karşımıza muazzam bir zıtlık çıkar: Bir tarafta insan zihnini, entelektüel derinliğini en üst seviyeye yücelten Martin Eden vardır; diğer tarafta ise maddi materyali, serveti ve görkemli bir gösterişi en tepeye yükselten Jay Gatsby. Ve bu iki dev eseri, aslında o iki adamı sıfırdan inşa eden iki kadın üzerinden, yani Daisy Buchanan ve Ruth Morse üzerinden okumak gerekir. Daisy ve Ruth, bu erkekler için sadece birer kadın değil; ulaşmak istedikleri o elit, aristokrat dünyanın birer canlı sembolüydü. Gatsby ve Martin, bu kadınlara layık olabilmek ve geçmişi yeniden var edebilmek için kendilerini baştan yarattılar. Fakat buradaki asıl trajik dehliz, narsistik bir duyguda ve illüzyonda saklıydı. Çünkü iki adam da aslında karşılarındaki etten kemikten kadınlara değil, onların üzerinden kendi zihinlerinde yarattıkları o kusursuz geçmişe ve ulaşılamaz tanrıça imajına aşıklardı.
Klasikler arasında yer alsa da Muhteşem Gatsby, Amerika’daki ahlaki çöküşü, alkol ve uyuşturucu kullanımını fazla açık ve çıplak bir dille anlattığı gerekçesiyle bir dönem yasaklanmış bir kitaptır. Sinemada ise Leonardo DiCaprio’nun efsanevi devleşmesiyle çok iyi bir