6/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 130. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:05
Eserde aşkın, sanatın ve paranın birbirine karıştığı bir dünya anlatılmaktadır. Her ne kadar kısa bir kitap da olsa dönemin insan ilişkilerine dair düşündürücü gözlemler içeriyor.
Duygu ve Düşünce
Féder ya da Paragöz KocaStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021214 okunma
Puan vermedi·218 syf.·
2026 26. kitabı
Friedrich Hölderlin’in 1797-1799 yılları arasında kaleme aldığı bu mektup romanı okurken aklınızda tutmanız gereken tek bir bilgi var: Yazar, otuz yaşında aklını yitirdi ve geri kalan otuz altı yılını Tübingen’de bir kulede, başkalarının verdiği isimleri reddederek, “Scardanelli” diye imzaladığı şiirler yazarak geçirdi. Hyperion, bu çöküşten önce yazılmış son sağlam eserdir. Yani bir bakıma, bir adamın aklının raydan çıkmadan önceki son nefesidir; ve bu nefes, Alman edebiyatının en lirik metinlerinden birini üretmiştir. Hikâye basittir; ama hikâye zaten asıl mesele değildir. Genç bir Yunan olan Hyperion, dostu Bellarmin’e mektuplar yazar; bu mektuplarda Osmanlı’ya karşı verilen 1770 Mora İsyanı’na katılışını, sevdiği kadın Diotima’yı, savaşın hayal kırıklığını, Diotima’nın ölümünü ve ardından dönüştüğü mahzun bilgeliği anlatır. Roman boyunca üç çatışma iç içe geçer: Antik Yunan’ın yüceliği ile modern çürümüşlük arasında, aşk ile yalnızlık arasında, doğanın bütünlüğü ile insanın parçalanmışlığı arasında. Hölderlin’in iddiası şudur: Modern insan kendinden, doğadan ve bütünden koparılmıştır. Çağdaş Avrupa’da gördüğü tek şey; hesap kitap, makine ve ruhsuz disiplindir. Antik Yunan’a duyduğu özlem ise nostalji değil, eleştiridir; geçmişi yüceltirken aslında bugünü teşhir eder. Romandaki Almanları anlattığı meşhur bölüm — “Almanlar arasında zanaatkâr görürsün, ama insan göremezsin.” — bu coğrafyada yaşayan herkesin tanıdığı bir tabloyu çağırır: Meslek var, kariyer var, unvan var; insan eksiktir. Hölderlin’in sanayi devriminin daha bebeklik döneminde gördüğünü, biz iki yüz yıl sonra hâlâ tartışıyoruz. Diotima karakteri ise romanın hem en büyülü hem de en kırılgan tarafıdır. Hölderlin’in gerçek hayattaki aşkı Susette Gontard’ın romandaki suretidir; bu yüzden Diotima, bir
Hyperion ya da Yunanistan'da Bir YalnızFriedrich Hölderlin · Adam Yayınları · 1987429 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Psikolojisi ağır bir eser.
10/10
·%26 (156/592 syf.)··
Beğendi
·
24 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:34
Fransa’nın küçük bir kasabasında bir kerestecinin oğlu olarak doğan Julien Sorel. Kardeşleri gibi güçlü-kuvvetli olmadığı için babasının işine hiçbir zaman yaramadı ve bu sebeple hep hor görüldü. Ama köy papazı Abbé Chélan onda başka bir şeyin, zekânın parıltısını fark etmişti; ona Yeni Ahit’i öğrenmesine ve tamamını Latince olarak ezberlemesine yardımcı olmuştu. Bu o dönemde onun yaşındaki birisi için fazlaca göz alıcı bir meziyetti. Ama bu zekânın idolize ettiği başka bir şey vardı: Napoléon Bonaparte Kasabanın belediye başkanının çocukları için öğretmen olarak tutuldu -bundan daha iyisi mi vardı- Zamanla kendisi de belediye başkanın zarif karısı Madam de Rênal’e gönlünü kaptırdı, o da ona karşı boş değildi; başta takınılan anaç düşünceler bambaşka bir evreye evrildi… Çok sevilen papaz aracılığıyla Besançon’daki papaz okuluna gönderildi ve ücretsiz okunmasında karar kılındı. Burada kendisini geliştirdi ama bir yandan yüreğindeki ateşli askerlik sevdası, Napoléon sevdası da varlığını devam ettirdi. Din adamlığı mı askerlik mi?.. Diğer arkadaşları tarafından ve hocaların birçoğu tarafından hiç sevilmedi… Okul müdürü Rahip Pirard tarafından Paris kibar çevresindeki asillerden Marki de La Mole’e takdim edildi ve ona katip olarak sunuldu. Julien bir Fransız köylüsüydü, Paris kibar çevresine uyum sağlayabilecek miydi? Daha öncesinde Rênallerin burjuvazi hayatına girmişti ama bu bambaşka bir şeydi… Marki de La Mole, Julien’in zekâsına, ezber gücüne hayran kalmıştı… Gel zaman git zaman Julien burda da boş duramadı, Madam de Rênal’i unutmuş muydu yoksa? Marki’nin inatçı, zıt kişiliği ve güzelliğiyle ünlü kızı Matmazel Mathilde de La Mole ile garip bir ilişkileri peyda oluverdi… Bir yandan yükselme sevdası, bir yandan garip duygular ekseninde kerestecinin oğlu Julien
Psikoloji
Kırmızı ve SiyahStendhal · İletişim Yayınları · 201812,6bin okunma
10/10
·222 syf.··
2025 3. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2025 07:44
Koskoca bir toplumun bağrında yalnız başına kalmış bir çocuğun hikayesi Kuyucaklı Yusuf. Sabahattin Ali sanki Stendhal'in o meşhur sözünü doğrular gibi roman yol boyunca gezdirilen bir aynadır der ya işte o aynayı tutuyor. Sadece bir kasaba hikayesi değil. Çok daha fazlası. 20. yüzyıl başı Anadolu'sundaki o yerel ilişkileri, adalet arayışı, yozlaşmış bürokrasi, bireyin toplumla çatışmasını müthiş bir gözlemle çok katmanlı bir şekilde aktarıyor. İşte bu ayna da Yusuf'un o saf dürüst doğasıyla kasabanın çarpık düzeni ile çatışmaya başlıyor. Yusuf sadece masum bir kurban değil. Adaletsizlik karşısındaki dik duruşu, isyanı çok net. Hani hakkını ararken işin sonunu getiremeyen her şeyi yıkan trajik karakterler vardır ya o türden bir adalet arayışının tehlikeli potansiyeli yani. Bir nevi geniş açıdan bakarsak roman bireyin bu çürümüş düzene baş kaldırısı aslında. Romanın son cümlesi de çok manidar. Atını ileriye, dağlara doğru sürdü. Bir de Muazzez'e veda ederken belli olmaz görüşürüz demesi var. Bitmemişlik hissi yani tamamlanmamış hissi, onun yarattığı o sonsuz merak duygusu, belki de onu Türk edebiyatında bu kadar özel kılan şeylerden biri de bu.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,5bin okunma
SPOİLER UYARISI!!
Puan vermedi·592 syf.··
2026 12. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 17:24
Fransız edebiyatıyla aram oldukca iyidir aslında  ama  bu romanla aramıza mesafe koyabilirim.   19. yüzyıl Fransız romanlarındaki o uzun psikolojik çözümlemeler, toplumsal statü mücadeleleri ve karakterlerin bitmek bilmeyen iç hesaplaşmaları bilindik hikaye ve  kuşkusuz Stendhal' da güçlü bir gözlemci ve yetenekli bir yazar. İnsan ruhunun karmaşıklığını, dönemin toplumsal yapısını ve sınıf çatışmalarını başarılı bir şekilde aktarmıs ama yazarın yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal atmosferi romana o kadar yoğun bir şekilde sinmiş ki, bu durum cok yorucuydu. Edebi değerini inkar etmek mümkün değil ama her değerli eser aynı zamanda keyifli olacak  ya da sevilecek anlamına gelmiyor. Yüzlerce sayfa boyunca Julien'in kibri, kararsızlığı ve çelişkileri beni fazlasıyla rahatsız etti. Bir an tutkularının peşinden giden, bir an toplumun onayını arayan, bir an sevdiğini söyleyip bir sonraki anda her şeyi bir hesap meselesine dönüştüren bu karakterle bağ kurmakta zorlandım. Onun iç çatışmalarını derinlik olarak görmekten çok, aynı döngülerin tekrar tekrar yaşanması beni cok sıktı. Başarısızlıklarının önemli bir kısmı toplumdan değil, kendi gururundan ve bitmek bilmeyen hırslarından kaynaklıydı. Mathilde ve Madame de Renal' de  benim için ayrı birer iticilik unsuruydu. Bu yüzden romandaki ilişkiler duygusal bir yakınlık yaratmak yerine çoğu zaman yorucu bir güç mücadelesi gibi hissettirdi. Madame de Rênal ile yaşadığı yasak aşk çok yapaydı başlarda, gerçi sonunu getiren de bu aşk oldu. Mademoiselle de La Mole ise bambaşka bir uçtaydı, sevgiyle değil, tutkuyla ve gururla hareket eden bir karakterdi. Julien'e duyduğu ilgi bile çoğu zaman onun kişiliğinden çok, onu diğer erkeklerden farklı ve ulaşılması zor bulmasından kaynaklanıyormuş gibi hissettirdi. İkisi arasındaki ilişki de samimi
1000Kitap
Kırmızı ve SiyahStendhal · İletişim Yayınları · 201812,6bin okunma
Kırmızı ve Siyah
Puan vermedi·624 syf.··
2026 5. kitabı
Stendhal, bu devasa eserinde bizi Julien Sorel’in hırsları, çelişkileri ve nihayetinde trajik sonuyla baş başa bırakıyor. Kitabı bitirdiğimde zihnimde yankılanan en güçlü duygu, bireyin toplumun ikiyüzlü kuralları arasında kendine bir yer açmaya çalışırken kendi özüne ne kadar yabancılaşabileceği oldu. ​ ​Kitabın ismindeki o keskin ayrım (Kırmızı ve Siyah), Julien’in önündeki iki yolu temsil ediyor: Ordunun ihtişamı ve Kilise’nin disiplini. Ancak Julien için bu yollar birer ideal değil, sadece tırmanılması gereken merdivenlerin basamakları. Stendhal, taşradan gelip Paris’in aristokrat salonlarına sızan bu genç adam üzerinden, dönemin Fransız toplumuna ve "Sınıf Atlama" arzusunun yıkıcılığına dair muazzam bir eleştiri sunuyor. ​ ​Julien, klasik bir kahraman değil; o, gururuyla nefretini, zekasıyla kibrini harmanlamış bir karakter. Onun Bayan de Rênal’e olan saf ama çatışmalı aşkı ile Mathilde de la Mole’a karşı hissettiği, adeta bir güç savaşına dönen tutkusu arasındaki fark, kitabın psikolojik derinliğini zirveye taşıyor. ​Kitabın en sarsıcı noktası, kuşkusuz Julien’in sonu. Toplumun sahte değerlerini reddettiği o mahkeme sahnesi, aslında onun gerçek özgürlüğüne kavuştuğu andır. Julien Sorel, giyotinin soğuk nefesinde hayatına veda ederken, aslında kime ve neye yenildiğini bizlere sorgulatıyor: Kendi hırslarına mı, yoksa içine girmeye çalıştığı o kof aristokrasiye mi? ​ ​Sonuç olarak; Kırmızı ve Siyah, sadece 19. yüzyıl Fransası'nı değil, insanın her dönemde değişmeyen o "görünme" ve "var olma" savaşını anlatan zamansız bir başyapıt. Eğer realist edebiyatın psikolojik tahlillerle nasıl devleştiğini görmek istiyorsanız, Julien Sorel'in bu hüzünlü ve öfkeli yolculuğuna mutlaka eşlik etmelisiniz. Son olarak sevgili Julien hayat sen planlar yaparken, başına gelenler
Kitap Alıntısı
Kırmızı ve SiyahStendhal · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202212,6bin okunma