Bir kere bile görmediğimi, yüzümüzü görmemiş, sesimizi duymamış insanlar, bizim küçük dünyalarımızı karartarak büyük meselelerini halletmeye çalışıyorlar. Bu yolda kan akıyormuş, insanlar acı çekiyormuş. Hastası, doğuracak eşi olanlar varmış, kimsenin umrunda değil
Sems bir gezgindi ancak öncesi vardi.
O siradan bir gezgin degildi. Şems, yollara düsen bir dervis olmadan önce, iyi bir egitim almisti. Arapçayı ve Farsçayı çok iyi biliyordu. Bu dillerin edebiyatina hâkimdi. Ayrica astronomi, astroloji, mantik ve fikih alanlarinda da derin bir bilgisi vardı. Felsefeye de hakimdi.
(St)Burda enterasan olan zamanın tasavvuf ehlinin büyük bir kısmı pozitif ilim ehli olması yada zanaatlarında ileri derecede ehil olması. Yani günümüzde çok örnek olması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle sözleri bir yere veya makamı değil tamamen bağımsız olmasını sağlamıştır
Kitabın başında bu soru ile başladım:
Kitap günümüzün yaşamına mı zıt yada yastığımız hayat mı aslımıza zıt.
Sonunda şu sonuç ile bitirdim:
Ben doğru bildiklerim yanlışmış:
1- Acele ile zamanın sahibine karşı geliyormuşum.
2 - sabır beklemek değil proaktif durumu düzeltmek için öne adım atmakmış (aklıma hep nedense hendek savaşı geldi - gelenlere karşı aktif önlem)Tabi dahası var tabi.
Kitabın geçmişsen atıf yapması çok güzel oldu. O an durum ile yorum yapılması
Konu başında güzel sözler konuşulmasıda ayrı bir hoş olmuş.
Tek takıntım kitap sonunda şemsinin şehadeti konu yapılmaması. Ön sözde geçtiği için merakla o noktaya kadar bekledim
Bir zamanlar Hoca, iki kadinla evli imis. Kadinlar birbirlerini kiskandikça Hoca'ya gelirler: - Hangimizi daha çok seviyorsun, söyle! Der dururlarmis. Hoca, bu nazik durumdan kurtul-manin da kolayini bulmus; her iki karisina gizlice birer mavi boncuk vermis: Sakin ortagina söyleme!... Bu boncuk, seni daha çok sevdigime isarettir! Demis.. Yine bir gün kadinlar Hoca' ya basvurmuslar. Hoca: - Canim, mavi boncuk kimde ise benim gönlüm de ondadir!.. Demis...