Felsefeci ve sosyolog gözüyle...
8/10
·80 syf.··
2026 752. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 00:54
Canavar, modern sosyoloji ve sosyal psikolojinin temel kavramlarıyla okunabilecek güçlü bir “toplumsal dışlama” anlatısı. Küçük bir kasabada geçen hikâye, yüzü yanarak tanınmaz hâle gelen Henry Johnson’ın toplum tarafından “canavar” olarak damgalanması üzerinden, bireyin kimliğinin nasıl kolektif algı tarafından inşa edildiğini gösteriyor. Bu bağlamda eser, etiketleme teorisi ve ötekileştirme kavramlarıyla doğrudan ilişkilendirilebilir. Nitekim Henry, fiziksel deformasyonundan ziyade toplumun ona yüklediği anlam nedeniyle “canavar” hâline gelir; yani “Henry bir canavar değildir, toplum tarafından yaratılmış bir canavardır”. Bu durum, bireyin özünden ziyade toplumsal bakışın belirleyiciliğini ortaya koyar. Eserde toplumsal baskı, özellikle küçük toplulukların normatif yapısı içinde işler. Whilomville kasabası, görünürde dayanışmacı bir yapı sunarken kriz anında kolektif korku ve ön yargı üzerinden bireyi dışlayan bir mekanizmaya dönüşür. Sosyolojik açıdan bu durum, toplumsal norm ile kolektif bilinç arasındaki gerilimi yansıtır. Toplum, “kahramanlık” anlatısını alkışlarken bu kahramanlığın sonucu olan sorumluluğu reddeder; Henry’nin hayatını kurtardığı aile bile toplum tarafından dışlanır. Bu çelişki, “toplumsal ikiyüzlülük” olarak yorumlanabilir ve kasaba halkının “kahramanlık anına hayran olup sonrasındaki yükten kaçınması” şeklinde ifade edilebilir. Böylece yazar, toplumsal düzenin ahlaki değil, konformist bir yapı üzerine kurulu olduğunu gösterir. Yalıtılmışlık teması, eserin hem bireysel hem de kolektif düzeyde en güçlü boyutlarından birisi. Henry fiziksel olarak toplumdan koparılırken Dr. Trescott ve ailesi de onunla dayanışma gösterdikleri için sosyal izolasyona maruz kalır. Bu durum, sosyal izolasyon kavramının klasik bir örneğidir.
CanavarStephen Crane · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,213 okunma
Puan vermedi·325 syf.··
2026 14. kitabı
Daniel Keyes’in Algernon’a Çiçekler adlı romanı, ilk bakışta bireysel zekâ, deneysel bilim ve trajedi üzerine kurulmuş gibi görünse de, sosyolojik açıdan çok daha geniş bir alana temas eder. Roman; toplumun “normal”, “zeki”, “değerli”, “işe yarar” ve “insan” saydığı bireyi nasıl tanımladığını çok çarpıcı biçimde sorgular. Romanın merkezinde Charlie Gordon vardır. Charlie’nin zihinsel kapasitesinin ameliyatla artırılması, sadece bireysel bir değişim değildir; aynı zamanda toplumun ona bakışını da değiştirir. Bu yönüyle eser, bize şu temel soruyu sordurur: Toplum bir insanı olduğu haliyle mi kabul eder, yoksa onu ancak belli ölçütlere uyduğu zaman mı değerli görür? Charlie’nin dönüşümü, toplumun engellilik, zekâ, başarı, dışlanma ve saygınlık konularındaki gizli hiyerarşilerini görünür hale getirir. Romanın en güçlü sosyolojik damarlarından biri, zekânın toplumsal statüye dönüştürülmesi meselesidir. Charlie ameliyat öncesinde küçümsenen, alay edilen, korunuyormuş gibi yapılarak aşağılanan biridir. Ameliyat sonrası ise aynı toplum onu daha “değerli” görmeye başlar. Burada roman şunu açığa çıkarır: Toplum, insan değerini çoğu zaman ahlaki ya da insani ölçülerle değil, bilişsel performansla belirler “Akıllı olmak”, yalnızca bireysel bir özellik değil, aynı zamanda toplumsal sermaye haline gelir. Zihinsel kapasitesi düşük görülen bireyler, çoğu zaman tam özne olarak değil, eksik insan olarak değerlendirilir. Charlie’nin yaşadığı deneyim, sosyolojide damgalanma (stigma) kavramıyla çok yakından ilişkilidir. Toplum, farklı olan bireyi yalnızca “farklı” görmez; ona bir etiket yapıştırır. Charlie ameliyat öncesinde çevresi tarafından çoğu zaman “saf”, “yetersiz”, “komik” biri olarak kodlanır. Bu durum birkaç açıdan önemlidir: Charlie’ye yönelik sözde şefkat, gerçek eşitlik
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,5bin okunma
Reklam
8/10
·102 syf.··
2025 11. kitabı
Bu hikayenin, bende uyandırdığı ilk etki : Rick and Morty izlerken Rick'in keşif uçuşlarıyla veya maceralarla geçen zaman yolculukları yapıp döndüğü yorucu günler sonrasında kendisini çoğu zaman salıverip ve bu yüzden dağınık ve dengesiz uyandığı sabahların kahvaltısında umarsızca sevdiklerini kırıp dökebilmesi hissinde vuku buluyor. Sevginin baki olduğunu bilip de tutamadığı zamanı (Kenan Doğuluca bir şekilde) ama yine de dolaşabildiği içinde; ona hür ama mesnetsiz bir alan verdiği için yorulup üzülüyor ya öyle işte. Öyle farkında ama çaresiz dolanmaların, serbestliğin kabullenişinde bir tat aldım. O yüzden ki Mazzy Star'dan "look on down from the bridge" eşliğinde bu incelemeyi yazıyorum. Yoğun, içten, özgün ve özgür ama kabullenmiş. Yine de tüm bu hislerin o an içerisinde insana yaratıcılıklarla dolu bir zihin kapısı açtığını (hadi portal diyelim) —eurokaaaa, bu portal keşfettim az önce, birazdan da turuncu meyveye tamamlanacak — belirteyim, çünkü Thom Yorke'un bir röportajında dediği gibi insan yaratıcılığı; çoğu zaman depresyon gibi, bahsettiğim zaman kaymaları sonrası yaşanan baş dönmeleri gibi nevroz hallerinden bile beslenebilir. O yüzden başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim, her zaman 802.701 gibi yılların nasıl olacağı veya geçeceği gibi asla işime yaramayacak tahayyüller hoşuma gider, bugünün kaygısını bir kenara ittirir sonuçta. İti ite ittirirler. Şimdi de kitabımızın içinde geçen bazı olağan dışı kelimelerin, olayların, hikayelerin (bazılarının etimolojik kökenlerini de açıklamaya çalıştığım) ne anlama geldiğini veya ne anlattığını belirttiğim bölümüne geçelim. Genelde buralar sıkıcıdır yine de dolaşıp dönüp okuduğumda hoşuma gidiyor, buyursunlar: Hastings Savaşı; 14 Ekim 1066'da İngiltere'nin Hastings kasabası yakınlarındaki Senlac Tepesinde, Fransız
Bilim-Kurgu
Zaman MakinesiH. G. Wells · Karbon Kitaplar · 201737,1bin okunma
9/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2025 11:58
Sağlam kurgu, sağlam gerilim Psikolojik gerilim adına iyi bir kitaptı . Başlarda ağır ilerlese de sonrasın da kapılıp gidiyorsunuz. Karakter analizleri ,detaylar çok iyi işlenmiş. Türü sevenlere kesinlikle öneririm.
Roman
StigmaMichael Hübner · Pegasus Yayınları · 2014207 okunma
Depresyonun Gerçek Yüzü ve Hissettiklerimizin Hikayesi
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
Prozac Nation by Elizabeth Wurtzel, bence depresyonu en iyi anlatan kitaplardan biri. Kitap, depresyonla mücadele eden birinin iç dünyasını öyle dürüst ve açık bir şekilde aktarıyor ki, okurken resmen kendi duygularımı okur gibi hissettim. Eğer depresyon gibi klinik bir durum yaşıyorsanız Wurtzel’in yazdıkları o kadar relatable ki, sanki yıllardır hissettiklerinizi bir başkası da yaşıyormuş gibi. Wurtzel’in yazım tarzı gerçekten çok etkileyici. Depresyonun yarattığı boşluk hissini, çaresizliği ve insanın sürekli içinde kaybolmuş gibi hissetmesini o kadar iyi anlatıyor ki, bu kitabı okurken yaşadığınız duyguların ne kadar normal olduğunu hissediyorsunuz. Kitap bir terapi gibi değil, aksine depresyonun karmaşıklığını, karanlık yanlarını olduğu gibi gözler önüne seriyor. Ama bu sadece bir kişisel hikaye değil. Wurtzel, aynı zamanda toplumun depresyona ve genel olarak mental sağlık sorunlarına nasıl yaklaşması gerektiğini sorguluyor. 90’larda ve o dönemlerde mental health konusu ne kadar küçümseniyor, insanlar ne kadar anlamıyordu ve hala o stigma nasıl devam ediyor, hepsini mükemmel bir şekilde aktarmış. Kitap aslında depresyonla savaşan birine umut vermek gibi bir şey değil, çünkü çözüm falan da sunmuyor. Ama depresyonla yaşayan biri olarak size o kadar büyük bir rahatlık veriyor ki, sanki yalnız değilsiniz. Yani o “benim gibi hisseden başka insanlar var mı?” sorusunun cevabını bulmak çok önemli. Bu kitap da tam bunu sağlıyor. Eğer depresyonla mücadele ediyorsanız, mental health hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız ya da sadece hayatın karanlık taraflarını görmek istiyorsanız, Prozac Nation KESİNLİKLE okumanız gereken bir kitap. Kendi hislerimi bir başkasının kelimeleriyle bu kadar doğru anlatan bir eser bulmak kolay değil.
Prozac NationElizabeth Wurtzel · Riverhead Books · 1995120 okunma
7/10
·400 syf.··
2024 96. kitabı
Yazarın 'Dürtü' kitabına o kadar bayıldım ki, ardından bunu da hemen sipariş verdim. Beklentim doğal olarak yüksekti. Ancak diğer kitap kadar heyecanlı değildi. Aksiyon faktörü eksikti ve olayların gelişimi beni hiç mi hiç tatmin etmedi, sonu da aynı şekilde. Konusuna gelince; Tom Kessler'in kurtarılmadan önce çaresizce saatlerce bir çocuk katilinin insafına kalmasının üzerinden on üç yıl geçmiştir. Tom hâlâ panik atak geçirmektedir ama hiçbir şey hatırlamamaktadır. Bir gün polis kapısına dayanır. Memurlar ona evinden çok uzak olmayan bir yerde küçük bir kızın cesedinin üzerinde bulunan bir notu gösterirler. Notun, on üç yıl önce ölmüş olması gereken fail tarafından yazıldığı açıktır, çünkü sadece onun bilebileceği ayrıntılar içermektedir. Ve Tom'u yaşadığı travmayı tekrarlamakla tehdit etmektedir. Doktorunun tavsiyesi üzerine Tom sonunda hipnoterapiye başlar ve bu onu çocukluğuna geri götürür. Ancak on üç yıl önceki o günün anıları o kadar acımasızdır ki, terapi kontrolden çıkar... Evet, konuyu okuyunca insana acayip geliyor, konudan yana sorun yok zaten. Ama ele alma biçimini beğenmedim...Şahsi fikrim tabii ki...İyi okumalar
StigmaMichael Hübner · Pegasus Yayınları · 2014207 okunma
Reklam
Reklam