"Dünya insanlara ait değil, insanlar dünyaya ait. Çiçekler bizim kızkardeşlerimiz; at, büyük kartal ve geyiği saymıyorum bile, hepsi erkek kardeşlerimiz. Hava sıcaklığının ya da ağaçlardaki rüzgârın sesinin sahibi kim? Dallardaki bitki örtüsünün özlerinde, bizden önce yaşayanların hatıraları saklı."
Kitap bir genç kızın haberi olmadan babası tarafından evlendirilmek üzere satılmasıyla başlayan umut dolu ama yine de bir türlü bitmek bilmeyen çileler silsilesini anlatıyor. Günümüzde ülkemizde bile kızların rızası pek de önemsenmeden bir şekilde başka bir aile ile anlaşılıp (gelinin abisine 1,5 metre zincir, annesine 5 bilezik vs verilmek suretiyle) satılması olayları yaşanmaya devam ediyor.
Zana ve Nadia küçük yaşta babaları tarafından Yemen’li bir aileye çocuk gelin olarak satılmasından itibaren verdikleri akıl almaz mücadeleler, yaşama dair umutlarının hiç tükenmediği ta ki kurtuluşa erecekleri güne kadar yaşanan dram dolu bir hayat.
Kızların alıştıkları özgür dünyadan tamamen farklı ataerkil, erkeklerin sözü kadınların üzerinde yasa olan bir toplumda yaşamaya mahkum bırakılır. Bu süreçte tecavüz, şiddet ve ağır çalışma şartlarına maruz kalırlar. Nadia ve Zana'nın hayatı içinden çıkılması zor bir kabusa dönüşür.
Gerisinden ben bahsetmeyeyim, siz okuduğunuzda anlayın. Sonuç olarak, bu kitapta iki kardeşe yapılan kan donduracak kötülüklerden, iki kız kardeşin dayanışmasından, Zana ve Nadia'nın kölelikten kurtulma mücadelesinden bahsediliyor.
Ah Zana! Kim bilir kaç yüreği yaktın da yinede duyuramadın sesini.
Hikayemiz, adının hakkını verircesine huzursuzlukla içi içini yiyen bir gazetecinin gözünden okuyucuya aktarılmış. Çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberini alıp memleketi Mardin'e giden İbrahim'in, bu ölümün arkasında yatan gizemleri bulmaya çalışırken kendini de keşfetme yolculuğuna tanık oluyoruz hikaye boyunca.
Aslında hikaye çok güzel, içinden bir Serenad çıkaracak kadar ilginç ve dokunaklı. Ama yazar kitaba sanki dün başlamış, bugün bitirmiş gibi bir izlenim veriyor. Çok daha iyi ve dokunaklı anlatılabilecek bir hikaye aceleye getirilerek yazılmış gibi.
Livaneli bu romanında maalesef ki ne Mardin'i, ne Amerikayı ne de başka herhangi bir yeri ön plana çıkarabilmiş. Sadece 1-2 sayfa içerisinde gerçekleşen, Meleknaz'ın IŞİD’lilerin elindeyken birden peynir, sucuk yiyebilecek nispeten avantajlı bir hayata sahip olması ve romanın büyük kısmına etki etmiş olan Hüseyin'in ölümü, Livaneli'nin de karşısındaki okura duygularını geçirebilmekte ne kadar başarısız olduğunu göstermiş. Çünkü savaş psikolojilerinin bu kadar sığ ve derinliksiz bir şekilde insan psikolojilerine yansıtılması maalesef ki bir yazarın kurguyu oluştururken ne kadar aceleye getirdiğinin ve ticari bir kaygı güttüğünün kanıtıdır. Yine de Livaneli işe tanışmak ve bir çırpıda okunabilecek bir eser. Kitaba şans verip vermemek size kalmış.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma