İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
Drogo, hem Maria'yı hem de Maria'nın içinde yaşadığı dünyayı hâlâ sevmekte olduğunu biliyordu: Ama eskiden yaşamını besleyen her şey uzaklaşmıştı, kendi yerinin rahatlıkla işgal edildiği yabancı bir dünyaydı o artık. Ve Giovanni, o dünyayı, şimdi biraz özlemle karışık da olsa , dışarıdan seyrediyordu; oraya geri dönmek kendisine rahatsızlık verecekti. Yeni simalar, farklı alışkanlıklar, yeni aşklar, alışık olmadığı yeni konuşma tarzları oluşmuştu. Artık bu onun yaşamı değildi; o başka bir yola koşulmuştu, geriye dönmek aptalca ve boşunaydı.
Şimdi bir kez daha birbirlerinden uzaklaşmışlardı, aralarında bir boşluk oluşuyordu, birbirlerine dokunabilmek için ellerini uzatmaları boşunaydı, giderek daha da artıyordu.
Hatta şu anda, içinde derin bir eziklik hissediyordu, hani yazgının en belirleyici anları, size dokunmadan burnunuzun dibinden geçip gider ve sizi solmuş yapraklardan oluşan bir burgacın ortasında bırakırlar ya, işte o yiten korkunç ama dev fırsat duygusunu hissediyordu.