Öteki gerçekten ötekidir: Bana benzemeyen, hareket özgürlüğümü engelleyen ve huzurumu bozan kişidir. Bana baskı yapar ve benim karşımda durur. Ama işte tam da bu karşıtlık, "insanın bütün güçlerini uyandırır, onu tembelliğe olan eğilimini yenmeye zorlar ve boş bir ihtişam arzusuyla, iktidar hırsıyla ve açgözlülükle, tahammül edemediği ama kopamadığı hemcinsleri arasında bir mevki edinmeye sevk eder." Eğer cehennem başkalarıysa, aynı zamanda kültürün de sahasıdır; çünkü işte, onlara karşı pek az yakınlık hissettiğimiz, katlanamadığımız ama onsuz da yapamadığımız hemcinsimizle temas sayesinde yeteneklerimizi, zevklerimizi, ahlaki pusulamızı, hatta karakterimizi geliştiririz.
Tragedyanın Doğuşu’nda yalnızca yoğun acı çekebilen birinin neşenin doruklarını da deneyimlenebileceğini öne sürmüştü…Nietzche’ye göre trajedi, yaşamın tam anlamıyla olumlanması için gereklidir; tıpkı yaşamın olumlanmasının onun kaçınılmaz kaybının kabul edilmesiyle birlikte gelmesi gibi. Stoacıların yaptığı gibi, acıdan kaçınarak yaşamak, en yüksek neşeyi de önleyecek ve nihayetinde ruhsal zayıflığa yol açacaktır. Dahası Stoacı soğukkanlılık, Dionysosçu bir ruhun kucaklandığı gerçekliğin kalbindeki kaosu gizleyebilir.
Varoluşçuluk yaşamın amacını ya da anlamanı kategorik olarak belirlemez; her bireysel durumda somut olarak çözülmesi gerektiğini, bunu da söz konusu varoluş kime aitse onun yapması gerektiğini söyler.
Montaigne’in dediği gibi, kendimi diğer her şeyden daha fazla irdeliyorum, benim metafiziğim bu, kendi işlediğim konunun hükümdarıyım ve kimseye hesap borcum yok.