Bu kitap beni gerçekten bazı şeylerle tekrar ve tekrar yüzleştirdi. Adaleti, cesareti, doğru sözlülüğü, kararlılığı, sabrı her şeyi bir arada gördüm. İyi ki okumuşum defalarca kere de okumak istiyorum.
Kitaba ilk başladığımda dilini cok beğenmiştim, yazar kahramanın aklından geçen her şeyi tane tane anlatmıştı. Dönüp tekrar okumama gerek kalmadı ki normalde öyle okurum kitapları.
Spoiler!
Bize o zamanlar siyahilerin yaşadığı adaletsizlikleri ve yine o zamanlar oluşan toplumsal tabuları 9 yaşındaki bir kız çocuğunun gözünden anlatması kitabın çok beğendiğim özelliklerinden. 9 yaşındaki Scout bu yaşananlar üzerine kendini keşfetmeye başlıyor, neyin doğru ya da yanlış olduğuna kendi karar vermeye başlıyor kısacası kendini büyütüyor. Bulunduğu kasaba olan Maycomb'daki birçok yetişkinden daha yetişkin bir insan olup çıkıyor karsımıza.
Scout'un babası olan Atticus'a hayran kaldım kelimenin tam anlamıyla. Yaşanan her duruma karşı sakin kalabilmesi ve düşünerek konuşması beni kendisine daha çok hayran bırakmıştı. Diğer insanlarin yüzüne bakabilmek için önce kendinizin yüzüne bakabilmelisiniz, demişti kitabin başlarında. Vicdanı, kendine olan dürüstlüğü, saygısı... Ne dersem diyeyim Atticus'u size en iyi şekilde ifade edemem. Kitabın sonunda oğlunun birini öldürdüğünü düşününce onu parayla bu işten sıyırmak yerine, bunun konuşulmasını ve gereğinin neyse onun yapılmasını istemişti. Çünkü çocuklarının ona, onun da çocuklarına ihtiyacı vardı. Eger böyle bir yola başvurursa çocuklarını da kaybederdi, kendini de. Bunu yapamazdı, boyle düşünüyordu. Bu bahsettiklerim Atticus'un daha çok baba yönüyle alakalı oldu, avukat olarak da tam olarak böyleydi aslında. Adil, söylediklerinin arkasında, düşünerek konuşan, sabırlı bir avukattı. Mahkeme sahnesinde ne kadar profesyonel bir avukat