Eğer nefsini güzellik ve edeple aklına itaatkâr kılarsan, sen ona boyun eğdirirsin. Ondaki o kötü sıfatlar değişir.
Sende sabır, soğukkanlılık, bağışlama, şecaat, sükûnet,alçak gönüllülük ve cömertlik doğmağa başlar.
Eğer şeytanlık sıfatlarına baş eğmişsen, sende kalan vasıflar ve ahlâk değişir ki, onun işi olan şehvet ve öfke sıfatları artar. Sana hile, düzenbazlık, hiyanet ve sahtekârlık öğretilir. Bunlar ruhuna dolar. Sende söylediğimiz bu kötü sıfatlar meydana gelir...
“O, geceyi içinde sükûnet bulup dinlenmeniz için karanlık; gündüzü de (çalışıp kazanmanız için) aydınlık olarak yaratmıştır.”
(Yûnus Suresi, 67. Ayet / Gâfir Suresi, 61. Ayet)
“O, rahmetinden ötürü, içinde dinlenesiniz diye geceyi ve lütfundan (rızkınızı) arayasınız diye gündüzü sizin için yaratmıştır. Umulur ki şükredersiniz.”
(Kasas Suresi, 73. Ayet)
Wilbur'un içinden bir sükůnet hissi gelip geçti.
Bir ahenk duygusu.
Belki de böyle bir şeydi. Böyle olacaktı belki. Sonsuza kadar altın renkte bir ışığın içinde süzülecekti. Ruhu mutlulukla dolu bir boşluğun içinde asılı kalacaktı.
Zamandan, baskıdan ve kaygıdan azade bir varoluş.