"İnsan aşık olduğunu nasıl anlar ?..."
“..Ben nasıl anladım söyleyeyim mi sana? Bir gün fark ettim ki her sabah gözümü açar açmaz aklıma gelen ilk şey Kaveh olmuş. Sabahları gözünü açınca birinin varlığına şükran duymak yaşam sevinci veriyormuşsa meğer..”
"Allah hiç kimseleri boşuna denk düşürmez, koca dünyada iki insan rast gelip de bunca âşık olabiliyorsa birbirine, hele ki bambaşka diyarlardan iki kişi, mutlaka bir sözü vardır Rabbimin sana bana, duymasını, dinlemesini bilene..."
2020 DUYGU ASENA ROMAN ÖDÜLLÜ
Irmak Zileli kaleminden Son Bakış kitabında genç bir kadının ölüme giderkenki son birkaç dakikasından hareketle, geriye doğru hayatlar ve kuşaklar boyunca aktarılan bakışların izini sürüyor.
Aynı zamanda insanın hayata, geçmişe, kendi varlığına ya da yokluğuna yönelen bir bakış bu ...
"Anahtarı soktuğumuz deliğin bir adının da yuva olması ne tuhaf. İnsan kendi yuvasına girebilmek için anahtarını yuvaya sokup yavaşça döndürebilmeli. Benim anahtarımın yuvası öyle uzakta ki. O yüzden meğer anahtar yuvaya uymadı deda..." (Gürcü dilinde: anne)
Yabancılığın ve dilsizliğin nasıl bir şey olduğunu anlamanın ve anlatabilmenin yolunu arayan bir roman. Sevgilisini yitirmiş, Türkiye’ye kaçak yollardan girmiş genç bir kadın göçmenin son bakışına kilitlenirken satırlarda da kadının yürekleri sızlatan iç sesini okurken belki de haklı isyanına altı çizili satırlarla küçük küçük bizden notlarla eşlik ediyoruz.
"...sevdiklerine bakarken hiçbir zaman unutma küçüğüm, bu son bakışın olabilir."
Zaman o son bakıştan geriye doğru akıyor bu sefer. Nefesleri tutup kurtulmasını beklerken annesine ninesine seslenişleri etkiliyor bizleri...
"...Giderken bu dünyadan yaşarken ki gibi yük hissetmemeli insan kendini. Yaşarken olur anlarım da belki, ölürken hiç değilse biraz rahat
Ayçiçekleri İçin Uyku Vakti – Güneç Aydın
Selam kitap dostlarımm
Bugün kapağının renkleri kadar sıcak ve samimi bir kitapla geldim. İçinde birbirinden farklı 14 kısa öykünün yer aldığı bu kitabı okurken birçok farklı hayatın kapısını araladım.
Yazardan ilk kez okuma yaptım ve kalemiyle tanıştığıma memnun oldum. Öykülerin tamamını severek okusam da beni en çok etkileyenler,
Mesut ve Bahtiyar,
Dövmeci Kadın
Ayçiçekleri İçin Uyku Vakti oldu.
Öykü kitaplarını ayrı bir seviyorum. Çünkü her hikâye bizi başka insanların hayatlarına misafir ediyor. Bazen bir gülümseme bırakıyor yüzümüzde, bazen de içimizde ince bir sızıya dönüşüyor.
Her öykü yeni bir deneyim, yeni bir bakış açısı sunuyor.
Kitapta yer alan Arka Bahçe hikâyesindeki Sarı Uğur, Gaye, Didem ve Ezgi; Mesut ve Bahtiyar öyküsündeki samimi diyaloglar; Ayçiçekleri İçin Uyku Vakti hikâyesindeki Şükran Hanım ve Zeynep uzun süre aklımda kaldı.
Güneç Aydın, gündelik hayatın içinden sıradan gibi görünen anları insanın kalbine dokunan ayrıntılarla anlatmış.
En sevdiğim yanı ise her hikâyenin ardından beni kısa bir düşünce yolculuğuna çıkarması oldu.
Çünkü bazı hikâyeler bittiğinde değil, düşündürmeye başladığında değer kazanıyor.
Kısa ama iz bırakan hikâyeler arıyorsanız,
Birden çok hikâyeye konuk olmak onların hayatlarına girmeyi düşünüyorsanız,
Mutlaka okumalısınız, çünkü ben okudum ve çok beğendim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
ben mağaramda mutluyum kardeşim. bu işin noeli paskalyası şükran günü de var. birbirinizin yüzüne nasıl bakacaksınız. pü. yazıklar olsun... kardeş kardeşe bunu yapar mı...
Yoşuku aslında hepimizin bildiği şekliyle, gerçekleşmemiş olsa bile olmuş kabul ederek sevinç ve şükran duygularıyla karşılamasına dayanan bir Japon düşünce ve niyet pratiğidir. Bir nevi gelecekte olmasını istediğimiz bir olayın enerjisini bugünden yaşamak, onu gerçekleşmiş gibi hissedip kutlamak ve bunun için minnettarlık duymak üzerine kurulu bir Japon manifestasyon felsefesidir.
Japon düşünme sanatını her zaman çok sevmişimdir. Bu yaklaşımlar, olumlu düşünmeyi güçlendirmeye, motivasyonu artırmaya, kaygıları azaltmaya ve kişinin hedeflerine daha net odaklanmasına yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda özgüveni ve umut duygusunu destekleyerek insanın hayallerini yalnızca zihninde canlandırmakla kalmayıp onları gerçekleştirmek için daha istekli ve kararlı adımlar atmasına katkı sağlayabilir diye düşünüyorum.
Kitap tam da bu anlamda bir güzergah sunuyor okuyucusuna. Özellikle günümüz dünyasında teknolojinin de ilerlemesi ile birlikte her şeyin daha hızlı olmasını istiyoruz ama gerçekleşmediğinde mutsuz oluyoruz. İşte Yoşuku buraya devreye giriyor. Hayatın peşinden sürekli koşmaktansa, anın içindeki güzelliklerin tadını çıkarmanın altını çiziyor. Şuanda olan huzuru ve neşeyi bulabilmek bu anlamda önemli oluyor.
“Manifestleme çiçektir ve bu çiçeğin açması için sağlam köklere ihtiyacınız vardır. Öyleyse, önce ağacınınıza sağlıklı kökler nasıl salınır onu öğrenmelisiniz.”
Bu kitapta anlatılan, dünyanın kaçınılmaz bir değişim dönüşüm sürecine girdiğini ve yeni çağa adapte olurken küresel geçmişimizi kültürümüzü atasal geleneklerimizi de içine alacak şekilde yeni çağa uyarlamamız gerektiğinin önemidir.
Belki yenilere yer açabilmek için bazı öğretilerden vazgeçmeliyiz.
Nitekim kitaptaki bu cümle aslında bunu çok güzel anlatıyor;
Himalaya dağlarında uçan bir kelebek, Pasifik okyanusunda fırtına ya sebep olabilir.
Bir tek benimle ne olur dememek lazım "yanlış yanlıştır herkes yapsa bile doğru doğrudur hiç kimse yapmasa bile" bu sözü seviyorum, tüketim çılgınlığı çevre kirliliği Z kuşağı şöyle böyle derken peki yeni nesil gençlerimiz dünyayı kimin gözünden görüyor onlar hiçbir şey bilmeden bu dünyaya geldiler kimin gözünden ilk dünyayı gördüler onlar da bir hata varsa dönüp kendimize bakmamız gerekmez mi kaldı ki kendini inşa etme yolunda kim mükemmeldi ya da şu anda kim mükemmel hangimiz kim gelişimini tamamladı daima öğrenmeye gelişmeye devam etmiyor muyuz?
Ben oldum diyen meyve ağaçtan düşermiş..
Tamam ben oldum demek ne büyük bir ziyandır.
Yeniçağa uyum sağlayıp adapte olurken, bu yeni çağ'ın getirilerini olabildiğince verimli kullanmak ve gençlere de olumsuz bir şekilde yüklenmemek gerektiğini düşünüyorum.
Bir yerde okumuştum Sümer tabletlerinde bile ne olacak bu gençliğin hali yazıyormuş ben inanıyorum doğrudur yazıyordur vardır öyle bir şey, gençliğin hali hiçbir şey olmayacak evet bu hızlı dijitalleşen dünya beni de bazen ürkütüyor ancak onlar da bu bilinç seviyesi ile dünyaya geldiler bir yaradan var burada bizi aşan bir durum var onlar zaten buna daha doğmadan adapte oldular çünkü sistemin bize ne zaman ihtiyacı varsa ve bizim ruhumuzun tekamülü için de hangi çağ uygunsa o çağda o dönemde yaşarız.
Rahmetli anneannemin kendi
Homo GlobusYücel Ataç · İskenderiye Yayınları · 20204 okunma
Aile bağları ve köklerini arama temaları üzerine kurulu bir roman. Yaseminin günümüzdeki yaşamı ile dedesi ve babaannesinin geçmişi arasında gidip gelen hikayesi. Hikayenin ana merkezinde ise Köy Enstitüleri ve bunun önemi yer alıyor. Enstitülerin Önemi ise dedeni Torununa yazdığı mektuplarla ortaya çıkıyor. Kurucuları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç. Onların da emeklerine sık sık değiniliyor. Köy enstitüsü mezunu bir dedenin torununa bıraktığı emanet ve bir sürü hatıra…
Cumhuriyetin ilk yıllarının idealizmini taşıyan, eğitim ve emekle hayat kurmaya çalışan insanlar… dedenin eğitim anlayışı, insan yetiştirme çabası ve topluma faydalı olma isteği Köy enstitülerinin ruhunu çok güzel yansıtıyor. Dedenin torununa bıraktığı mirasım manevi değeri paha biçilemez.
Duygusal bağı çok kuvvetli olan bir roman, Köy enstitülerinin önemi muazzam anlatan bir roman, iyi insan olmanın erdemlerini ve ne olursa olsun iyi kalabilmenin gücünü anlatan bir roman, kadınların yaşadıkları tüm zorluklara rağmen ayakta güçlü kalabildiklerini anlatan harika bir roman.
Dedenin anlayan ve yol gösteren mesajlarını aşırı benimseyip kendinize yazılmış gibi hissetmenizi sağlıyor. Kitap bitmesin dede hep bişeyler anlatmaya devam etsin istedim. Bu yüzden roman bitince şükran ve Özlem duygusu ağır bastı. Okuması Aşırı keyifliydi.