Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan bir eser Yeryüzü Sürgünleri. Kitap ilk başta bir aşk hikayesi ile başlıyor. Bir aşk uğruna hayatını mahveden bir kişinin hikayesi ile başlıyor. Baş kahramanımız Hasan savaşmak istemeyen, bir taraf olmak istemeyen, barış içinde yaşamak isteyen bir kişi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında savaşmayı kabul etmeyip kaçıyor. Bir çeteyle dağa çıkıyor. Ama bu yaptığının yanlış olduğunu fark edip askere gidiyor. Cepheden geri dönerken başına bazı olaylar geliyor. Bu sırada bir rum olan teo Hasan’ı buluyor ve onu kendi evine getiriyor. Theo savaş sırasında ölen oğlu Niko‘nun yerine koyuyor Hasan’ı. Hasan’a iş buluyor, ona yardım ediyor, onu oğlu gibi seviyor hatta onu evlendiriyor. Hasan, eşi Gülizar’a gün geçtikçe daha da çok aşık oluyor. Ama tam bu dönemde Rumlar İzmir’i işgal ediyor. Bu işgallerin geçici olduğunu düşündükleri için bulundukları bölgeden ayrılmıyorlar. Ancak köyleri de Rumlar tarafından ele geçirilence Hasan, Kuvayi milliye’ye katılıyor. Bu dönemde bölgede bulunan Rumların komşuları olan Türklere neler yaptığını, düşüncelerini, hayallerini okuyoruz. Kitapta farklı düşünen Rumların da olduğu. Türklerle yaşamaktan mutlu olan grupların da varlığını görüyoruz ama bunlar diğer gruba göre sayıca çok az kalıyor. Ama hikayede bulunan insanların her birinin hayatı acılarla dolu bunu çok net görüyoruz.
Üzücü bir hikayeydi.
Kitabın konusu heba olmuş neden mi? Buyrun; kitap aslında max 250-300 sayfada biterdi ama yazar kadın karakterin iç düşüncelerini çarşaf çarşaf yazıyor ve aynı şeyleri tekrarlıyor sürekli, mesela ikili diyalog kuracak, kadın karakter bir düşünmeye başlıyor ki en son bunlar ne konuşuyordu diyorsun çünkü kaç sayfa öyle geçmiş, diyalog eksikliği var çok fazla, baskarakter davranışlarıyla aslında çok sığ çünkü sürekli ağlayıp zirlayip duruyor ama adam ona akıl verince haaa! diyor, sürekli bu döngüde kitap. En çok üzerinde durulacak konular oldu-bittiye getirilmiş, kitap boyu kavuşmalarını bekledim hatta gece yarısını geçti saat, ama ne oldu pat diye bitti kitap ben de enayi gibi saatlerce kitaba zaman ayırdım, hatta yazması gerekmediği yerleri o kadar uzatmış ki yazar sayfa sayfa okumadan geçtim ikilinin arasında ne olacak diye, bir de önemli bir konu var ve konuşulacak mesela bunlar konuları konuşmayı erteleyip duruyor.... Yaz yaz bitmez , bence vakit kaybıydi ne beklentiyle başlamıştım
Yasaklı BahçeŞule Terzi · Parola Yayınları · 202552 okunma
Bir insanı tanımak istiyorsanız onun geçmişiyle gerçek hikayesini bilmelisiniz!
Hırs ve Esaret
@_nehir.güzel
Doktor Ekin kariyeriyle göz dolduran, bir psikiyatrist, ünlü bir iş insanının kızıyla evli ama eşinin ailesinden hak ettiğini düşündüğü saygıyı bir türlü göremiyor, yazdığı kitap da tutmuyor, Dr. Salih egitim hayatı boyunca ona hem dostluguyla hem de maddi manevi desteğiyle hep yanında olmuş, Ekin bunun bile farkında değil kendine şefkati yok, değersiz hissiyle kendimi sevemiyorum itirafıyla hırslarına da yenik düşmeye meyilli narsöçist birbkışilık, eşinın de evi terketmesi olayları tetikliyor.
Erhan, baba siddetıyle büyümüş, lisedeyken bir kazada babasını kaybediyor, anne yatağa mahkum, yardımsever komşu Mehtap ın Erhan' a bir kitap hediye etmesiyle yazma yeteneğini keşfediyor, onu yazmaya teşvik eden de Dr. Ekin çünkü Mehtap onu psikolojik tedavi görmesi için Ekin' in calıştığı hastaneye yatırıyor, tedavinin sona yaklaştığı bir dönemde Erhan hayatını kaybeder. Bu şaibeli ölümü araştıran Komser Tuna kanıtları bulmasıyla bir puzzle gibi parçalar yerine oturacak.
İlk kez sevginin yüreklerini kıpırtattıği kaderleri ayni iki genç insan Funda ve Erhan, her ikisine sevgiyle yaklaşan Ekin in de asistanı Şule, öğrendiği sırlar mı terastan atılarak hayatını kaybetmesine sebep oldu, Erhan' ın odasının kameranın kör noktasına denk gelmesi, ayni kamerada Şule' nin terastan düşmesinde de görüntü kaydetmemiş.
Salih'in hayatı boyunca sahip çıktığı Ekin' i çözmesi, peki vicdanının sesine kulak verebilecek mi?
Kanıtlar tek bir kişiyi işaret ediyor okurken bunu biliyoruz ama satranç tahtasında ilerleyen taşlar yerine Komiser Tuna sayesinde oturacak?
Yazardan okuduğum ikinci kitaptı, psikolojik ve polisiye türü kaleme alan
Hırs ve EsaretNehir Güzel · Çınaraltı Yayıncılık · 20268 okunma
Bazı kitaplar kelimelere kifayetsiz kalıyor... Yaşanmışlıklarda kendini bulduğundan
Hayat bazılarına altın tepside sunulurken, bazılarına nasipte zorlanır. Verir gibi yapıp, kandırır gibi...
Bir insanın antika saray saatlerini tamir etmekte ustalaşmış olması yeterince ilgi çekiciyken, böyle bir oyunu da yazabilmesi... :)
Şule Gürbüz okumalarının başladığı yer tam olarak burası olabilir.
Hafif dozda barındırdığı mizah ve karakterlerin çocuksu duygu durumlarıyla neredeyse Mercier ile Camier kıvamında bir eser.
Tiyatro yapıtlarında aradığım, olabildiğince beni o koltuğa oturtup, sahnenin ışıkları sönünceye dek oyuna dahil edebilmesi...
Çok az yerde kopuşlar yaşansa da, başarılı bir eserdi. Çok derinden, yüzeysel anlatıma, acıdan sevince, kahkahadan gözyaşına anlık geçişler, felsefi metaforların sarsıcı etkisi... Hayranlıkla okudum.
'Yaşlı İhtiyar' Beckett'ın neredeyse bütün eserlerinde görebileceğimiz, yardıma ihtiyacı olan duygusal gel-gitler yaşayan ama en güçlü cümleleri, en sıradan olayların içine gizleyen, yaşlı bilge arketipine yakın bir karakter. Her konuda üstünlüğünü ilan etmiş ama bu üstünlükten hazzetmeyen, düş ve gerçeğin sınırlarını yitirmeye cesaret edebilmiş biri. Merkezde bulunuyor...
Yaşlı ve genç kadın karakterlerinin, yaşam ve ölüm üzerine bizde bıraktıkları etki çok kıymetli...
Hizmetçi: başlarda gerçekten Yaşlı adama refakat eden bir hemşire olduğu fikrine kapılabilirsiniz, çıkarımları ve akıllıca sözleri size 'evet sanırım bir çıkış noktası buldum dedirtse de' oyunun sonlarına doğru fikriniz değişebilir.
Susan Sontag; "Yaşama gücümüzü delilik kaynaklarımızdan alırız." derken, anlamlı bir tespitte bulunmuştu. Uyum gösterebilme becerisi deliliğin bir biçimi değil de nedir? Belki bize hiç beklemediğimiz cümleleriyle şaşırtan insanlar onlara dayatılan zihinsel normların üstünlüğünü reddedenlerdir.
1950’lerde psikoz tanısı konulan vakalar modern zamanın gayet sağlıklı bireyleri kabul ediliyor. :)
Samed Behrengi, Tebriz’in yoksul bir mahallesinde, bir işçi ailesinin dördüncü çocuğu olarak geldi dünyaya… Sadece yirmi dokuz yıl yaşadı ama bu kısacık hayatının içine hem yoksulluğun bir kader olmadığı başkaldırısıyla onurlu bir eşitlik mücadelesi sığdırdı hem de sayısız masal, derleme, çeviri ve makale bıraktı arkasında.
Ekmeğin, hakların ve adaletin herkese eşitçe dağıtıldığı başka bir dünyanın mümkün olabileceğini var gücüyle haykıran, geleceğe ümitli çocuklar yetiştirebilmeye kendini adayan bir öğretmen, aydın ve edebiyatçıydı da aynı zamanda.
Samed Behrengi - Dünyayı Küçük Karabalıklar Kurtaracak