Ah, bilinmezliklerle sırılsıklam kaldırdı tanrısal başını,kışkırtarak geceyi sonsuz kargaşaya. Ey kanın Neptün’ü, ey üç dişli korkunç mızrağı onun. Ey karanlık rüzgârı kıvrık deniz kabuğundan göğsünün.Dinle, nasıl da çukurlaşıp derinleşir gece. Siz, yıldızlar, sizden değil mi , sevenin, sevgilisinin çehresine tutkusu?Onun saf yüzüne o içten bakışı, saf yıldızdan değil mi?
Ah ve gece, uzay dolu rüzgâr yüzümüzü kemirirken —kime kalmaz ki , o özlenen, hayal kırıklığına uğratan usulca ,her bir yüreği bekleyen zorlu gece. Daha mı kolaydır sevenlere?Ah , onlar ki birbirini örter sadece kaderleriyle.
Rüzgârsız günlerde daha çok ölüm , ceset ve hanımeli kokan başşehirde karanlık gecelerde daha da belirginleşen bir veba sessizliği hüküm sürüyordu artık.
Biz güzellikleri yalnız sivri ,şişkin , süslü püslü olarak seviyoruz.Saf ve sade olanlar kolayca kaçıyor bizim kaba gözlerimizden, öylelerinin ince ve saklı bir yanları var ;İnsanın pussuz,yıkanmış,arınmış bir bakışı olmalı ki o gizli ışıltıyı görebilsin.Biz saflığı budalalıkla eşanlamlı kullanıp kınamıyormuyuz?