35 yaşından sonra şunu farkettim ki insanın istediği şey aşk değilmiş.ÇABA ve NETLİK miş...
Duygu ve Düşünce
Beni korkutan, sadece şunu keşfetmiş olmam: Hayatımı kendimden gizlemişim. Kim olduklarına bakmadan insanlara hikayeler sunmuşum. Bu hikayelerde kendimi çırılçıplak soymuşum, biliyorum, tanınmaz olana kadar. Montauk
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
➡️ *İslam nimetinin elden çıkması* 📆 (Osman Ünlü Hocanın 26.06.2026 tarihli yazısı) *Sual: İslamiyet gibi, Allahın ihsan ettiği en kıymetli nimetlerin insanın elinden çıkmasının sebebi veya sebepleri nedir?* *Cevap:* İslam nimetlerinin elden çıkmasına sebep olanlar iki kısmdır: Birincileri, düşmanlıklarını açıklayan kâfirler olup, bunlar bütün silahlı kuvvetleri, propaganda vasıtaları ve siyasi oyunları ile, İslamiyeti yıkmaya uğraşıyorlar. Müslümanlar, bunları biliyor ve onlardan üstün olmaya çalışıyor. İkinci kısım kâfirler, kendilerine Müslüman ismini ve süsünü verip, din adamı tanıttırıp, Müslümanlığı, kendi akılları ile, keyiflerine uygun bir şekle çevirmeye uğraşıyor, Müslümanlık ismi altında, yeni, uydurma bir din kurmak istiyorlar. Müslümanların çoğu bu düşmanları, bazı sözlerinden ve İslamiyeti yıkıcı davranışlarından seziyor ise de, çok kurnaz idare edildikleri için, birçok sözleri revaç bulup, Müslümanlar arasında yerleşiyor. Bazıları da; “Bu asırda yaşayabilmemiz için, milletçe, topluca Garplılaşmalı, Batılılaşmalıyız” diyor. Bu sözün iki manası vardır: Birincisi, Batılıların fende, sanatta, imar ve refah vasıtalarında bulduklarını öğrenmek, yapmak, bunlardan istifadeye çalışmaktır ki, bunu İslamiyet de, zaten emretmektedir. Fen bilgilerini öğrenmenin farz-ı kifaye olduğu, kitaplarda, vesikaları ile bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte; *(Hikmet yani fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!)* buyuruldu. Fakat bu, Batıya uymak değil, ilmi, fenni onlarda bile arayıp almak ve onların üstünde olmaya çalışmaktır. İkinci manada Batılılaşmak ise, ecdadımızın doğru ve mukaddes yolunu bırakıp, Batı'nın bütün âdetlerini, ahlaksızlıklarını ve hepsinden daha acı olarak, dinsizliklerini alıp, camileri kilise ve eski sanat eseri şekline
Alıntı
Eğitim öğretim yılının bu sene de sonuna geldik. Özellikle çocukların beklediği ve aşırı derecede önemsediği karne günü geldi çattı. Ebeveyn ve öğrenci olarak çok anlam yüklediğimiz karnelerle ilgili birkaç şey belirtmek istiyorum. *Karne çocukların başarılı olup olmadığına dair bir ölçüt değildir. *Ders başarısı notla ölçülebilecek bir durum değildir. *Başarı bir sonuç değil, süreçtir. Karneyi çok önemseyen ebeveynler için de şunu belirtmek isterim: *Çocuklarının almış olduğu karne sadece çocukların değil, ailelerin de karnesidir. *Ebeveynler okula gidip çocuklarının ders durumları ile ilgili bilgi almaya çalışırken öncelikle çocuklarının ahlaki davranışlarının nasıl olduğunu öğrenmeye çalışsınlar. Çünkü, ahlakı düzgün olmayan bir bireyin, diplomasının topluma da kendisine de bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Ayşe ESMER
Hayat İlerlemeye Değer!!
30 yaşıma çok az bir zaman kaldı. O zor günlerin nasıl geçtiğini düşündükçe hâlâ şaşkınlık içindeyim. Bir zamanlar hiç bitmeyecek sandığım yolların sonuna gelmişim. Bugün sohbet hocasıyım. İki yıllık ilahiyat eğitimimi dört yıla tamamladım ve bugün diploma işlemlerimi hallettim. Hâlâ hayretler içerisindeyim; "Bitmez." dediğim şey gerçekten bitti. Şimdi Kur'an öğreticisiyim. Minik minik öğrencilerim var. Üstelik bir butik işletmesinde ticaret danışmanı olarak da çalışıyorum. Geçmişteki ben, günün birinde bu iki meslekten rızık kazanacağını asla tahmin edemezdi. Demek ki insan, yürüdüğü yolun sonunu her zaman göremiyor. Bazen sadece adım atması gerekiyor. Bir kitapta şöyle diyordu: "Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır." Bugün geriye baktığımda birçok şeyin neden yaşandığını daha iyi anlıyorum. Rızık konusunda büyüklerimizin söylediği söz ne kadar doğruymuş: "Rızık Allah'tandır." İnsan bazen kapandığını sandığı kapıların, aslında kendisi için daha güzel kapıların habercisi olduğunu yıllar sonra anlıyor. Hayatıma giren, beni hiç yalnız bırakmayan, kolum kanadım olan, canım, cananım, güzel yüzlü eşime de hamdolsun. Onu yetiştiren ailesine de binlerce kez teşekkür ediyorum. Bugün eşimle birlikte planladığımız tatile gidiyoruz ve ben şu an kahvemi balkonumda içiyorum. Huzur… İşte tam olarak huzur. Bir zamanlar mutlu olmayı, sevilmeyi ve sevgi dolu bir yuva kurmayı ne kadar çok beklemişim. Şimdi dönüp bakıyorum da, bazı duaların kabul olması için insanın biraz büyümesi, biraz olgunlaşması ve biraz da sabretmesi gerekiyormuş. Eşim, omuzlarımdaki yükü çoğu zaman sessizce hafifletiyor. Birlikte hayatı paylaşmanın ne demek olduğunu bana yeniden öğretti. Geçmişteki hâlime bakıyorum ve bazen kendime üzülüyorum. Ne öfkemi gösterebilmişim insanlara ne de
ihtimallerin heyecanına üzülüyorum
normalde okuduğum kitaplardan ya da karşıma çıkan metaforlardan aklımda kalan düşünceleri birkaç satırlık notlar hâlinde yazar geçerim. fakat sylvia plath’in incir ağacı metaforu bende kısa bir kenar notundan daha fazlasını uyandırdı. bu kez yalnızca altını çizdiğim cümleyi değil, o cümlenin bende açtığı düşünceyi de kaydetmek istedim. belki yıllar sonra bu sayfaya tekrar döndüğümde aynı fikirde olmayacağım. belki incir ağacına bambaşka bir gözle bakacağım. düşüncelerimi dondurmak için değil, zaman içindeki değişimimi görebilmek için yazıyorum. sylvia plath’in incir ağacı metaforu çoğu zaman “çok fazla seçenek arasında kalmak” olarak yorumlanıyor. oysa ben ağacın altında duran esther’in en büyük korkusunun seçeneklerin fazlalığı olmadığını düşünüyorum. asıl korku, uzandığı incirin yanlış incir olması ve o anda diğer bütün ihtimallerin sonsuza kadar yok olması. insan yalnızca bir seçim yapmaz, aynı zamanda sayısız olasılıktan vazgeçer. belki de bu yüzden çoğumuz hayatımızdaki önemli kararları geri döndürülebilir bırakmaya çalışıyoruz. bir kapıyı tam anlamıyla kapatmıyoruz. “olmazsa geri dönerim.” düşüncesi, seçimin ağırlığını hafifletiyor gibi geliyor. fakat bunun görünmeyen bir bedeli var. sürekli açık bırakılan kapılar, insanın hiçbir odaya gerçekten yerleşmesine izin vermiyor. belki de plath’in incirleri tek tek düşerken anlatmak istediği şey tam olarak buydu. hayat biz karar vermeyi beklerken durmuyor. zaman, bizim yerimize seçim yapıyor. ve bazen hiçbir şey yapmamak da, en az bir şey yapmak kadar kesin bir karar hâline geliyor. yine de bunun çözümünün korkusuzca seçim yapmak olduğunu düşünmüyorum. çünkü insanın korkması çok doğal. ben de her şeyi okumak, her şeyi öğrenmek, her ihtimali değerlendirmek istiyorum. dünyada okuyamayacağım kadar çok kitap,